Uykusuz annelere ufak bir tavsiye...
Merhabalar
Uykusuzluğun ne demek olduğunu 10 ay boyunca çok iyi öğrendim ve bununla ilgili bir çook çözüm yolu aradım.Aradığım çözümler ve sonuçları;
1-Gece çayı: Milupanın gece çayını denedim ama sonuç alamadım.
2-Muhallebi:Yatarken yapıp yedirdim tok tuttum ama çözüm alamadım.
3-Yatır kaldır:Emzirerek uyuttuğum oğlumu artık kendi kendine uyumasını sağlamak istedim 3 gün denedim evet uyuyordu ama 10 dk sonra çığlık çığlığa uyanıyordu ve emmeyi bile reddetmeye başlamıştı sakinleştiremeyince vazgeçtim.
4-Emzik:Belki alışır diye bundan bir hafta öncesi bile yeni bir marka aldım ve denedim sonuç olumsuz öğürüyor.
5-Sallamak:Sallayarak uyutayım belki uyanmaz dedim ama nafile sallanmayı reddetti kıçını yukarı kıvırdı bir türlü aldığım hamakta yatıramadım.
6-Yoğurt:Yatmaya yakın yoğurt yedirdim ama sonuç yok.
7-Banyo:Akşamları rutin banyo yaptırıyordum ama sonuç yok.
ve aklıma gelmeyen bir sürü çözüm yolu.
SONUNDA 6.aydan bu yana uğraştığım ama bir türlü gece uyandığında emmeden uyutamadığım oğlumu 5 gündür emmeden tekrar geri yatırıyorum.
Saatte bir uyanan oğlum, ilk saatlerde 15 20 dk sonra tekrar uyudu gece yarısına doğru 30 dk ya çıktı en son saat 5te bir saat sonra uyuttum ama başarmıştım ilk defa gece emmeden sabah ettik.Sabah güzelce kahvaltısını da yaptı önceden yemiyordu meme deyip duruyordu.Kahvaltıdan hemen sonra bir güzel emzirdim.
İkinci gece uyanmaları devam etti fakat uyutma sürem kısaldı su vermeye çalıştım istemedi sakinleştirdim kafasını okşadım ve uyudu.
Üçüncü gece uzun bir aradan sonra 4 saat aralıksız uyudu ve kalkınca 10 dk sonra tekrar uyudu.
Dördüncü gece aralıksız 5 saat uyudu ve asla emzirmedim su verdim içtiyse içti içmediyse tekrar yatırdım yatağında sakınleştirmeye özen gösterdim sırtını okşadım sakinleştirici sözler söyledim ben burdayım oğlum hadi uyu gibi.
veeeeeeee 5.gece saat 9'da yattı oğlum ve hiç uyanmadan sabah 7'ye kadar uyudu tabi bu duruma alışkın olmayan ben saat 5'te uyandım bir şey mi oldu diye düşündüm telsizden baktım kıpırdanma sesi geldi tekrar uyudum ama bünye bir kere az uyumaya alışmış uyuyamadım desem yeridir.İlk defa deliksiz bir uyku geçirdim devamı inşallah gelir gerisi tüm uykusuz annelere uyku konusunda çok çektim çookkk bu yüzden deneyimimi paylaşmak istedim.İstedim ki benim gibi bu sorunu yaşayan diğer annelerde faydalansın.
4.aydan sonra gece beslemeyi kesin anneler korkmayın bebeğim kilo alamaz gibi durumlardan. Gıda ne kadar önemliyse UYKUDA o kadar önemli sabırlı olun kararınızdan asla vazgeçmeyin sonuçta en fazla bir hafta zorlanacaksınız bu arada gündüz uykuları da düzeldi gece dinlenen bebeğim gündüz huysuz olmuyor artık.Diş hastalık gibi nedenlerin arkasına sığınıp benim gibi gece emzirme durumunu da yapmayın derim.En önemlisi benim ruh sağlığım çünkü annelik ve eş olmak uykusuz halimle çok zor oluyordu.Kendimi çok daha mutlu hissediyorum.MAŞALLAH...
NOT:Bu konuda gelecek tüm sorulara açığım elimden geldiği kadar yardımcı olurum.Herkese kolay gelsin.
erkek annelerine uyarı
şimdi bir arkadaşım anlattı kendisi formasyon dersi alıyor ve oradaki pedagog anlatmış, benimde oğlum var daha 3 aylık ama ileride benimde yapabileceğim ve tüm annelerin yapabileceği bir hatanın sonucunu anlatmış derste;
kalabalık bir avm de hemde kalabalık bir günde, 7 yaşındaki erkek çocuğu artık büyüdüğünü ve erkekler tuvaletine gitmek istediğini söyler (bende kınardım eskiden kocaman çocuk annesiyle bayanlar tuvaletine girince ahh anneler ne haklıymış..) annesi tamam
oğlum eder ve kapıda çocuğunu beklemeye başlar....
çocuk orada tecavüze uğrar...
şu anda o pedagogun hastasıymış ve terapi görüyormuş..
annelerin en çok yaptığı hata kalabalıkta birşey olmaz mantığıymış :((
Fizyolojik reflü sıkıntılarını azaltma önerileri...
Aslan fizyolojik reflüyken uyguladığım yöntemler;
1- Beslenmesini emzirme pozisyonunda kolumda veya ana kucağında yaptım.
2- Asla dümdüz yatırmadım yatırmak zorunda kaldığımda ise gündüzleri sadece ana kucağında veya emzirme yastığında yatırdım.
2- Yatağının belden yukarı olan kısmını alt taraftan ince bir yastıkla yükselttim.
3- Beslenme sonrası asla sarsmadım, hoplatmadım ve çok hareket ettirmedim hatta banyosunu bile 2 saat sonra yaptırdım.
4- Anne sütü haricinde mama verdiğim öğünlerde Milupa Aptamil ile Milupa AR(Anti Reflü) mamayı yarı yarıya karıştırarak verdim, ve giderek AR nin ölçüsünü azalttım (6. ayda reflü olayımız tamamen geçmişti zaten) AR Mamayı tam ölçü kullanmamamın sebebi; çok
kabız ve gaz yapmasıdır.
5- AR Mama tedarik edemediğim nadir zamanlarda ise doktorumuzun tavsiyesi ile yıkanmış pirinci haşladığım su ile mama hazırladım.
Yukarıda yazmış olduğum maddeleri uyguladığım için Aslan teşhis koyduğumuz andan itibaren hiç kusmadı kilo/beslenme kaybı olmadı ve reflünün rahatsızlık verici diğer etkilerini minimum oranda yaşadı.
larenjit belirtileri
Croup ya da akut larenjit
Larenjit, üst solunum yollarının (nefes borusu veya ses tellerinin) şişmesidir. Nedeni çoğu zaman virüslerdir. Virüsün tipine bağlı olarak çocuklarda ateş veya diğer nezle bulguları olabilir. Öksürük, kaba ve havlar tarzda olur. Sesli solunum yollarının şişmesinden dolayı olur. Çocuğunuz geceleri kötüleşip gündüzleri daha iyi olabilir, genelde 5 gün civarında sürer ve birden fazla geçirilebilir.
EVDEKİ TEDAVİ
1.Sakin kalıp çocuğunuzun sakin olmasını sağlayınız çünkü ağlamak ve heyecan durumu kötüleştirir.
2.Varsa odada soğuk buhar kullanınız.
3.Çocuğunuzun arkasına birkaç yastık koyarak kafasını yükseltiniz, böylece daha kolay nefes alır
4.Eğer ateşi varsa ateş düşürücü kullanınız.
5.Çocuğunuzun bol sıvı almasını sağlayınız. İstemiyorsa veya soluk almakta zorluk çekiyorsa yemek yemesi için zorlamayınız.
6.Çocuğunuzun sesli solunumu artarsa banyoya gidip sıcak suyu açıp kapatıp, 15 dakika çocuğunuzla oturunuz. çocuğa bu sırada kitap ya da oyuncak veriniz.
7.Bazen soğuk hava da işe yarar. Eğer banyo buharı işe yaramazsa 10 dakika dışarı çıkarınız veya pencereyi açınız.
ACİL SERVİSLİK DURUMLAR
1.Çocuğunuz soluk almada güçlük çekip, göğsünü veya karnını içeri çekiyorsa
2.Soluk görÜnüyorsa, dudaK çevresi ya da tırnaklarında morarma varsa
3.Öksürüğü devamlı ise
4.Çocuğunuzun salyası akıyorsa ve yutkunma güçlüğü gelişirse
5.Çocuk bitkin düşerse
6.Sizin herhangi bir kuşkunuz varsa veya çocuğunuz hızla kötüleşirse vakit kaybedilmeden acile gidilmelidir.
Çocuk ve Cinsel İstismar
ANKARA ÇOCUK HAKLARI PLATFORMU
Ankara Çocuk Hakları Platformu, Türkiye’de insan hakları çerçevesinde tüm çocukların, haklarının önceliği ve yüksek yararının gözetildiği, kendilerini ilgilendiren her konuda söz sahibi olduğu, kararlara etkin katılım gösterebildiği, demokratik bir toplumsal yapının oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla bir araya gelen hükümet dışı örgütlerin oluşturduğu bir platformdur.
Çocuk ve Cinsel İstismar
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim ÜyesiÇocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Başkanı
Doç. Dr. Figen Şahin
http://yeniyuzyildergisi.com/makale/cocuk-ve-cinsel-istismar
Anne baba olmanın en önemli içgüdüsü “çocuğunu korumak” tır. Sürekli çocuklarımızın yanında olarak onları koruyabileceğimizi düşünsek de, bu çok gerçekçi bir düşünce değildir. Bu korumayı en iyi olarak yapabilecek kişi çocuğun kendisidir. Çocuklarımızı öz
güveni ve öz saygısı yüksek bireyler olarak yetiştirmek en önemli koruma yöntemidir. Sevgi ve şefkatle, demokratik bir aile ortamında büyütülmüş çocuklar, istemedikleri şeylere “hayır” diyebilme özgürlüğünü hissedebilir ve kendilerini en iyi şekilde koruyabilirler.
Çocuklara cinsel bölgeleriyle ilgilendikleri küçük yaşlardan başlayarak merak ettikleri konularda doğru ve sağlıklı bilgiler verilmeli, cinsel bölgelerinin kendilerine özel olduğu, buralara dokunmak ya da bakmak isteyen biri olduğunda o kişiden uzaklaşıp olayı
güvendikleri birine anlatmaları gerektiği vurgulanmalıdır.
Çocuklara küçük yaşlardan başlayarak, cinselliğin “ayıp, günah, yasak” bir şey değil, insan yaşamının normal ve güzel bir parçası olduğunun, ancak cinselliğin belli bir olgunluğa ulaşılınca ve uygun kişilerle yaşanması gerektiğinin öğretilmesi ile gelecek nesillerde
cinsel istismar sıklığının azaltılması başarılabilir.
Çocuklara kendilerini cinsel istismardan korumayı nasıl öğretebiliriz?
Çocuğu cinsel tacize uğrayan aileler ne yapmalıdır?
Çocuğunun cinsel tacize uğradığını öğrenen ailelerin genelde en büyük kaygısı, eğer çocuk kızsa “kızlık zarının bozulup bozulmadığı”, erkekse “bu olayın ilerde çocuklarının eşcinsel olmasına yol açıp açmayacağı” olmaktadır. Bu açıdan bir sorun yoksa ailelerin
tercihi olayın üstünün kapatılması olmaktadır. Oysa yapılması gereken şeyler bununla sınırlı değildir. Çocuğun cinsel istismarı onun beden sağlığına olduğu kadar ruh sağlığına da zarar verir. Ruh sağlığının bozulmasına katkıda bulunan etmenlerden biri de “kendisine
kötü bir şeyler yapan kişinin cezalandırılmaması” dır. Ayrıca siz çocuğunuzu bundan sonra o kişiden koruyacağınızı düşünseniz bile, tacizci başka çocuklar için tehlikeli olacaktır. Çocuğun cinsel istismarı yasalarımıza göre bir suçtur ve o suçu işleyen kişinin
yargılanması gerekir. Bu nedenle “olayın duyulması çocuğuma zarar verir, namusu kirlenir” düşüncesinde olmayıp bu konunun yetkili makamlara duyurulmasını sağlamak gerekir. Bu duyuru hastanede doktorun tutacağı adli raporla yapılabilir. Ayrıca aile doğrudan
polise ya da Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurabilir.
Cinsel istismarda adli kanıt bulunabilmesi için çocuğun olayın üzerinden 72 saatten fazla zaman geçmeden muayene edilmesi, muayene öncesinde banyo yapmamış olması gerekir. Çocuğun olay sırasında üzerinde bulunan giysileri, özellikle iç çamaşırları saklanarak,
gerekirse değerlendirilmek üzere Adli Tıp Kurumu’na gönderilmelidir.
Çocuklar bir cinsel tacize uğradıklarında bu olayın anlam ve önemini genelde anlamazlar. Onlar için, eğer olay canlarını acıtmışsa, bir fiziksel istismar eşdeğeridir. Henüz cinsellikle ilgili değer yargıları gelişmediyse, yaşadıkları olayın ne anlama geldiğini,
anlattıkları kişinin tepkileri yoluyla değerlendirirler. Ruh sağlıklarının bu olaydan ne derece etkileneceği de bu kişilerin tepkileri ve çocuğun daha sonra yaşadıkları ile belirlenir. Ailelerin bu aşamada sıklıkla yaptıkları hatalar çocuğun anlattıklarına
inanmama, onu yalan söylemekle suçlama, olaydan dolayı suçlama, yargılama ya da aşırı üzüntü tepkileri verip kendini yerden yere atmaktır. Çocuğun bu aşamada duyacağı “Yok canım sana öyle gelmiştir, hiç öyle bir insan böyle şeyler yapar mı?”, “Peki senin ne
işin vardı orada, ben sana evden çıkma dememiş miydim?” gibi cümleler bazen olayın kendisinden daha yaralayıcı olabilir. Aile, olaydan dolayı ne kadar sarsılmış olsa bile sakin kalmayı başarmalı, çocuğuna inanmalı ve ona her zaman onun arkasında olacağı güvencesini
vermelidir. Her aşamada çocuğa anlayışlı ve sevecen davranılmalıdır. Yaşadıklarının onun suçu olmadığı, bu olaydan dolayı çocuğun değil onu yapanın “namusunun kirlenmesi!” gerektiği vurgulanmalıdır.
Çocuğu cinsel istismara uğrayan ailelere yakınlarındaki bir hastaneye başvurmaları da önerilmelidir. Artık bir çok büyük kentimizin üniversite veya eğitim hastanelerinde bu konuda bilgili ve deneyimli ekipler bulunmaktadır. Bu ekiplerde temel olarak çocuk sağlığı
ve hastalıkları, çocuk ruh sağlığı ve adli tıp uzmanları görev yapmakta, gerektiğinde diğer bölümlerden de destek alınmaktadır. Bu ekiplerde sosyal hizmet uzmanı ve psikolog gibi diğer birim elemanları da çalışmaktadır. Bulundukları ilde böyle bir ekip yoksa,
bu sayılan uzmanlardan en az birinin çalıştığı bir kuruma, ya da en yakındaki sağlık kurumuna başvurulması durumunda aileye yardımcı olunacaktır.
Hangi çocuklar daha çok risk altındadır?
Çalışmalar sessiz, içe kapalı, özgüveni düşük çocukların daha çok istismara uğradığını göstermektedir. Bu çocuklar gereksinim duydukları ilgi, sevgi ve şefkati ailelerinde bulamadıkları zaman kendilerine yöneltilen cinsel davranışı bir ilgi ve sevgi gösterisi
olarak algılayabilmektedirler. Kendilerine büyüklere hiç bir zaman karşı gelinmemesi gerektiği öğretilmiş olan çocuklar da böyle bir olayda karşılarındaki kişiye hayır diyememekte, o kişi bu olayın bir sır olarak saklanması gerektiğini söylediğinde de boyun
eğmektedirler. Hele istismarcı aile içinden biriyse çocuk onu korumak, ailenin dağılmasına engel olmak gibi sorumluluklar üstlenerek kendini feda edebilir.
Cinsel tacize uğrama konusunda risk altında olanlar yalnızca kız çocuklar değildir. Ülkemiz gibi kız çocuklarının daha korunaklı büyütüldüğü kapalı toplumlarda, daha serbest ve başıboş durumdaki küçük erkek çocuklar da cinsel tacize uğramaktadır.
Kimler çocuğa cinsel istismarda bulunabilir?
Sanılanın aksine çocukları cinsel olarak taciz edenler, sokakta çocuklarımızı uzak tutmaya çalıştığımız serseri görünümlü, eğitimsiz, yabancılar değildir. Cinsel tacizciler her sosyokültürel düzeyde karşımıza çıkabilir. Genellikle temiz, düzgün görünümlü, çocukların
güvenini kazanabilen kişilerdir. Çoğu kez çocuk tacizciyi tanımaktadır ve oldukça sık olarak bu tacizci aileden biridir. Bu nedenle çocuklarımızı korumak için “sakın sokakta tanımadığın kişilerden şeker alma, onlarla gitme” uyarısı yeterli kalmamaktadır.
Hangi davranış cinsel istismardır?
Tanım olarak çocuğun bir erişkin ya da kendisinden oldukça büyük bir kişi tarafından cinsel doyum sağlamak için her türlü kullanılması cinsel istismardır. Buna göre çocuğun cinsel organlarına ellenmesi, bakılması, erişkinin kendi cinsel bölgelerini çocuğa elletmesi,
çocuğun çıplak fotoğraflarının çekilmesi gibi bir çok olay istismar tanımına girmektedir.
Çocukların yaşantısına cinsellik, 3-6 yaşlarında kendilerini bir kız ya da erkek olarak tanımlamaya başladıkları, yani cinsel kimliklerini keşfettikleri anda girer. O yaşlarda karşı cinsin kendilerinden farkını anlamak için oynadıkları “doktorculuk” oyunu tamamen
normal bir gelişimsel süreçtir ve çocuğunu komşunun çocuğuyla bu oyunu oynarken yakalayan anne babanın paniğe kapılmasına gerek yoktur. Ancak aralarında 5 yaştan fazla fark olan iki çocuğun, örneğin 10 yaşındaki bir çocukla 16 yaşında bir ergenin cinsel eylemi
artık normal bir oyun sınıfına alınmaz. Yaşları yakın olsa bile çocuklardan birinin zihinsel engelli olması gibi gelişimsel olarak diğer çocuktan geri olduğu durumlarda da olay istismar sayılır. Ayrıca arada tehdit ya da şiddet uygulanmışsa, çocuklardan biri
kendini bu olaydan dolayı kötü hissediyor ve kurban rolüne girmişse yine cinsel istismar söz konusudur.
Cinselliğin bir tabu olduğu ve “namus” kavramının doğrudan cinselliğe bağlandığı ülkemizde çocuğun cinsel istismarı ve ensest kavramları yeni dile getirilmeye başlanmıştır. Bu konudaki farkındalık ve duyarlılıklar arttıkça bu kavramın aslında ülkemizde
hiç de seyrek olmayan ama yakın zamana kadar üstü örtülerek yok sayılan bir durum olduğu görülmektedir.
Bilimsel çalışmalarla sıklığının saptanmasının çok zor olmasına karşın, elimizdeki veriler ülkemizde çocukların cinsel istismarının dünyanın başka bölgelerinde de olduğu gibi oldukça sık olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bu alanda çalışan profesyoneller kadar
ailelerin de çocuklarını istismardan korumak için ne yapmaları gerektiğini ve çocukları istismara uğrarsa nasıl davranacaklarını bilmeleri önemlidir.
MEDİCANA BAHÇELİEVLER HASTANESİ'NDEKİ doktorlar hipokrat yeminlerine sadık kalmıyorlar !...
MEDİCANA hastanesini tercih ederken lütfen iki kez düşünün: Oğlumuza bakmayı keyfi olarak red eden o *DOKTOR bu cesareti nereden buluyor sanıyorsunuz? Tabiki de hastane yönetiminden... Bu suç hepsinindir ! Lütfen bu suça ortak olayın ! Düşünün ki o gün bakılmayan çocuk sizin çocuğunuzdu :( ..... Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.. Sevgiler !
18.07.2011 Pazartesi sabah 06:15 'de acil hasta olarak MEDİCANA - Bahçelievler hastanesine başvurduk. Gidiş nedenimiz 16 aylık oğlumuzun 40.1 derece ateşiydi... Danışmaya 'çocuk doktoru' diye sorduğumuz anda hemen yanımızda giyinmiş kuşanmış hastaneden ayrılmak üzere olan *doktor hanım bitiverdi. Eşim 'doktor siz misin? diye sordu. *Doktor 'evet ama ben çıkıyorum, bakamam diye cevap verdi. İyi ama acil dedidiğimiz halde kapıya yönelip insanlığını nöbetiyle birlikte bitiren hanfendi 'ben çıkıyorum' diye danışmayı bilgilendirerek hastaneden nasıl çıkar? Doktorluk mesleğinin farkındalığında olmayan birinin insanlara hizmet eden bir hastanede/görev başında ne işi olabilir ? .. Uzun lafın kısası biz işte tamda böyle bir doktorun arkasından bakakaldık... Kucağımda 40 derece ateşle yarı baygın (bütün gece uyumayıp/uyutmadığı için) oğlumla danışmaya yöneldik; doktorun ismini istedik. Görevliler (biri genç bir erkek diğeri orta yaş bir bayan) 'medicana' antetli küçük not kağıdına 'SEHER YILDIZ' yazarak verdiler. Kızgın bir şekilde hastaneden ayrıldık. Hemen yanındaki hastaneye Hospitalium'a girdik. Danışmadaki genç ' biz de çocuk doktoru yok. Yan tarafta Medicana Hastanesi var; orda doktor var' dedi. Benim cevabım biraz sert oldu; defolup çıktı o doktor, bakmadı' şeklinde oldu. Bizim için üzülen ve yardım etmek isteyen personel başka hastane önerilerinde bulundu. Biz o gün Hizmet hastanesine giderek gerekli müdahaleyi yaptırdık oğlumuza; 'insan muamelesi gördük' de denilebilir! Gırtlağımda kocaman bir düğüm, yüreğime oturmuş birkaç cümle ' sen *doktorsan bunlar kim be kadın' ..... ? dedirtti bana sonra da avazım çıktığı kadar sustum taki oğlum eskisi gibi konuşuncaya kadar !.. Şimdi söz sırası bende... Konuşacaklarım var DİNLERSENİZ tabi !!!18.07. 2011 günü 16:00 civarlarında Medicana'yı arayarak Sayın Yaşar Oral Sezene ( Başhekim yardımcısı) durumu sözlü olarak ifade ettim. Doktorun isminden emin olmadığımı çünkü internet sitesinden bakınca 'hekimlerimiz' listesinde bu isimde bir doktorun kayıtlı olmadığını gördüğümü söyledim. Kendisinden o gün o saatte nöbetçi olan doktorun ismini teyit etmek istediğimi; avukatımla ondan sonra konuşacağımı söyledim. Ancak 19.07.2011 saat 13:30 gibi aradığımda Yaşar hanım doktorun ismini vermek istemeyip beni hastaneye bu konuyu yüzyüze göreşmeye davet etti. Kendilerine 16 aylık çocuğumla bunu yapmamın mümkün olmadığını söyledim... Özetle hakkım olan bilgilendirme tarafıma yapılmamış olup bu durum mevcut 'kabahati' ikiye katlamaktadır. Birbirlerinin hatalarını kapatmada doktorların üzerine başka bir meslek grubu daha tanımıyorum....Daha önce de benzer bir sorun yaşadım annemi götürdüğümüzde:(
Boğulan kişi boğuluyormuş gibi gözükmez

- 15 yaşın altında çocuk ölümlerinin trafik kazalarından sonra en büyük ikinci sebebi suda boğulmadır.
- Boğulan çocukların yarısının en fazla yirmi metre yakınında mutlaka bir yetişkin vardır.
- Bu boğulmaların %10’unda yetişkin, boğulan çocuğu gözlüyordur ama boğulduğunu anlayamaz.
- Çok nadir örnekler haricinde boğulan kişi yardım isteyemez. Solunum sistemi öncelikle nefes almaya yarar, konuşma ikincil fonksiyondur. Konuşmanın olması için önce nefes alabilmek gerekir.
- Boğulan kişinin ağzı ve burnu suya batıp çıkar. Kişinin ağzı suyun üzerinde nefes alıp verecek ve sonra da yardım isteyecek kadar uzun süre kalamaz. Ağız su yüzüne çıktığında tekrar batacağı için ancak hızlı hızlı, biraz nefes almaya çalışırlar.
- Boğulan kişi elini ya da kolunu sallayarak yardım isteyemez. Doğal refleksler sonucu boğulan kişi kollarını iki yana açarak suyun yüzeyine bastırmaya ve ağzını nefes almak için su yüzeyinde tutmaya çalışır.
- İçgüdüsel Boğulma Tepkisinden dolayı boğulan kişi kollarının davranışını kontrol edemez. Suyun yüzeyinde boğulma mücadelesi veren kişiler boğulmalarını engelleyecek bir şey yapamaz ve el sallama, kurtarıcıya doğru yüzme ya da tutunmak için bir şeye doğru uzanma gibi bilinçli tepkiler veremez.
- İçgüdüsel Boğulma Tepkisi sırasında boğulan kişinin vücudu suyun içinde dik durur. Kurtarılmadığı durumda suyun üzerindeki mücadele yirmi – atmış saniye arası sürer, sonrasında kişi suyun içine batar.
- Kafa suya normalden fazla gömülü, ağız su seviyesinde.
- Kafa arkaya doğru eğilmiş, ağız açık.
- Gözler boş bakıyor ve odaklanamıyor.
- Gözler kapalı.
- Saçlar yüzde.
- Bacakları kullanmıyor, suda dik konumda.
- Çok hızlı soluk alıp veriyor, aksırıyor.
- Bir yere yüzmeye çalışıyor gibi ama bir türlü gidemiyor.
- Sırt üstü dönmeye çalışıyor.
- Bir merdiveni tırmanmaya çalışıyormuş gibi hareketler yapıyor.
kendi kendine vuran/zarar veren bebek
acikcasi lorin'in dogumgunu benim de dogumgunum. hayatimda yeni bir donem baslangici, yeni bir fatma...
ve sunu ogrendim ki; anne olmayanlar annelik hakkinda asla asla ahkam kesmemeli!
ben cevremdekileri ne kadar elestirirdim, asla anlamazdim yaptiklari asiri duygusalliklari.
evet simdi lorin surekli kucak istiyor ve almazsam yere yuzustu uzanip agliyor ve ben kiyamiyorum arkadas, simarik olacak bu cocuk. hic sevmem herseye aglayan cocuklari, hep milleti elestiririm. yahu bizim turk annelerinde genetik bir "drama queen" lik mi var?
canadalilar, cocuklari kendini yerden yere atsa bile buz gibi bir suratla baska yere bakiyor; velhasilkelam cocuk bir daha ayni hareketi yapmiyor ise yaramadigini gorunce. ben de oyle yapabilirim sandim ama yapamiyorum, o aglarken kayitsiz kalamiyorum.
arkadaslar bir tavsiye, benim yaptigim bir hatayi siz yapmayin;
lorin sanirim biraz asabi, gecen birseyi vermedim sinirlendi, ilgilenmedim ama yan goz bakiyorum. iki eliyle tam kulaklarin ustunden saclarini tuttu nasil cekiyor ve cani acidigi icinde bagiriyor. cok buyuk bir olay da degildi aglamiyordu bile, mizmizlanirken
birden sacini cekmek parlak bir fikir gibi geldi heralde. hemen kostum ellerini sacindan aldim, sarildim optum optum, ellerini, kivircik basini optum, sarildim "kivircik kuzum, merinosum, zeytinim, balim, canim..." ama nasil icim acidi.
al iste sana sac cekmeyi basariya ulastirdigi icin, surekli yapiyor. mesela corba iciyor, uzakta bir biskuvi kutusu goruyor "bu bu" diye isaret ediyor olmaz diyorum. elini basina goturup sacini tutuyor ama sacini cekmiyor sadece"bu bu bubu " diye tekrarliyor,
tehditkar bir sekilde. yine vermezsem sacini yoluyor.
ilk yaptiginda bu kadar kosup sarilma "dramatize etme" olaylari yapmasaydim, simdi bu huy olmazdi. annelik bazen de "gerekli zamanlarda kalbini buzluga koymakmis" cocuklarda kendine vurma donemi falan olurmus, ilkinde ilgisiz olursak, engellenebilir birsey
kroniklesebiliyor kimi zaman...
artik birkac defa sacini basini yolacak lorin hanimefendi, onun saci basi; benim kalbim, icim aciyacak. sorarim size bu cocuklar zalim degil de nedir? hak mi simdi bu? bu kadar seven anneye yapilir mi?
3 Yaş Küçük Ergen Dav.Psikolojik Danış.
Dönem dönem Efe'de aile özlemi (annane-dede) patlak veriyor ve gece uykusunda sayıklamalara, akşam kreşten gelince evde bize kök söktürmelere, bağırıp ağlamalara kadar gidiyor. Efe’nin kreşe alışması 1,5 ay sürdü ki bu dönemde de yine dedemi, annanemi, teyzemi,
eniştemi isterim krizlerimiz çok olmuştu. Bu krizler öyle bir raddeye geliyor ki ben ve eşim kafayı sıyıracak hale geliyoruz. Gündüz kreşte çok eğlendiği, mutlu olduğunu hatta yaramazlık yapmaya başladığını öğrendikçe hem seviniyorum hem de üzülüyorum. Çünkü
akşam eve geldiğinde kreşte mutluluktan uçan çocuğun yerini bağırıp çağıran, gece uyumayan, sürekli ağlayan bir çocuk alıyor.
Efe doğduğundan beri annane-dede ve teyze-enişte ile hep içiçe olduk. Ama artık herkes kendi hayatını ve düzenini kurdu, Efe büyüdü bizim de ailenin desteğine eskisi kadar ihtiyacımız kalmadı. Benim ailem Ankara'da bizse Antalya'da yaşıyoruz.
Cuma sabahı Efe'nin doktoruna uğradım ve durumu anlattım. Bir çocuk psikiyatristi gözlemlese çok daha iyi olur, bu davranışının altında yatan nedeni keşfetmemiz lazım dedi. Bunun üzerine Psikiyatrist araştırmaya başladım ve buldum.
Cuma akşam üzeri bebemi ve babasını da alıp koştura koştura psikiyatriste gittik.Psikiyatrist doktor teyzemiz Efe'yi izledi, beraber oyun oynadılar,sohbet ettiler öyle takıldılar:)) Sanki dünyayı yıkan adam o değil, doktorun yanında müthiş uyumlu, oyun çocuğu
moduna giriverdi.Doktor tabi biraz şaşkın bir şekilde, kendisiyle hangi konuda konuşmak istediğimizi sordu, bu da ayrı bir bombaydı yani.Bebe normal ama ana-baba sorunlu...Sonuçta doktor şunları söyledi;
Genel olarak; Efe'nin kreşe alışma dönemini atlatamadığı için bu şekilde hırçınlaştığını, öfkesini bize yönelttiğini söyledi.Dede - annane özleminin olabileceğini ancak hayatın akışı içinde müdahale edilemeyecek birçok şey olduğunu ve onun da bunlara adapte
olacağını söyledi.Özlem duyuyorsa kreşe giderken yanında resimlerini götürebileceğini, bunun bile onu çok rahatlatacağını söyledi.Okula giderken vedalaşma sahnesinin çok kısa olmasını ve çok neşeli uğurlamamızı, asla endişeli ya da tereddütlü bir yüz ifadesi
takınmamamızı söyledi.Biz ikilemde kalırsak onun bunu çok iyi anlayıp kullanacağını söyledi.
Efe'nin yeniliklere karşı mesafeli olduğunu, alıştıktan sonra da ayrılmada sorun yaşadığını, bunu nasıl önleyeceğimizi sorduk.Doktora karşı da aynı mesafeyi koydu önce ama giderken de çok sıcak davrandı mesela.Doktor Efe'nin başlama ve bitirme konusunda zor
bir çocuk olduğunu;yeni bir oyuncak-kitap-arkadaş-ortam gibi şeylerle ilk başta mesafesini koruduğunu net bir şekilde görebildiğini söyledi.Bu sorunu uyku gibi temel rutinler haricinde diğer rutinleri değiştirmekle çözebileceğimizi söyledi.Mesela hep aynı
parka gitmeyin, hep aynı yollardan geçmeyin, farklı ortamlara ve farklı insanlarla tanışmasına olanak verin.Bir gün AVM ye gidiyorsanız başka bir gün hiç gitmediği bir oyun alanına, restauranta ya da yeni bir kitapçıya gidin dedi.
Geceleri ve sabahları dede diye ağlayarak uyanmasının da bir soruna işaret etmediğini ve normal olduğunu söyledi.3 yaşla beraber çocuğun uykularının da büyüdüğünü, rüya görmeye başladığını ama gerçek ve rüya arasındaki farkı anlamlandıramadığı için bu şekilde
sık sık uyanmalar, ağlamalar olabileceğini de blirtti. Kâbus görmesinin de ancak sabaha karşı sıçrayarak, titreyerek uyanması durumunda bir soruna işaret edebileceğini ve bunu anlamak için de emar, eeg, vs gibi tetkikler istendikten sonra bir yorum yapılabileceğini
söyledi.
Bu yaş grubu çocuklarda tantrumlar çok sık görülen ve çocuğun son derece sağlıklı davranışlarıymış.Küçük bir ergen olarak görmemizi, sınırlar ve kurallar koyup uygulamamızı istedi.Kuralların esnetilebileceği durumlarda en baştan gereksiz inatlaşmalara girmeyip,
yapılabilecek bir şeyse yapmamızı.Ancak dengeyi koruyup, yönetimi ona bırakmamamızı.Sağlık ve güvenlik gibi kuralların esnetilemeyeceği durumlarda asla geri adım atmayıp, net davranışlar ve kısa bir cümle ile durumu anlatıp yapılması gerekeni yapmamızı söyledi.Öfke
krizi başladığında onunla gözgöze bile gelmeden, uzatmadan, kısa ve net olmamızı söyledi.( Nasıl olacak bilmiyorum ama çalışıyoruz anne-baba olarak)
Biraz uzun oldu ama belki bu durumları yaşayan anne-babalar vardır ve onlara da bir faydası olur.
Veeee bunları anlattı anlattı en sonunda Efe'nin normal olduğunu ama istersek bize , yani anne - babaya bir ilaç yazabileceğini söyledi :))))))İyi mi ???? Bizim bu öfke nöbetleri esnasında gerilmeden, sakin kalmamız gerektiğini bu nedenle doğal yolla bunu başaramazsak,
ilaç kullanabileceğimizi söyledi.
Doktorumuzun önerdiği birkaç kitabı ve yazarını da aşağıda belirttim. Aslında 1. kitabı daha önce Nurturia üyesi Şenay (senayc) önermişti ve almıştım. Ama bu dönemde yaşadığımız sinir harbi ve arkası kesilmeyen hastalıklar yüzünden okuyamamıştım, artık tam
zamanı diyorum.
Eklemem gereken birşey daha var.Eğer çocuğunuz kendine yada etrafına zarar vermeye başlarsa; sandalyeye,koltuğa,vs oturup çocuk ayaktayken çocuğun bacaklarını iki bacağınızın arasına alıp kendi bacaklarınızı çaprazlıyorsunuz,kollarını da çocuğun bileklerini
çaprazlayıp kucaklar gibi sarılıyorsunuz.Bu şekilde konuşmadan sarılıp bekliyorsunuz, sakinleşince de öpüp yumuşak bir biçimde serbest bırakıyorsunuz.Ben denedim, işe yaradı gibi.Biraz acemilik var ama öğreneceğim.
1. Çocuğunuza Sınır Koyma
Robert JR. Mckenzei
2. Zor Çocuk
Leslie Tonner, Stanley Turecki
3. Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme Çocukların Benlik Saygılarını Geliştirme ve Utangaçlıklarını Yenme Yolları
Gael Lindenfield
Icgudusel reddedis
2 yas cocuklari icin sunlari unutma:
Buyukler ofkelendiginde ilk olarak ofkesine neden olan dis etkiyi bastirmaya calisir, onu yapamiyorsa kendi ofkesini kontrol etmeye calisir, ikisini de yapamiyorsa ofkesini bagirarak gosterir, son asama olarak da siddete yonelir.
2 yas krizindeki cocuklar baslardaki butun asamalari atlayip dogrudan son asamayi yaparlar.
Bu donemde "icgudusel reddedis" icindediler. Reddedisi ofkeyle gosterirler. Icgudusel oldugu icin de bu ofkeyi ve ofkeyle gelen siddeti kontrol edemezler.
Ofke nobeti anlarinda ona:
1) "Hayir, yapma" demeyecegiz: Ona bunu demek, ofkelendigini, yaptigi hareketin siddetini ona vurgular ve de onu hedefe yonlendirir.
2) "Neden yapiyorsun" ya da "Ne istiyorsun, onu bunu mu" diye sormayacagiz: Neden yaptigini ve ne istedigini o da bilmiyor.
Kriz zamanlarinda (tam o anda) neler yapilacak:
1) Ofkesi ve o anki hareketleri konusunda onunla konusmayacak, nasihat vermeyecegiz.
2) Ofkesinin kendi kendine gecmesini bekleyip hic ilgilenmeyecegiz ya da ilgisini baska bir ortama/konuya cekecegiz, "Mutfakta bir kedi mi gordum ne?" gibi.
Kriz gectikten sonra kriz anini onunla konusabiliriz. Ama bu konusmada ve oncesinde (kriz aninda) ve her zaman yapacagimiz sey, onun kisiligine degil davranisana odaklanmak ve farkindaligimizi vurgulamak: "Sen surekli aglayan bir cocuk oldun" degil, "Biliyorum
engel olamiyorsun aglamalarina. Ben seni her halinle cok seviyorum ve senin uzuldugunu sandigim icin uzuluyorum ama onemli degil, sen iyi oldugunda ben de hemen iyi oluyorum" demek (anlamasa da); ve ona bolca sarilmak, onu bolca opmek ve oksamak.
Unutmusum, ek: Uyguladigi siddet zarar vericiyse engelleyecegiz, yine ilgiyi dagitarak ya da fiziksel bloke uygulayarak, caktirmadan. Kriz bittiginde ise konusacagiz, vurdugunda, attiginda kendine ya da bize zarar verebilecegini, aciyabilecegini/kanayabilecegini/yara
olabilecegini soyleyecegiz.
Uyarılar
Tecrübeler
Duyurular
Mamalar / Tarifler
Oyun ve Aktiviteler
Kendin Yap
Şarkılar / Ninniler
