kişisel değerler ve anaokulu seçimi

0

 

Bu devirde anna-baba olmak ne zor! Kendi ruh sağlığımızı nasıl koruyacağız derken şimdi bir de çocuklarımızın ruh sağlığı hakkında endişeleniyoruz. Bir de başvurulacak o kadar çok kaynak var ki...Kitaplar, televizyon programları, internette bir çok konuyla ilgili veya ilgisiz ruh sağlığı uzmanı, yine ofislerde günler önceden sıra alınan, sihirbaz muamelesi yapılanlar ve hayalkırıklıkları...Kafamız karışır tabi. Bu karışık kafayla nasıl anne-babalık yapılır ki? “Ay hoşçakal demeyi unuttum telaştan bir daha bana güvenmez mi?” “Yanlışlıkla sesim yüksek çıktı beni hayatı boyunca suçlar mı?” ya da... “Saldım çayıra diycem bundan sonra yaaa” deyip sonrasında fena iç hesaplaşmalar yaşayan anneler... Bir de babalar... “Hem kural koyacaksın, hem oyun oynayacaksın ama arkadaş gibi de olmayacaksın ama çok sert de değil”. Nasıl?!?!

(Şimdi siz “Napıyorsun Pınar sen nereden ekmek yiyeceksin?” diyorsanız söyleyeyim, gerçek sıkıntılar var medyanın bize pompalamadığı. Bir de benim bir görevim de alınacak önlemler üzerine danışmanlık yapmak, anne-babaların süreci doğru yönetmesini, özümsemesini, içgüdülerini yakalamasını sağlamak. O yüzden feyk sorunlar yaratmak gibi bir derdim yok, etik bulmuyorum bu durumu)

İçgüdülerimizi kaybediyoruz. Nasıl anne baba olacağımızı eskiden teyze, hala, anne, anneanne öğretirdi. Artık destekleri çok azaldı. Tabi onların öğretmesi, kadının evde olması, teknolojinin bu kadar gelişmiş olmaması vs gibi bir sürü başka etmen de vardı. Bilgiye çabucak ulaşmak da kötü bir şey değil tabi ki. O kadar kısıtlı ki zaman. Yarış çok hızlı... Ama sanki bana bu yüzden “bu yöntemle çocuk büyütmek”, “şu sistemle çocuk terbiye etmek” gibi kaynaklara başvuruyoruz gibi geliyor.

Ama bu bilgi kirliliği bir farkındalık “awareness” gerektiriyor. Cin gibi olmak lazım. Hani bir yazımda paranoyadan bahsetmiştim ya, biraz bunu da getirebiliyor tabi bu hal.

Şimdi bunları yazmamın asıl sebebine gelelim.

Bir ruh sağlığı uzmanından öneri alırken veya bir okul seçerken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Bence önce içsesinizi dinleyin, bir insanın güvenilir olup olmadığını ilk üç saniyede anlayabiliriz. Bunun için antenleri iyi açmak gerekir.

Mesela bir anaokulundayız.

Etrafta neler oluyor, kurum ne kadar ticari ne kadar özgün (tabi ki de ticari ama işte ne kadar samimi-ticari diyelim), kurum çalışanları birbirine nasıl hitap ediyor ; sizi karşılamaları sanki bir hazine sandığı bulmuş gibi abartılı mı yoksa sizi gördüğüne sevinen bir evsahibi havasında doğal mı?Çocuğunuzu rujlu öpücüklere boğuyorlar mı? Yoksa çocuktan çok sizle mi ilgileniyorlar? Ben burnu kalkıkları, benim okulum en iyicileri ve hatta abartıp veliyi azarlayanları da onaylamıyorum. İyi iletişim kuramayacaksanız, o okul çok iyi olsa da bence anlamsız. Kimseye mecbur değilsiniz. Sonra öğretmenler hatta diğer şubenin öğretmenleri... Nasıllar? Tabi ki temizlik, yemek, servis, sosyal etkinlik hatta oyuncaklar, bahçe, spor faaliyetleri çok önemli ve bunlara dikkat ettiğinizi biliyorum. Ama benim anlatmak istediğim biraz antenleri cilalamak, hisleri uyandırmak, “Ben buraya uyar mıyım?” “ Benim çocuğum burada kendini nasıl hissediyor?” Unutmayalım çocuklar bu tip şeyleri bizden daha çabuk algılar. Tabi mükemmel, pırıl pırıl, Harvard mezunu çalıştıran aramıyoruz abartmayalım. Tam aksi mükemmel görüntü bende her zaman şüphe uyandırmıştır. Doğallık ve samimiyet diyelim tabi en çok da bilgi. Gelişmeye açık yerler mi? Fikirlerinizi onlarla rahat paylaşabilir misiniz?

Bir de anaokulu psikologları var ama bununla ilgili yazmam ne kadar doğru olur bilmiyorum. İyi araştırmak lazım derim ben, o kadar.


Şimdi bunlar benim önem verdiğim değerler üstünden, biraz anaokulu gezmişliğin tecrübesi, biraz çocuk ve anne baba psikolojisini bilmenin rahatlığıyla yazdıklarım. Bunlarla bağlantılı olarak, sizin değerlerinize de biraz değineceğim bir sonraki yazıda. Bakalım ne kadar içinizle bağlantı kuruyorsunuz ve bu çocukla ilgili kararları nasıl etkiliyor?





Henüz yorum yazılmamış. İlk yorumlayan sen ol.

Yorum yapmak için üye ol