çikolata

1

Bayram günü masanın üzerinde duran çikolatalara bakıyorum. Cam kâse kucağımda. Renkli ambalajları içinde gerçek çikolatalar...
"Yesene..."
"Seyrediyorum."
"Ne aklına geldi?"
"Sen..."
Gülüşüyoruz. Elimde çikolata kâsesi. Gözlerim doluyor.
"Tüpteki çikolata kremasına benzemiyor"
"Aynısı... Ama biz aynı değiliz."
"Keşke çikolatayı özlesek..."
Küçüğüz. Uzaklardan gelen bir akraba kız kardeşim

e tüpte çikolata alıyor. Nasıl da ihtişamlı bir duruşu var çikolatanın. Hem de tüpte... Sıksa azıcık, nohut kadar, bana da verse...Tadı nasıl da güzeldir.
"Azıcık sık… Ben elimi sürmem bile... Bak ellerimi arkama koyuyorum. Sen sık ben yalayayım olur mu?”
"Tamam, ama ellerini sürme! "
Ellerim arkamda teslim oluşun başka şekli bu. Ama tek bir nohut parçası kadar çikolataya bırakmam bu işi... Tüp değil mi bu!"
Tüpün ağzında duran nohut kadar çikolata parçasını almak için ağzımı tüpün ağzına yapıştırıyorum. İşte tam sırası, içime doğru derin bir nefes çekip yumuşak çikolatanın ağzıma doluş anı... İşte şimdi zevkten ve gülmekten ölebilirim.
Elindeki tüpün zayıflama anı ve ağzımdaki bir yığın çikolatayı görünce de kız kardeşimin üzüntüden ölme anı...
Nefesim daha çok yetseydi sömürürdüm hepsini...
Ağlıyor. Bağıra bağıra ağlıyor.
"Yemin etmiştin... Pis kara kıç! Yemin etmiştin..."
"Ettiiiiim... Ama elimi sürmeyeceğime yemin ettim."
Önümüzde çikolata kâsesi bakıyoruz. Kız kardeşim nemli yanağımı öpüyor.
"Gidip tüpte çikolata alayım mı? Ama elini sürmeyeceksin."
Al... Git al... Ama paran yetmez. Hiçbir zaman yetmez...




1 Yorum


sevra

teşekkürler dokunabildiysem.

Yorum yapmak için üye ol