<>

Emekli-Çocuklu savaşları

05/21/2012 11:00:00, 0 Yorum

İki çocuk babası bir insan evladıyım. Bi apartmanın üçüncü katından halkımı selamlarım.

Oturduğumuz binalar sendika işçilerinin zamanında kurdukları kooperatif siteleri. Bizim mahallede bu tarz onlarca kooperatif mevcut. Buralar bizim apartmanda da olduğu gibi emekli kaynar.

 Benim çocuklar çocuk sonuçta epey haylazlar. Neyse durun; emekli ve çocuklu aile savaşlarına girmeden önce biraz evlatlarımdan bahsedeyim müsadenizle.

 

Yaş aralıklarının az olması hasebiyle birbirlerini ve içlerindeki çete kurma hayallerini anlamak da zorlanmıyorlar.Bir iki ay öncesine kadar sessiz sedasız ilerleyen planlara jest ve mimiklerden sonra diyologlar da eklendi."Dobbah ge" parolasıyla planları harekete koyanın Zeynep Ferya olduğunu düşünüyoruz anneleriyle.Yani beyin kod adıyla : Feriş.Şu ana kadar adlarının karıştığı eylemler;buzdolabından salata malzemesi aşırıp hem yeme hem bilumum haşerata yedirmek için dökme ve saçma,koltuktan kitaplığa uzun atlama,camın önüne katlanan sandalyenin birisini açaraktan ve tırmanaraktan camdan balkona geçmece (bu da engelli atlama oluyor herhalde) -Zeynep tam camdayken suç üstü yakalanmıştır-,kahvaltı sofrasından yemek aşırmaca,tezgaha tırmanıp musluk açma-su içmeye çalışma,çöp karıştırıp içinden küflü peynir yeme,temizlik suyuna oyuncak balıkları atıp yüzdürme,yatak başıncaki çekmeceliğe tırmanıp tavandaki örümceğe ekmek yedirme gibi daha onlarcası var.Sicilleri kalabalık anlayacağınız.Farkındaysanız suçların çoğu yemek ve mutfak suçu kapsamında ele alınabilir.Bunun sebebi de sanırım bizim veletlerin oburgillerden oluşu.Benzemeyen özelliklerinden birisi de damak tatlarıdır herhalde.Yahya güne tatlı şeylerle başlamak ve de öyle bitirmek ister.Zeynep Allah ne verdiyse artık,hiç affetmez.

 

Sabahları kahvaltıyı birlikte yapıyoruz. Akşam yemekleri ise denk gelirse artık. Çok itikatlı uşaklar, henüz üzerlerine güneş doğmadı.Karga bokunu yemeden bizimkilerin mesaisi başlamıştır.Bi yerlerde hızlı hızlı lego takarken,arabaları çarpıştırırken,bebek uyuturken ya da yüz çeşit oyuncağın içinde ordan burdan aşırdıkları saçma sapan şeylerle oynarken yakalayabilirsiniz onları.Artık çoğu sabah ilk işleri yanımıza uğramak değil,kurulu bi düzenleri var tabi hemen faaliyete başlıyorlar.

 

Kahvaltı öncesi parka gitme konusunda ısrar ederlerse mecburen kısa bir park turu yapıyoruz bazı sabahlar. Olmadı gidemedik diyelim, kahvaltı için ekmek almaya gittiğim bakkala birlikte gidiyoruz. Bakkala gidiş dönüş yürüme 5 dakika ama her gördükleri kediye köpeğe salça olan çocuklarla  bi 15 dk.yı buluyor.Makara kikiri,kavga dövüş yapılan kahvaltıdan sonra ben işe gitmek üzere hazırlanıyorum.Çocuklarda hazırlanıyorlar. Henüz birlikte işe gidemedik ama onlar asla vazgeçmiyorlar. Gidemeyeceklerini biliyor olmalarına rağmen.

bir gün belki bizde mutlu oluruz..

05/21/2012 05:43:00, 3 Yorum

ne planlar yapmıştım kızım ve oğlum için...9 ayımı sürekli temizlik yaparak geçirmştim kızım doğduktan sonra herşeyim dört dörtlük olsun istemştim.erenimi gidip ana okuluna azdırmıştım 2 hafta sonrabaşlayacaktı..derken morluklarımız çıktı.tv de duymuştum kanser belirtisi olabilir diye.hissettim rüyamda bir hastaneçalışanı sizin başınıza çok büyük musibetler gelecek dedi rüyadır dedim gene ihtimal vermedim...kızıma diye gittim sağlık ocağına kuzumada baktırdım morrluklarına kanlarına baktılar çok düşük çıktı.hemen konyaya sevkettiler.netten araştırdım beyaz kan düşüklüğü İTPdir dedim geri geleceğiz gb hazırlandım bir anda aldılar oğlumu bir odaya tam bir saat kemik iliği almak için uğraştılar.sigortamız yatmıyordu o zaman paramız da yoktu hastalığın türünü belirlemek için bir test 550 milyondu.yoktu ne yapacağız diye konuşurken hiç tanımadığımız biri eşimin cebine 600 milyon sokmuş.ALLAH RAZI OLSUN .ilk kemoyu verirken yatağın kenarlarını kaldırıp indiriyordu kuzum kas yapsın diye 3 gün geçti ve solmaya başladı yavrum yinede 1günlüğüne aksaraya yolladılar bizi ölür kaldıramaz diye galiba annemlerin evine geldim evim temiz değil diye.ilacını içirdim bir anda simsiyah kusmaya başladı kanda vardı içinde apar topar acile gittik ordada kustu.ambulansla hemen konya.yattık hastaneye akciğer enfeksiyonu olmuş ağız yaraları arttı ve ağzını açamaz oldu yavrum...kan...beyaz ve kırmızı..eşim aksaraydan sürekli adam aramaya başladı kimim krkup kaçıyor kimisi bayılıyordu.eşime aksarayydan araba kiralayarak gel gitler çoğaldı iyice.kızımı ilk gün götürdü eşim köye.3 gün sonra getirdiler kızımı son bikez daha emzirdim ağlayarak.ve ayrıldık çünkü yukarda beni bırakma diye bir anda bi odaya kapatılmış bi kuzu vardı.maddi manevi çok acılar çektik alma yavrumu RABBİM diye çok ağladım.borcumuz 8bini buldu bitarftan kızımı özlüyorum bi taraftanda etrafımdaki insanlara yaşadıklarım yalan gb geliyo ilk günlerdeki ilgi yok artık 7 kat el daha iyi anlıyor beni.kızımı dün getirdim ama geri götürmek zorunda kaldım onun ağlamaları yüreğimi dağladı dayanamadım .çünkü gücüm kalmadıALLAH beteriyle imtihan etmesin...yaşdıklarımı hiç unutamıyorum...

kızıma

05/21/2012 05:15:00, 0 Yorum

Seninle görmeden sevmeyi,
dokunmadan hissetmeyi öğrendim ben.
Hiç göremediğim ama daima hissettiğim
gözlerinden bir yudum nefes alıp sana yazıyorum yine.
Yürek murekkebiyle yazılmış onca karalamaya inat,
seni yazıyorum satırlarımda
__________________________

ben hep SENI BEKLIYORUM
akşam kızıllıgında gelecekmissin GİBİ
güneşi bekleyen kuru yaprak gibi
her sabah hiç bilmediğim nefesini soluyorum ben
Biliyormusun " KIZIMMMM 'yağmuru dilenen kuru toprak gibi
imkansız olsada aldırma.
Boşver geceyle güneşin birbirlerini sevmesi gibi
"SEVGIYI" soluyan iki yürek.
Imkansızlığın içinde, yokluğun acı nefesinde
Iki ayrı kentin sabahında aynı güneşle uyanan iki sevdalı.
SEN VE BEN.

Doğum Hikayem

05/17/2012 19:24:00, 0 Yorum

İlk gebeliğim düşükle sonuçlandıktan sonra hiç bi zaman hamile kalamayacağım kalsamda yine düşüreceğim diye saçma sapan bi psikoloji yaşadım. İlerlemiş bi gebelik olmadığı için doktor  tekrar hemen hamile kalabileceğimi söylemişti oysa. Söylemişti ama, bu kadarda erken olamazdı dimi :))
Düşüğümün 3. ayında 10 nisan günü adetim dahi gecikmeden içime bi şüphe düştü. Acaba doktorun dediği gibi hemen kalabilirmiydim? Bu ay hamile kalmış olabilirmiydim?İçim rahat etmedi, eşimle gecenin köründe nöbetçi eczane bulup test aldık. Çift çizgiyle kendini hissettiren ikinci meleğim yoldaydı. Hemen doktora gitmek istemedim, evde bir hafta yatarak kesenin oluşmasını bekledim. İlk doktor randevumda kesenin bozuk olduğunu, bir hafta sonra tekrar gelip kendiliğinden düşmemişse kürtaja alınacağımı söyledi doktor. ( Bu konuyla ilgili sizlerden dua isteyen bi post yayınlamıştım) Eşim işi sebebiyle yanımda değildi kontrolde, masadan nasıl kalktım, doktorun odasından ve hastaneden nasıl çıktım inanın belli belirsiz hatırlıyorum. Tek hatırladığım, durakta ağlayarak otobüs beklerken telefonda anneme "buda gidecekmiş" dediğimdi.
Ağladığımı gizlemek için yol boyunca dışarıyı izledim eve gelene kadar. 15 dakikalık yol, sanki 15 saatte bitti.
Eve gelir gelmez eşimi aradım, hiç moralimi bozmamamı, herşeyin hayırlısı diye beni sakinleştirmeye çalışan eşimin ses tonunu hayatım boyunca unutamam.
5 gün boyunca annemin tavsiyesi üzerine bol bol üzüm pekmezi içip, sırtüstü yattım.Bir hafta sonra düşmemişse eğer kürtaj edeceğini söyleyen doktora gitmek yerine tavsiye üzerine başka bir doktora gittim.
İyiki böyle bişey yapmışım, çünkü yeni gittiğim doktor hiç bir problem olmadığını gayet normal bi kese oluştuğunu söyledi. Çok şükür bebeğimiz bu sefer bizi terketmeyecekti.
İlk 4 ay hiç zorlanmadım, doğru düzgün mide bulantısı bile çekmedim.Hamileliğimin en güzel anlarını memleketimde ailemle geçirdiğim iki ay yaşadım.6. ay bitip 7. aya girdiğimde başladı erken doğum riskim.
Suyum azaldı, düzeldi. Ha doğdu ha doğacak derken 36. haftaya girdik meleğimle.
36+1 günlüktüm, arkadaşımın arkadaşı evinde mevlüt okutacaktı, kalabalık olmasını istediği için benide davet etti. O gün nasıl enerjiğim, hamileliğim boyunca hiç uyumadığım gece uykusunu uyumuşum. Hiç bi sıkıntı, kasık ağrısı hissetmiyorum. Mevlütün okunacağı eve vardığımızda oturmadan önce bi lavaboya gitmek istedim. O an bi tuhaflık olduğunu anladım. Lavabodan çıkıp yerime geçerken arkadaşımla paylaştım durumu. Nişanım gelmişti, ama su gelmesi yada sancı gibi bişey yoktu daha. Kısa sürede evdeki herkes durumu anladı, çok güzel dualar edildi bana. 41 yasin okundu, yaşlı teyzeler tek tek okudu benim için. Hiç bir rahatsızlık hissetmediğim için evi terkedip hastaneye gitmedim, hatta eşimi bile aramadım.
Saat 13:00' de gittiğimiz evden akşam saat 18:00 de çıktık. Hala bi sıkıntı yoktu bende. Eve gelince eşimle beklemeye başladık. Bi yandan ben netten nişandan ne kadar sonra doğum başlar diye araştırma yapıyorum. Doktorumuzu aradık. Hastaneye gitmemizi önerdi. Sancı olmadığı için evde bi süre daha kalmaya karar verdik. Saat 20:30 'da "hadi kalk gidelim bişey yoksa geri geliriz, hiç olmazsa içimiz rahat eder" diye ayaklandık. Yanımıza nede olsa geri gönderirler diye hiç bişey almadan çıktık evden.Hastanede yapılan muayenede 1 cm kadar açıklık olduğunu, ama bebeğin kafasının rahim yoluna düşmediğini öğrendik. Nst'ye bağlanıncada hiç bi sancı hissetmediğim halde 3-4 dakikada bir 70-80'i bulan sancıların olduğu tespit edildi.
Hemen "düzenli doğum sancıları var ama açılma yok" diye doktorum arandı. 15 dakika geçmeden doktorum yanımdaydı. Suyumun azlığından dolayı bebek kendini rahim ağzına itemediğini, suni sancı alsamda açılmanın 20-30 saat gibi bi sürede tamamlanacağını öğrendik.Üstelik bu süre içerisinde bebeğin sağlığını etkileyecek komplikasyonların başlayacağınıda söylediler. Doktorum sezeryan teklif edince eşimle hiç düşünmeden kabul ettik ve işlemleri başlattık. Bu arada saat 21:30 oldu. Eşim apar topar doğum çantamızı almak için eve gitti. Ameliyatın başlaması için eşimi bekliyorlar, yarım saat içinde eşimin gelmesiyle benide ameliyathanenin kapısına götürmeleri bir oldu.Eşim alnımdan iki defa öpüp ameliyathaneye yolcu etti. Bense aklıma gelen bütün duaları okuyorum tekerlekli sandalyede giderken. Benden dilek dilememi isteyen herkesi geçiriyorum aklımdan  Allahım işlerini güçlerini rast getir diye.Bu arada sadece eşimin arkadaşı ve eşi dışında doğuma girdiğimden hiç kimsenin haberi yok.
Ameliyathaneye ulaştık sonunda, belden uyuşturulucam bebeğimle hemen ilk teması kurucam. Doktorum  ısrarla tavsiye ediyor, ama bende bi korku yok diyorum komple bayın beni. Belimden iğnem yapılacak. Soruyorum "çok acıyacak mı" diye "elindeki serum iğnesi takılırken ne kadar acıdıysa okadar acıycak" diyor hemşire. "İyi ozaman" diyorum. Kıpırdamamam gerekiyor, iki büklüm oturtup omuzlarımada bi hemşirenin bastırmasıyla iğnem yapılıyor. Ama ne acıı ımmmhh anlatamam. Kendimi kastığım için tabiki.
Otururduğum sedyeye uzanana kadar bacaklarım hissizleşiyor. Doktorum hemşirelerine "hazır mıyız" diyor.
Ben atlıyorum hemen "durun durun ben hazır değilim" o sırada benim sonda takılmış bile hissetmemişim.
Başucumdaki hemşireye hala yalvarıyorum "nolur bayıltın beni". "Tamam bebeğini gör dikişlerin atılırken uyutucam seni " diyor. "Yok yok kesmeden bayın" o sırada bi çığlık bi ıngaaaaa :))) herşeyi unutuyorum, başucumdaki hemşireye bakıyorum şaşkınlıkla. Gülüyor bana tatlı tatlı.
Bebeğimi hemen koklatıyorlar bana, yanaklarımızı birbirine değdiriyorlar. İnanılmaz bi duygu patlamasıyla o ağladıkça bende ağlıyorum. 36 haftalık 49 cm, 2860 kg bi meleğim var artık.
Bebeği giydirirlerken yan tarafta biraz daha görmek için  beni uyutun diye yalvardığım hemşireye "sakın uyutmayın beni" diyorum. Dikişlerimiz bitiyor odamıza gidiyoruz. Ameliyathanenin kapısında eşim beni bekliyor. "Gördün mü çok güzeldi" diyorum. "Sana benziyor" diyor.
Odamıza çıkıyoruz. Artık üç kişiyiz.
İnanılmaz bi duygu anlatamıyorum, tarifi yok sanırım.
Kokluyorum, dudaklarımı yanağına değdiriyorum. Benim olduğuna inanamadığım bi meleği kucağımda emziriyorum.
Dilerim bütün bebek sahibi olmak isteyenler yaşasın bu mutluluğu.
Bizim hikayemizde bu.
Hızlı, heyecanlı, şaşkın, ama sonu muhteşem :))

Sustuklarım

05/16/2012 10:39:00, 15 Yorum

Evliliğimin ilk beş yılı çocuk istemedim. daha sonra hamile kalmaya karar verdim ve ilk denememizde başarılı olduk.
Evde yaptığım idrar testinde hamile olduğumu öğrendim ve hemen bir doktora gittim. çeşitli kan tahlilleri yapıldı. son adet tarihime göre bebeğin küçük olduğunu henüz ultrasonda görünmeyeceğini bir hafta sonra kontrole gelmemi söyledi.
1 hafta çok zor geçti.. heyecanlı umutlu .. mutlu ..
 
Bir hafta sonra gittim .. Bir doktora muayene oldum .. bir başka doktor çağırdı yanına ..
sonra bir tane daha .. en son gelen Proftu .. bana bebeklerimin ikiz olduğunu fakat ikisinin de kalbinin atmadığını acil kürtaj olmam gerektiğini söyledi . içimde havai fişekler patladı sanki o anda .. ağlayamadım .. inanamadım . ameliyatı kabul etmedim ve başka bir doktora gittim .. o da aynı şeyi söyledi .. hala ümidim vardı ..  bir başka doktora daha gittim ... üç doktor da aynı şeyi söylemişti ..en sonunda içimde kısa süreliğine de olsa taşıdığım minik şeyi-şeyleri aldırmak zorunda kaldım.. ailece çok üzüldük , ağladık ..
 
yaklaşık 8 ay sonra  SSKnın Sağlık bakanlığına devredilmesi sırasında, yoğun çalışma temposunda gelsin A4 kolileri gitsin Fatura kolileri derken büyük bir sancıyla birlikte bir kanama geçirdim. HEmen doktora gittim ve düşük yaptığımı öğrendim ..  ailece tekrarlayan büyük bir üzüntü yaşadık .
 
Tekrar hamile kaldım. Bu sefer herşey sorunsuz görünüyordu  bebek sağlıklıydı. 28. haftada aniden suyumun gelmesiyle birlikte, bebek yan şekilde doğum kanalına girmişti. çok zor bir operasyonla doğum gerçekleşti  fakat bebekte solunum sıkıntısı ve bununla birlikte dolaşım bozukluğu vb.. bir çok problem vardı. yan gelmesi çok büyük bir sıkıntı yaratmıştı. Çalıştığım hastanenin yenidoğan kısmında yoğun bakımda 2 ay boyunca tedavi gördü.


Her yerinde damar yolları, başında bile .. Küçücuk vücudunda boyundan büyük enjektörün açtığı kocaman delikler ..  hergün sadece 5 dakika görebiliyordum ve bebeğime sadece 1 kere dokunabildim ..Minicikti ..  eli işaret parmağımın bir boğumundan da küçüktü ... Çektiği acılara çok fazla dayanamadı .. 2 ay sonra bizi bırakıp gitti.. parmağımı tutuşunu hiç unutmayacağım ...


bebeğimi kaybettiğim hastaneye her gün hizmet vermeye gitmek beni daha da üzüyordu ..
Psikolojim alt üst oldu .. Tekrar hamile kaldığımda aynı acıları yaşamamak için çok büyük bir karar vermem gerekiyordu. geçirmem gereken çok riskli ,zor ve  büyük bir operasyon vardı. Hİç kimseye danışmadan ameliyat kararını aldım.. Aileme sadece ben karar verdim ameliyat olacağım dedim.. beni kaybetmeyi göze alamadıkları için hepsi karşı çıktı .. ama ben kararlıydım. Anne olmalıydım .. MEcburi olarak destek verdiler ve ameliyatım başarıyla sonuçlandı ..
 
Ameliyat sonrası 1 yıl bekledim ve hamile kaldım... Buna sevinemeden ilk ayda  kanamam oldu ve düşük tehlikesi geçirdim. hamileliğim boyunca çeşitli ilaçlarla tedavi oldum ve ilaçların bebeğe etkileriyle ilgili hep bir korkum vardı..  sadece tuvalete kalkmak üzere istirahate çekildim... Çalışan biri için 24 saat yatmak kadar zor birşey olamaz ..
daha ilk aydan itibaren kaybetme korkusu düşmüştü içime ..  tedirgin , endişeli , korkak bir insan oldum.
 
sonunda hamileliğimin 7, ayı doldu, biraz da olsa rahatladım derken  canımdan çok sevdiğim, gözümden sakındığım anneannem rahatsızlandı , hastaneler yoğun bakımlar derken vefat etti ... yine erken doğum korkuları başladı ve yine hamileliğimin sonuna kadar evde istirahatteydim ..

Bu sırada ev sahibimiz evimizi sattı ve yeni ev sahipleri evden bir an önce çıkmamızı istedi .. hamileliğimin 8. ayında taşınmak zorunda kaldık .. zaten tehlikeli bir
gebeliği bu şekilde daha da tehlikeli hale sokuyorduk ve ben bütün bunları yaşarken hayattaki tek desteğimin ailem olduğunu anladım .. dostluk diye bir şey kalmamış meğer...

en sonunda RÜZGAR'ım sapasağlam .. vaktinde .. herşeyi yerli yerinde .. bütün kısmetiyle geldi annesine ve babasına .. bir hediye gibi .. dünyanın en güzel şeyi .. anlatılamaz bir duyguymuş annelik .. insana yaşadığı bütün acıları unutturuyormuş meğer ..
 
ama şimdi .. herşeye her an korkuyla yaklaşıyorum ben ..

Annelik korku demekmiş anladım .. HAmileyken başlıyor kaybetme korkusu ve doğduktan sonra çığ gibi büyüyor .. acaba nefes alıyor mu  ? acaba üşüyor mu ? rahat mı ? neden ağlıyor ? bir yeri mi ağrıyor ? acaba  düşer mi ? yıkanırsa üşütür mü ? bunu giyerse sıcak mı gelir ? öksürse ödüm kopuyor .. bişey olacak mı diye panikliyorum ..
bütün bunlar yaşadıklarımdan mı kaynaklanıyor yoksa her annede olan içgüdüsel bir kaybetme korkusu mu bilmiyorum ..

anneler günü

05/12/2012 20:31:00, 5 Yorum


Anne olduk, dünyamız değişti..Anne olduk bakış açımız yepyeni boyutlar kazandı..Anne olduk, aynı dili konuşan arkadaşlar edindik, sokaklarda tek bakışla birbirine "seni anlıyorum,bizim evde de durumlar boyle" diyebilen "kulube" dahil olduk :)

Evlatlarımız ile huzurlu mutlu seneler geçirelim.. Onların güzel günlerini görelim dilerim :)
Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun..
İyi ki anne olduk, iyi ki bu duyguyu tattık, paylaştık..

pulsuz dılekce

05/11/2012 14:42:00, 0 Yorum

PULSUZ DİLEKÇE
(Prof Dr Atalay Yörükoğlu)


Sevgili Anneceğim, Babacığım;

Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.

Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın.Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak,hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.

Öğütlerinizden çok, davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken
ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın.Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın.

Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana süre tanıyın.Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın.Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünda güç durumlara düşürebilirim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin.Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi ve daha değerli görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.

Benden "Örnek Çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.


Sevgiler
Çocuğunuz

Eren 4,5 Aylik

05/11/2012 08:18:00, 0 Yorum

Oglum su aralar 4,5 aylik haftaya cumartesi 5 olacak :) Bir suredir yaptiklari sunlar;

  • Uzanip ayaklariyla oynuyor sonra da coraplarini ceke ceke cikariyor.
  • Hosuna giden seylere ve kisilere guluyor, bazen sadece tebessum ediyor, babasi karnina burnunu surerek gidiklayinca kahkahalar atiyor, boyle oynamasini cok seviyor. Sanirim mutlu bir cocuk, 32 gunlukken gulumsemeye baslamisti.
  • Ona baba kelimesini ogretmeye calisiyoruz, o da dudaklarini abartili bir sekilde dondurup yuvarlayarak 'ba' sesini cikariyor ard arda cikardigi icin baba diyor gibi oluyor. Arada ona konusurken o da cevap verir gibi sesler cikariyor sanki arada anne gibi birseyler de cikiyor yada ben oyle yoruyorum :) 
  • Parmaklari cok seviyor elimi uzatinca parmaklarimi cekistire cekistire inceliyor. Sevdigi kizdigi ve mucadele ettigi oyuncaklari var. Mesela renkli bir topu var onunla cok mucadele ediyor sonunda da etrafa bi yere atiyor. 
  • Su ara cok salyalari akiyor, yavrumun disleri cok kasiniyor, ellerini agzina sokup dislerini kasiyor.
  • Oyun halisina koyup ayagini yana cevirip donmesine yardim ediyoruz, donunce geri eski haline kendi donuyor.
  • Halen gobegi ustunde yatmayi cok sevmiyor ama artik daha uzun sure durabiliyor.
  • Kollarindan tutup ayaklari yere degdirince ziplamaya basliyor, sanirim yurumek istiyor.
  • Biz yemek yerken agzini minik minik sapirdatmaya basladi, ozellikle cayi bardakta gorunce cok ilgisini cekiyor. Kendi yedigim salatalik yada havuctan dislerini kasisin diye bazen veriyorum, cok mutlu oluyor bir yalayisi var o durumda o havucu. 
  • Ona hergun D vitamini veriyoruz, baslangicta biraz suratini eksitiyordu artik eksitmiyor hemen cay kasigini yalamaya devam ediyor :)
Simdilik aklima gelenler bunlar.

SÜT KONUSUNDA UZMANLAR NE DİYOR?

05/11/2012 07:25:00, 0 Yorum

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=19522915
http://www.sutdunyasi.com/haber/493-iste-sutle-ilgili-gercekler.html


UZMANLAR NE DİYOR

” dedi.“Tıp doktoru diplomasıyla süt içmeyin iddiasında bulunanların diplomasını yırtması ve diplomanın üstüne basarak konuşması lazım, uzmanlarca 2 yaşına kadar anne sütünün, 2 yaşından sonra da 2 bardak süt içilmesi önerisinde bulunulduğunu hatırlatarak, kalsiyum kaynağı sütün, kemikleri büyütecek ve kanserden koruyacak dünyanın içime en uygun ürünü olduğunu ifade etti.Çelik, Prof Dr. İsmail ÇelikHacettepe Üniversitesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı

sütün doğal niteliklerine hiçbir şekilde zarar verilmediğini söyledi.Ankara Üniversitesi Süt Teknolojisi Bölümü Başkanı ve Gıda Teknolojisi Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Celalettin Koçak da sütün canlı organizmalar için gerekli besin değerlerini barındıran yegane ürün olduğunu ifade etti. Sütte en önemli konunun hastalık yapıcı etkenleri olan patojenleri öldürmek olduğunu belirten Koçak, pastörize ve UHT yöntemiyle, yüksek teknoloji ile bu patojenler öldürülürken,

Türkiye'de kişi başına 26 kilogram süt tüketilirken, bunun 6 katı süt tüketen ülkeler bulunduğuna dikkati çeken Koçak,”biz süt içirmek için uğraşıyoruz, 1-2 kişi çıkıp, süt içirmemek için çalışıyor” dedi.

de çiğ sütün içinde hastalık yapıcı etkenlere sahip patojen bulundurması nedeniyle insan tüketimine uygun olmadığına işaret ederek, çeşitli uygulamalar ve teknolojilerle sütün insan tüketimine emin ve dayanıklı hale getirildiğini bildirdi.Prof. Dr. Emel SezginA.Ü. Süt Teknolojisi Bölümünden

UHT, pastörize gibi bu uygulamalar konusunda tüm dünyada binlerce araştırma yapıldığını ve bunun insan sağlığına olumsuz etkisi bulunmadığının tespit edildiğini anlatan Sezgin, “çocuklara süt içirmeyin gibi iddialarda bulunanlar hangi çalışma ya da araştırmalara göre bu sonuca varıyor. Bunu anlamak mümkün değil” diye konuştu.

de pastörize ve UHT teknolojisiyle hastalık yapan mikroorganizmaların yok edildiğini belirtirken ancak sütün besin değerinde bir azalma olmadığını bildirdi.Prof. Dr. Asuman GürselAynı bölümden

Prof. Dr. Ayşe Gürsoy, bir insanın gözünü ilk açtığında ağzına ilk giren besinin süt olduğunu hatırlatırken, süt hakkında iddialarda bulunulurken dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

de UHT, pastörize gibi uygulamalarının sadece Türkiye'de değil tüm dünyada aynı şekilde yapıldığına işaret etti ve bu konuda insanların kafasını bulandırmamak gerektiğini söyledi.Prof. Dr. Hamit Köksel Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı

.ısıl işlemin iddiaların aksine sütteki alerjen özelliğini azalttığını kaydetti ise sağlıklı bir süt tüketimi için ısıl işlemin kaçınılmaz olduğuna işaret ederken, gazlı ve şekerli sıvı tüketiminin süt tüketiminden daha fazla olduğu Türkiye'de günde 2 bardak süt içilmesini önerdiklerini söyledi. Sütle ilgili mesajlarda çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Ünal, Dr. Reyhan Nergiz ÜnalHacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Beslenme Bilimlerinden

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=19522915

II. YAZI

Süt içmeye devam

de ''Süt insan sağlığı için çok önemli bir besin kaynağıdır. Bu yaklaşımı gösterenlerin amacını bilmiyoruz ama bu açıklamalara itibar edilmesin'' şeklinde açıklamada bulunmuştu.Turhan Tuncer Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı

.sağlıklı ve zeki bir nesil yetiştirilmesine engel olmaya çalışan sorumsuz yayınlara derhal son verilmesi gerektiğini belirtmişti olduğunu savunarak, süt ve ürünlerinin sağlıklı üretimine, tüketimine destek ve hatta öncülük etmek yerine; bilimden ve sağlıktan bihaber, yaptığı yazılı açıklama ile ''çocuklara süt içirmeyin'' diyen zihniyetin Ulusal Süt Konseyi

da sütün, sadece kemik sağlığı değil, kas kitlesi ve yağ dağılımı üzerindeki olumlu etkileriyle de önemli olduğunu söyledi. Hayran, ''Süt, içerdiği mineral, vitamin ve proteinler bakımından, ideal bir egzersiz sonrası içecek olarak sporcu sağlığının korunması ve performansın arttırılması bakımından vazgeçilmez öneme sahiptir'' dedi.Doç. Dr. Mutlu Hayran HÜ Spor Kulübü Basketbol Şube Sorumlusu

“SPORCULARIN PERFORMANSINI ARTIRIYOR”

Sütün, içerdiği kalsiyum ve D vitamininden dolayı ''kanseri önlemede oldukça yararlı'' olduğunu vurgulayan Çelik, şöyle devam etti: ''Sütte bulunan kalsiyum bağırsaklardaki, kansere yol açabilen fazla asitleri yok eder ve böylece sindirim sistemi sağlıklı bir şekilde çalışır. Süt içen hastaların kanser hücrelerine bakıldığında, hücre gelişmelerinde yavaşlama saptanmıştır. Böylece, kalsiyumun kanser hücrelerini yavaşlattığı kanıtlanmıştır. Yine birçok bilimsel araştırma, D vitamininin başta meme, yumurtalık, prostat ve bağırsak kanseri gibi toplumda sıkça görülen çok kanser türünden ve kalp hastalıklarından insanları koruduğunu göstermiştir.''

Türkiye'deki süt tüketimini engellemeye yönelik iddiaların nedeni ve temelinin ciddi biçimde sorgulanması gerektiği değerlendirmesinde bulunan Çelik, ''Asılsız iddiaların aksine sütün, kanserden ve hatta astımdan koruyucu etkisi birçok çok bilimsel çalışma ile ortaya konulmuştur'' dedi.

de tüm dünyada süt tüketimi için çeşitli kampanyalar yürütüldüğünü, hatta hükümetlerin sağlık politikalarında süt tüketimini arttırmaya yönelik uygulamalara yer verdiğini anımsattı.Prof. Dr. İsmail Çelik HÜ Prevantif Onkoloji Uzmanı

“SÜT, KANSERDEN VE ASTIMDAN KORUYOR''

Bu risklerin ortadan kaldırıldığı ve kaynatma işlemi ile kıyaslandığında sütün besin öğelerinin çok daha iyi korunduğu ''pastörize ya da UHT sütlerin'' güvenle tüketilebilecek ürünler olduğunun altını çizen Ünal, son kullanma tarihine dikkate edilerek bu sütlerin güvenle içilebileceğini söyledi.

Süt ve süt ürünlerinin ''güvenilir'' olmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Ünal, zengin bir besin kaynağı olan sütün, mikroplar için de iyi bir besin olduğu ve pastörize ya da sterilize edilmemiş sütün çok ciddi hastalıklara neden olabileceğinin unutulmaması gerektiğini belirtti. Ünal, bunların başında bruselloz, listerioz, tüberküloz, tifo ve kolera mikroplarının geldiğini anlatarak, ''Kaynatma, bu risklerin tamamını ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Çiğ süt ile bulaşabilecek bu hastalıklar açısından (maalesef bu değerli besini en çok tüketmesi gereken) hamileler, yaşlılar, çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf insanlar en riskli gruplardır'' diye konuştu.

da süt ve süt ürünlerinin tıbben alerjik bir durum tespit edilmediği takdirde mutlaka tüketilmesi gerektiğini, ancak tüketirken göz önünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu söyledi.Prof. Dr. Serhat Ünal Hacettepe üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

''PASTÖRİZE VE UHT SÜTLER, GÜVENLE TÜKETİLEBİLİR''

Süt ve süt ürünlerinin, sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez besin gruplarının başında geldiğini vurgulayan Tuncer, ''Bilhassa kalsiyum bakımından zengin olan sütte en az 9 tane olmazsa olmaz besin öğesi bulunmaktadır. Tuncer, Dünya Sağlık Örgütü'nün 2 yaşından sonra her gün 2 bardak süt içilmesi yönünde öneride bulunduğuna dikkati çekti.

, anne adaylarının, 6 aydan sonra bebeklerin, küçük çocukların, ergenlik çağındakilerin, gençlerin ve yaşlıların; yani her yaş grubunun hayatının her döneminde yeterli ve dengeli beslenmek için süt tüketmesi gerektiğini söyledi.Prof. Dr. Murat Tuncer Hacettepe Üniversitesi Rektörü

Kolesterol ilaçlarının faydalı olmadığına yönelik tartışmaların ardından son günlerde özellikle çocuklara süt içirilmemesi yönünde bazı hekimlerce yapılan açıklamalara tepki gösteren bilim insanları, kanserden korunma, diş sağlığı, kemik gelişimi ve bağışıklığın kuvvetlenmesinde ''düzenli süt içilmesinin'' olmazsa olmaz olarak kabul edildiğini, başta çocuklar olmak üzere yetişkinlerin de süt içmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden biri olan ve önemli bilimsel araştırmalara imza atan Hacettepe Üniversitesi (HÜ), son günlerde özellikle çocuklara süt içirilmemesi yönündeki açıklamalara tepki göstererek, kanserden korunma, diş sağlığı, kemik gelişimi ve bağışıklığın kuvvetlenmesinde olmazsa olmaz olarak gösterdikleri sütün, mutlaka içilmesi gerektiğini vurguluyor.

gidin kilolar:)

05/10/2012 11:55:00, 2 Yorum

Doğum yaptığımdan beri aynaya bakmaya nerdeyse imtina eden bir kadın olup çıktığımı kendime itiraf ediyorum. hamilelik sürecinde aldığım ve veremediğim kilolar yüzünden çirkin, sevimsiz mi oldum ne? içine giremediğim onca kıyafet bana gardrobumdan bana baka dursun ben emziren anneyim yemeliyim tutumunu sonunda bir yana bırakabildim. 1 hafta önce diyetisyene gittim. emziren annelere uygun, hepsinden önce bana uygun bir liste verdi bana. 1 kg verdim şu ana kadar :) gayet sağlıklı bir şekilde doyuruyorum karnımı. o kadar hırslandım ki çikolata tutkusu bile kalmadı ben de. emzirme konusunda da bir sıkıntım yok aksine sütüm arttı bile diyebilirim. evet biraz zaman alacak eski halime dönmek ama ben kararlı vaziyette devam edeceğim bu diyete. eşimin yanında dolaşan yarımm dünya fikrimden sıyrılmam için, en önemlisi sağlığım için bunu yapmalıyım diye düşümüyorum. dışarı çıkma imkanım olsa spor için çok güzel olurdu. oturma odası ve mutfak arasındaki kısır döngüden böylelikle uzuklaşabilirdim. sabahları yarım saatlik sporu mutlulukla oturma odamda yapıyorum şimdilik. bebeğimin kendine oyun yaptığımı  sanarak  attığı kahkahalar da cabası:) daha rahatım artık. en büyük destekçim eşim. çok yiyen ama formunu hiç kaybatmeyen bir adam kendisi. ama benim için menülerinden feragat edip seninle sebze de yerim diyor sağolsun. kararlıyım zayıfalayacağım...

<>
Kategoriler

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...