Önyargı mı demiştik?

2

2012, yaz, temmuz. Kızlar Antalya’da, biz bir haftalık İstanbul kaçamağında.

Yeni Cami önündeyiz, çeşit çeşit insan…

Güneşin dik geldiği saatlerden, nerdeyse batana kadar, bu çeşitliliği çekmekten kendini alamayan kocam, aldığı keyfe dokunmadan bir bankta oturup hem onu hem çevreyi seyreden ben.

Güneş batınca ara sokaklarda kaybolmaya karar verişimiz…

Tesadüf bu ya, yolumuzun Hayyam Pasajına kadar düşüvermesi, e düşmüşken bir de pasajı turlayıverişimiz…

İkinci katta, Leica satan bir dükkanın önündeyiz. Asıl derdimiz Contax G2 bakmak (derdi demek daha doğru olacak belki).

Dükkanın içinde bir amca hatta ne amcası bildiğin dede. Öyle sakallı, bastonlu değil ama yaşı yüzünden dede deme isteği uyandırıyor. Yarı uyuklar bir halde.

Murat vitrinde makineyi görünce kendini tutamadı ve sordu:

“Nedir fiyatı?”

Dede yanıtladı “4500 dolar”

Teşekkür edip çıktık, diğer dükkanlara doğru yola devam ederek.

“Yanlış biliyor fiyatı, bu kadar değil” dedi Murat.

  “Ben ne sorduğunu anladığına bile şaşırdım, herhalde dükkan kapalı kalmasın diye emanet edip gitmişler” derken, pıtı pıtı adımlarla arkamızdan yetişmeye çalışan yaşlı adamcağızı fark ettik.

“Siz Contax G2’yi mi sormuştunuz?” dedi.

“Evet” dedi Murat.

“Ben yanlış makinenin fiyatını söyledim galiba size” diyerek yeniden dükkana davet etti.

Geri döndük.  

 Murat'la ikisi makineler ve fiyatları hakkında konuşurken, baktım duvarda 1983 tarihli bir AFIAP belgesi ve onun üzerinde 1966 tarihli School of Modern Photography diploması.

“Sizin mi?” diye sordum.

Onunmuş.

Oraya ikinci kez dönmeden önce “eşimin sorduğu soruyu anlayabilmesine” bile şaşakaldığım ve dede dediğim o minicik adam Türkiyenin 2. AFIAP ödüllü fotoğraf sanatçısı Yaşar Atankazanır imiş. Sadece fotoğraf da değil, neler neler anlattı bize “sizin mi” dememin ardından oturmamızla, eşiyle gezilerinden, daha yeni geldiği 10 günlük Hindistan gezisinden, gençlik yıllarından… Albümlerini gösterdi. Pırıl pırıl bir beyin, o yaşıyla. Ayaküstü uğradığımız mağazada uzun uzun sohbet ettik. Aslında o anlattı, biz dinledik. Kolay değil böyle ustalara denk gelmek.

Bu sene başladığımız İkinci Üniversite (Fotoğrafçılık ve Kameramanlık) kapsamındaki Fotoğraf Tarihi ders kitabının son bölümü Türkiye’de Fotoğraf kısmında dört ya da beş ayrı yerde geçiyordu ustanın adı.

Tarihe yazılmış bir isimle ettiğimiz sohbeti hatırladım gülümseyerek.

Bu yazıyı da oturup, beş yıl önce "ay fotoğraflama debelenmeleriyle" başladığı, Eliz'in dolunaylı gecelerde "Anne dolunay var ama babam yok, eyvah ne olacak şimdi" diye ciddi ciddi paniklediği ve "boşa uğraşıyor, güzel fotoğraf çekemeyecek" dediğim zamanları hatırlayıp, tam da  EFIAP ünvanı aldığı bu akşam yazıyorum.

Kendisine armağanımdır.

(21.02.2013)




2 Yorum


Nil

Çok teşekkür ederim:))

gul_ce

sanki bir kitabın arka kapağını okuyo gibi oldum

Yorum yapmak için üye ol