Doğum Yoluyla Dönüşüm-c.Panuthos kitabından bir bolum cevirisi-11 word sayfası

0

http://bilinclidogum.blogspot.com/2009/02/agr-politika-iktidar-uc-psikoloji_11.html">"Ağrı, Politika, İktidar: Üç Psikoloji Büyüğü" birinci bölüm: "Doğum Yoluyla Dönüşüm" kitabından Altıncı Bölümün Çevirisi

Transformation Through Birth - A woman's Guide
Claudia Panuthos
Foreword by Suzanne Arms

"
Pain,Politics,Power: Three Psychological Biggies" (65-81)

Ceviri: İrem Arıkan
Ağrı, Politika, İktidar: Üç Psikoloji Büyüğü (s.65-81)


Ağrı
Doğumun ağrısından ürkmeyen ya da hızlı, ağrısız bir doğumu umut etmeyen, doğum yapan bir Batılı kadın muhtemelen olmamıştır. Seminerlerimizdeki çoğu kadın, doğumdan önce hangi kitapları okudukları sorulduğunda Ağrısız Doğum’u (Lamaze 1958) satın aldıkları ilk kitap olarak ifade eder. Elbette, biz de ağrıyı önleyecek ya da bertaraf edecek bir yöntem bulmayı isterdik. Ancak [böyle bir yöntem] yok.
Bununla beraber, ağrıyı ilerleten ve uzatan psikolojik durumlar ve ağrıyı azaltan ve dönüştüren şartlar vardır. Bu psikolojik durumlar inançlar, tavırlar, çevre, destek takımları [kişiler] ve her bireysel gerçekliğe özgü ağrının geçmiş deneyimleri ile değiştirilebilir. En uygun bir ruhsal/zihinsel durum yaratmak, doğum yapan her kadın için gerçekçi bir olasılıktır.

Doğal doğum: Amerikan Miti(Efsanesi)


Gerçek doğal doğum, pozitif doğumla eşanlamlı olmasa da, anne ve bebeğin iyi halini[sağlığını] destekler ve bu nedenle mümkün olduğunda faydalı bir amaç olarak hizmet eder. Tüm doğumların %90 ve 96’sı uygun şekilde desteklenirse doğal olabilir, doğumların %4’ünden %10’una kadarı gerçek müdahalelere gereksinim duyar (Mendelsohn 1981). Doğal çocuk doğumu annenin iyi halini[sağlığını] destekler çünkü onun ruhsal [akli] kaynaklarını ve kendine güvenini yapılandırır, ancak daha da temelde, doğal çocuk doğumu müdahaleye bağlı riskleri bertaraf eder. İlaçlar da basitçe [söylemek gerekirse] güvenli değildir ve bu nedenle dikkatle ve bilgilendirilmiş bir seçim duruşuyla kullanılmalıdır. Doğal çocuk doğumu sadece psikolojik ve fiziksel bir meydan okuma değildir. Performans gösteren adaylar için atletik bir olay ya da ağrı toleransı için bir dayanıklılık (endürans testi) testi değildir. Doğal doğum çocuk doğumuna en güvenli bir yaklaşım olup bu nedenle dikkatli bir itibarı hak eder.

İlaçtan önce Kucaklamayı Dene


Hamilelikte, doğum eyleminde ve doğumda ilaç kullanımı ile ciltlerce çalışma bulunmaktadır ve Amerikan Pediyatri Akademisi İlaç Komitesinin özetlediği gibi hepsi de aynı sonuca bağlanır. “Hiçbir ilaç yoktur ki, reçetesiz tedavi olsun ya da reçeteli ilaç olsun, doğum yapan bir kadına verildiğinde ya da uygulandığında, çocuk için güvenli olduğu kanıtlanmış olsun.” Yine de tüm hamile kadınların %90’ı, her bir anneye ortalama 4,5 adet düşmek üzere ilaç alır.
Hepimiz 1950lerdeki Thalidomide bebeklerinin Avrupalı trajedisini ve 1950lerde ve 1960larda anneleri DES almış olan genç kanserli kadın hastaları da biliyoruz. Kendimiz için Dr. Alan Guttmacher’in Hamilelik, Doğum ve Aile Planlaması (1973) içindeki çalışmasını ve “Temel obstetrik(doğum bilgisine ait) tehlike ilacın kendisi olabilir” diyen Dr. Yvonne Brackbill’i okuyabiliriz. Bu yazarlar, -aspirinden paraservikal bloka kadar -herhangi bir ilacın doğasında bulunan, fetusa tehlikeler ve tavizler hakkında konuşmaktadırlar. Suzanne Arms (1975) yazmaktadır: “ Kaç kere söylenmeli? İlaçlar bebeğe geçer. İlaçlar bebeği olumsuz yönde etkiler. İlaçlar bebeğe kalıcı olarak zarar verebilir.” Bu nedenle, doğal çocuk doğumu en azından güvenli bir doğumdur, komplikasyonlar (göreceli olarak nadir olduğu üzere) oluşmadıkça.
Bir literatür taraması tüm ilaçların potansiyel olarak tehlikesini açıkça belirlemiş olsa da, çok sayıda kadına doğum sırasında ilaç verilecektir, bu onlar yaralanmayı riske etmek istediklerinden ya da doktorların bebeklere zarar vermek istediklerinden değildir, ancak doğum yapan kadınlar ve erkeklere ağrının azaltılmasına ve dönüştürülmesine yardım eden [akli durumların] psikolojik durumların sağlanması için psikolojik araçlar verilmemektedir. Ne de doktorlar tıpta bütüncül (holistik) bir yaklaşımda eğitilmiştir.

Ağrının Engellenmesi: Doğal Olmayan Doğuma giden Patika


Ağrıya pek çok yaklaşım vardır. Çocuk doğurmaya ilişkin masal yaklaşımları(Tanrı bilir ya, hepimiz ağrısız doğum masalına inanmak isteriz) hala ağrıdan “rahatsızlık” ya da kas gerilmesi olarak bahseder. Bu yaklaşımın ardındaki fikir, bedenin ağrı içinde olmasına gerek olmadığına inanmak konusunda zihni şaşırtma girişimidir, ve böylece de ağrı içinde olmayacaktır. Ağrının, kişinin zihinsel durumu ve buna eşlik eden inançları tarafından belirlenen kültürel etkileri olduğu doğrudur. Dick-Read(1944) kadınlar arasında geçen çocuk doğurma deneyimlerinin korkutucu öykülerinden türeyen korku tarafından ortaya çıkan, kültürel olarak indüklenmiş(suni olarak başlatılmış) ağrıyla, çalışma girişiminde bulunmuşlardır. Çocuk doğurma ile ilgili olumlu yaklaşımların olumlu sonuçlar ürettiği de doğrudur. “ Çocuk Doğurma Sürecinde İnancın Önemi” çalışmasında Lewis Mehl, M.D. doğurma sonuçlarını kayda değer bir kesinlikle tahmin etmiştir. Onun tahminleri annelerin zihinsel eğilimleri üzerine temellenmişti. Bununla beraber, belirli bir nefes tekniği ya da fiziksel egzersiz genellikle ağrıyı bertaraf etmez, ve her ikisi de aldatıcıdır. Bunun ötesinde, sadece olumlu düşüncelere dayalı yaklaşımlar da, Batı kültürlerindeki pek çok doğumda ortak olan fiziksel ağrı gerçeğine kadınları yeterli derecede hazırlamakta başarısız olur.
Dünya kültürlerinde farklı ağrı ifadeleri ve ağrıya farklı yaklaşımlar vardır. Ağrıya Batılı yaklaşım, yok sayma ve tıbbi gereksinim ve hastalıkla ilişkilendirme eğiliminde olmakta iken, diğer kültürlerde daha fazla kabullenme ve daha az stres vardır. Brigitte Jordan, Dört Kültürde Doğum (1980)’da çocuk doğurma sırasındaki Mayalı kadınları tarif eder. Doğuma katılanlar arasında ağrının kabullenişini fark etmiştir, ağrı neredeyse basitçe delilsiz kabul edilmiştir. Hawaili Kahuna kadın ve erkekleri, tembel bir akraba olabilen başka birine ya da ağrıyı hak ettiği düşünülen birine ağrıyı vermenin yollarını bilirlerdi. Kahunalar, masum akraba doğum sırasında inleyip ah ederken “ağrısız” doğumları rapor etmekteler(Meltzer 1981). Kahuna kabilesi zihnin becerisini/ustalığını Batılı anlayışın ötesinde bir biçimde kanıtlar ve nihai zihin kontrolünün, düşünce transferi noktasına varan bir örneğini verir.
Eğer Batılı kadınlar meditasyonu ve zihin kontrolünü çok yıllarca pratik etmiş olsalardı, onlar da böyle bir kontrol kazanmış olabilirlerdi. Hindistan’daki beklenen hayatta kalış süresinin ötesinde, günlerce yemeyip içmeyen üstatlar ve sıcak kömürün üzerinde yürüyen Kahunalı kabile insanları aklın gücünün madde üzerine üstünlüğünü kanıtlar. Günlük dışsal uyaranlarca istila edilmiş Amerikalı kadının, sadece altı ya da on seanslık çocuk doğumu hazırlığından sonra böyle bir beden kontrolü kazanması inandırıcı değildir.
Gayle Peterson (1981) yazmaktadır ki “ağrı kavramı ve deneyimi ile etkin bir şekilde başa çıkmamak kadınlara büyük bir zarar vermektir.” Bize, ağrının doğasında sadece kültürel ve psikolojik olmadığını hatırlatır ve bu rahatsızlığın(ağrının)nasıl sadece bizim kafalarımızda olmadığını tarif eder. Tutumlar ve bilgi, ağrının yoğunluğunu ve derecesini olduğu kadar, kişinin etkili olarak ağrıyla baş edebilmesini de etkiler, ancak ağrı yine ağrıdır.

İnançlar Ağrının Derecesini Etkiler

Ağrı ve ağrı yönetimi ile ilgili tavırlar ve inançlar doğum sonuçlarını etkiler. Örneğin, kadınlar olarak bizler yardım bekleyen kadın(damsel in distress) olarak ağrıya yaklaşmak konusunda eğitildik, içsel çaresizlikle sürüklenmiş ve yakışıklı prens arayışında, ya da bunu aşırı telafi edecek [şekilde], eti eve getiren, pişiren ve bunun gerçekte ne kadar zor olduğunu kimseye fark ettirmeyen süper kadın olarak . Dördüncü bölümde, ortak psikolojik senaryolar ya da pek çok Batılı kadının hayat draması gözden geçirilmiştir. Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel ve Kar Beyazı kendi kişisel kaynakları ile bilinmezler ama zorluklarla bilinçsizlik ve çaresizlik içinde yüzleşmişlerdir. Bunlar, psikolojik kaynak ve yeterlilik için modeller değildi.

Başarısızlık Beklentileri

Ağrıya bir rahatsızlık olarak yaklaşan öğretiler, kadınların bunu karşılamada yetersiz olduklarını varsayar. Farkında olmadan dalıp giderek, ağrının doğumda tam bir varlığına karşılık veren kadınlar ağrıyla etkili olarak baş edebilme becerilerini aktif bir şekilde yok sayarlar. Daha da ötesi, bu yaklaşımlar, aslında kabul ve teslim olma yerine, yok saymayı, kontrolü, direnci ve dayanıklılığı öğreterek ağrıyı arttırırlar.
Bizim olumlu doğum seminerlerimizde, kadınlardan kendilerini, erkek-hamile olarak imgelemeleri istenmiştir. Bildirilen deneyimlerde, geniş bir çeşitlilik vardır, ancak çoğunluk ağrıyla ilgili farklı bir duygu ve tavır bildirir. Hamile erkekler olarak,[bu kadınlar] çoğunlukla yeni keşfedilmiş bir güç(iktidar) duygusunu anlatır. Fark ederler ki erkekler, sorularına yanıt alabilmek için eşlerini(karılarını) kadın doğum uzmanına getirmek zorunda olmazlardı. Bazıları, nefes egzersizlerini pratik etmek için bu kadar çok çalışmak zorunda kalmayacağını hayal etmiştir çünkü erkek olarak onların ağrıyı etkili bir şekilde idare edecekleri beklenecektir. Erkeklerden, egzersiz yapmak, koşmak ve maratonlar bitirmek beklenmektedir. Kadınların yarışmayı daha az ciddiye alması beklenir ve her şeyden önce koşmayı istemekle bile eksantrik olarak tanımlanabilirler. Futbol oyuncularından, ağrıya ödün vermeden ve [bunu] dramatize etmeden oyuna devam etmeleri beklenir. Kadınlardan futbol sahasından uzak durmaları ve bu tür bir hanıma yakışmaz aktiviteler içine girmemeleri beklenir. Doğumun ortasında, hamile bir adama, yardım bekleyen kadın olarak muamele etmeyi neredeyse hiç beklemeyiz.
“Taking Care of the Little Woman/ Küçük Kadına Bakmak”(1981) içinde, Coleman Romalis hamile ya da doğuran kadına “babalık etmek” için nasıl doktorun babayı psikoloji tezgahı içine soktuğuna dikkati çekerek doktor-baba ilişkilerini tarif eder. Yine de, doktorumuzun kocalarımıza ve erkek partnerlerimize “küçük adam” diye hitap edeceklerini beklemeyiz. Bu yaklaşımlar, ağrı yönetimi için bir kadının içsel kapasitesini desteklemez.
Suzanne Arms, Immaculate Deception/Masum Aldanış (1975) içinde doğuma hazırlık kurslarının bazen başarısızlık beklentileri üzerine temellendirildiğini anlatır. Hatırlatmaktadır ki, hastane düzenlemeleri kadının tamamen kendi kaynaklarına dayanırken başarısız olmasına bir hazırlık için tasarımlanmıştır; bu düzenlemeler doğum yapan kadına başa çıkma zorlukları konusunda, bu [zorluklar] müdahalelerle kolayca idare edilebildikleri için, ki çoğu müdahalenin kendi özüne göre riskleri olduğu gerçeğine rağmen, endişelenmemeleri gerektiğini önermektedir. Bunun da ötesinde, çoğu kadın tamamen doğal doğuma sahip olmayı beklediğinden (yine de istatistikler Amerikalı kadınların %10’u ya da daha azının hastane düzeni içinde doğal doğum yaptığını gösterir), müdahale gerektiren gerçek bir krizin neyi içerdiği ve kendi doğal güçlerinin göz ardı edilişinin gerçekte ne olduğu konusunda kadınların kafaları karışmıştır.

Ağrıya yeni bir gözle bakmak: Doğumda Yeni Anlam:


Bazı yaklaşımlar, “ağrı” kelimesine ve bunu takip eden deneyime yeni bir bakış getirmeyi denemektedir. Ağrının genellikle hastalık, aciliyet, yaralanma, ölüm ve genel korku ile bağdaştırıldığı bu süreçlerde tam bir kullanışlılık vardır. Sözlük tanımları “Fiziksel bir yaralanma, aşırı zorlama ya da bozukluktan gelen ya da bunlara eşlik eden hoş olmayan bir duyarlık duygusudur”. Bu tür tanımlar “doğal” ya da “sağlıklı” kelimelerini içermez; kulağa Ina May Gaskin’in “enerji akını”(1977) terimi gibi gelmez. “Ağrı” kelimesi ile gelen zihinsel çağrışımların ne olduğu sorulduğunda, aşağıdaki liste oluştu:

“aah”
Düşme
Acıma
Enfeksiyonlar
Ölüm
Travma
Ciddi hastalık
Hastaneler
Terör
Rahatsızlık
Diş hekimliği
Kesikler
Kritik
Kırık kemikler
Kanama
Yoğun Bakım
Sıcak fırın
Doktorlar
Aspirin
İlaçlar
Dikişler
Şarap
Kulak ağrıları
Yok sayma
Bu zihinsel çağrışımların hiç birisi ağrının dönüşümüne ya da gevşemeye olanak sağlamaz. Doğum ağrısı ile ilgili yeni bir kafa yapısı istendiğinde, katılımcılar şunları yazdı:

İlerleyen
Bebek
Ulaşma
Teslimiyet
Akın
Canlı
Kazanç
İş
Destek
Kasılma
Enerji
Yardım
Doğum
Doğurma
Sağlık

Normal Korku: Akıl Sağlığının bir İşareti

Dick-Read, Lamaze ve diğerleri gibi, ilk doğum eğitimcilerinin en büyük katkılarından biri, hamilelik, doğum eylemi ve doğumun gerçek fizyolojisinin güvenilir bir kavrayışını sağlayacak bir müfredatın yaratılmasıydı. İnsan aklının “bilinmeyeni” olası ve mümkün negatif sonuçlarla doldurma eğilimi olduğundan, bilgili(eğitimli) doğum aklın korkutucu olana eğilimini azaltır. Zihin sakin olduğunda ve devam eden olaylar konusunda bilgilenmiş olduğunda, beden doğal ve daha aydınlanmış bir doğuma götüren bir şart olan sükunet ile cevap verir. Bilginin korkuyu ve böylece ağrıyı azaltma etkisi vardır.
Fiziksel ağrı ile ilgili kişisel geçmişleri olan kadınlarda, doğuma dayalı ağrı “devenin sırtını kıran bir saman çöpü”/ “bardağı taşıran son damla” olabilir ve bu nedenle, [bunula]doğumdan önce ilgilenmek gerekebilir. Psikolojik yığınların bunun gibi sonuçlarla benzer deneyimlerin yansımaları olduğu fikrini daha önce tartışmıştık. Bazı kadınların ağrı istifleri [önceden] dolmuş olup, kolayca aktive olabilir. Bu anılarla bağlantılı duygusal yükü kavramak ve açığa çıkarmak (boşaltmak) doğum ağrısını idare edilebilir bir seviyede tutmakta özellikle yardımcı olabilir. Nancy 25 yaşında ondan fazla alt sırt ve kalça ameliyatı geçirmiş engelli bir kadın. Bir çocuk olarak, çoğu zaman özellikle ameliyatlardan önce ve sonra, artan fiziksel ağrı içindeydi. Ağrıyla psikolojik bağlantıları, kesilmeyi, hastanede ve yalnız olmayı içermekteydi. Doğumu sırasında 6 cm’e kadar açılma sağlamış(dilate olmuş) ve daha sonra tesadüfen, temelde alt sırtına yerleşen ağrı tarafından ele geçirilmiştir. Kendisine, aslında doğumu durduran çok büyük dozlarda ağrı kesici verilmiştir. Saatler sonra, doğumu indüklemek için(başlatmak) Pitocin verilmiştir. Pitocin dozu, şiddetli ve yoğun kasılmalara yol açmıştır ki ağrıdan bayılmıştır. Sezeryan doğum için ameliyathaneye götürülürken bilinci açılmıştır. Ameliyattan ağrı içinde, hastanede ve yalnız kalkmıştır. Kendisiyle [yapılan] bireysel seanslarda, bu deneyimlere dair duygusal yükü boşaltabilmiştir ve ağrıyla ilgili duygusal, zihinsel çağrışımlarını bilinçli olarak kavrayabilmiştir. Birkaç ay ağrı için yeni bir anlam olumlamıştır. İkinci kez tekrar hamile kaldığında, SSVD(sezeryan sonrası vajinal doğum) talep etmiştir. “Doğum ağrısı, doğum kazancıdır” diyerek kendine olumlama yapmıştır.

 

İkinci çocuğu 11 saatlik doğum ağrısı ve kazancının ardından ilk çocuğundan 900 gr(2 pounds) daha ağır bir doğum ağırlığında vajinal yoldan doğmuştur.
Ağrı, böylece, daha farklı ve kendine özgü deneyimlenmektedir, ve kültürel beklentilere, önceki ağrılı olaylar ve bunu takip eden çözümlemelere, ve kişinin o günkü kaynaklarına bağlıdır. Burada tarif edildiği gibi ağrıya kendi kültürel yaklaşımımızı kavramak, geçmiş ağrıları ve eşlik eden duyguları boşaltmak, olumlu düşünme ve gerçekçi beklentilerle, çözümlemeye ulaşmak ve kendi kişisel kaynaklarını arttırmak için şimdi mümkündür. Ancak son tahlilde, kadın olarak her birimiz kendi içsel ihtiyaçlarımız, duygularımız ve kararlarımıza saygı göstermeliyiz. Doğum sırasında ilacı seçmek hiçbir kadın için kendini cezalandırma kaynağı olmamalıdır. Kadınlar ilacı arıyorlar çünkü psikolojik destekler ve müdahaleler mevcut değil ya da rahatlama olmadan gidebilecekleri en son noktaya geldikleri için ya da her ikisi yüzünden.

Ağrının Azaltılması için Fiziksel Destek

Eşle(koca ile) desteklenen doğumlar üzerine çalışmalar, duygusal desteğin ağrı ve ağrı toleransı üzerine psikolojik etkilerini belirtmektedir(Bradley 1965). Desteğin doğası, doğum sırasında iletişimin önemiyle beraber daha sonraki bir bölümde tartışılacaktır.
Ağrı korkuya, kırılganlığa, zihinsel strese ve gerginliğe yol açar. Kadınların rahatlatılmaya, iyi bilgilendirmeye(enformasyon), sevgi dolu korumaya (onlara olgun, yeterli yetişkinler olarak destek verme) gereksinimi vardır. Kesintisiz temas, saygı ve konfora ilaçlardan çok daha fazla ihtiyaç duyarlar. Olumlu ve gerçekçi yaklaşımlara ve yaratıcı, duygusal farkındalığı olan doğum takımlarına gereksinim duyarlar.
Yine de doğru bilgilendirmeye dayalı bilgili seçimler yapmak bizim yükümlülüğümüzdür. İlaçlar hakkında veri üzerine, Suzanne Arms’ın Masum Aldanış (Immaculate Deception)(1975), Gail S. Brewer ve Janice Greene’in Başlangıçtan Beri(Right from the Start) (1981), Nancy Cohen ve Lois Estner’in Suskun Bıçak (Silent Knife) (1983) ve Robert Mendelsohn’un Yanlış(Eril) Tedavi(Mal(e) Practice) (1981) kitapları gibi pek çok güvenilir kaynak vardır.
Bir kez ilaçlar,[onların] etkileri ve riskleri kavranınca, ilaç tedavisi, içsel gücümüz ve kendine güvenimizden, kendimiz ve başkaları tarafından mahrum bırakıldığımız yardım bekleyen kadın masallarının dramatik bir tekrarlayışından bağımsız şekilde, son adres olarak ve tamamen bilgili bir seçimle seçilebilir. O zaman ve ancak o zaman, kadınlar, sonucu ne olursa olsun ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını hissedebilirler.

Doğuma Zihni Hazırlamak:
Doğumdaki ağrıya hazırlanırken, o halde, Batılı kadın doğum ağrısı gerçeği üzerine olabildiğince bilinçli ve farkında kalmalıdır. Ona sunulan hazırlık teknikleri üzerine duygusal olarak uyanık ve entelektüel olabilir. Bu teknikleri değerlendirmek üzere kendi sezgisel gücünü, bunların psikolojik kavramlardan salıverme ve teslim olmayı mı yoksa tam zıttı gerilim üreten, kontrol ve disiplin yönelimli modelleri mi desteklediğini kendine sorarak, kullanabilir.
Bugünün hamile kadını, ağrı üzerine kendi inançlarını ve deneyimlerini değerlendirecek zamanı ayırabilir. Ağrıyla ilgili bu inançların listesini yapabilir ve bu inançların olumlu bir doğuma olanak verip vermeyeceğini kendine sorabilir. Destekleyici inançlar değilse, huzurlu bir ruhsal duruma ulaşana kadar, yazarak ya da bir arkadaşla paylaşarak geçmiş olaylar üzerine duygusal yükü salıverebilir. Daha ileri öneriler Sekizinci Bölümde ele alınmaktadır.
Erkekler de kendilerine aynı şeyleri sorabilirler. Erkek bir eşin ağrı üzerine görüşünün önemi, kendi gerçekçi ve bilgili doğum öncesi hazırlığı anlamında, Bölüm Yedi’de araştırılacaktır.
Son olarak ve en önemlisi, hepimiz, kendimizin, olduğumuz gibi özel varlıklar olarak farkına varabiliriz. Kendi kaynaklarımızı hatırlayabilir ve bu kaynakları günlük olarak onaylayabiliriz. Kendimize bu hayatta öğrenmek ve büyümek için bulunduğumuzu hatırlatabiliriz. Ve, kendi doğum deneyimlerimizin, bu öğrenme ve büyümenin oluşabilmesi için pek çok fırsatlarla birlikte yaşamda çok özel bir zaman olduğunun farkına varabiliriz. Doğum eylemi ve doğum dayanıklılık testleri değildir, ancak derin içsel kaynakların keşfedilmesi için fırsatlardır. Ağrı yönetimi yaşam gücünün bir ölçüsü değildir, ne de kişisel etkililiğin bir ölçüm derecesidir. Eğer doğal doğuma büyüme, öğrenme ve kendini sevmekten daha önemsiz bir şey için yaklaşılırsa, psikolojik performans baskıları fiziksel acıyı sadece daha da arttıracaktır. Kimseye bir performans borçlu değiliz. Kendimize sürekli bir kendini sevme borcumuz vardır.

Politika

Doğum, psikolojik, fiziksel ve ruhsal ifadenin yalıtılmış bir ifadesi değildir. Bir bağlamın içinde bir olaydır. Bugünün bağlamı egoların, haksızlıkların, duygusal tepkilerin, değişen politikaların ve süreçlerin ve dramaların bir politik savaş alanını içerir.
Tüm dramalarda olduğu gibi, kurbanlar, kurtarıcılar ve zulüm edenler vardır. Politikanın sürebilmesi için roller, bazen tüketicilerin kurban, diğer zamanlarda da ebeler, hemşireler ya da doktorların kurban olmaları üzere değişir. Her politik savaşın kazanılmasında amaç, en büyük kurban olarak algılanıyor olmaktır. Tekrar [söyleyelim], birisi, kazanmak için kaybetmelidir.(Bu nokta Dördüncü Bölüm’de tartışılmaktadır.)

Büyük Doğum Savaşı

Doğum eğitimcileri ve tüketici grupları doğumda tıbbi müdahalelerin azaltılması ve elimine edilmesi için feryatlarla ülkeye yayılmakta. Ebeliğe, ev doğumuna ve tüm doğal yöntemlere dönüşü destekleyen hareketler vardır. Önceden sezeryan ile doğum yapan kadınlar birkaç sezeryandan sonra bile vajinal doğumu istiyorlar (bkz Suskun Bıçak Silent Knife [Cohen&Estner 1983]). Doğum sürecine, en küçük çocuktan dedeye kadar tüm aileyi katan akımlar var. Bunlar sıcak karşılanan ve çok ihtiyaç duyulan değişimler.
Tüm bu çabalar, doğumun anormal bir durum olduğu tıbbi bakışa bir tepki olarak öne çıkmıştır. Kadınlar her yerde ilaçla tedaviyi, fetal monitorleri, epizyotomileri, ultrasonu, ve aslında tüm hastane prosedürlerini sorgulamaya başlıyor. Bedenimizde ve çocuklarımızda görünür olan DES, Thalidomide, X-ışınlarından usandık. Ancak sorular büyük patırtıya yol açıyor.
Ebeler, ve birkaç doktor ile hemşire dahil olmak üzere “geleneksel olmayan” doğum eğitimcileri ve “geleneksel” tıbbi yönelimli kadın doğum uzmanları grupları arasında bir savaş hiddetleniyor. İlk grubun çoğu kadınlardan ve ikincisinin de erkeklerden oluştuğu, kadınların çılgın histerikler ve erkeklerin de gururlu ukalalar olarak damgalandığı bu savaş bir de cinsiyet savaşı haline geldi. Muharebe alanları, konferans masaları, doktorların ofisleri, hastane yönetim toplantıları ve hepsinden kötüsü doğum eylemini, doğumu ve doğum odalarını kapsamaktadır.
Savaş, bir doğum odasının yapılması; bir doktorun geçersiz kalan Craigin’in “bir kez sezeryan, her zaman sezeryan” görüşüne tutunmak yüzünden SSVD’yi desteklemede isteksizliği (Cohen&Estner 1983); ya da bir ev doğumunu ya da ebenin rolünü desteklemekteki isteksizliği üzerine gelişebilir. Tüm bu savaşların yapılması gerekebilir- eğer sadece bilinç uyandırmak için olursa- ancak bunlar sorumluluk ve bilgi ile girişilmedikleri sürece etkisizdir.

Herkes bir “Kurban”


Bilinçsiz ve bilgisiz kaldığımızda ve diğerlerinin basitçe bilgi değil de bizim sahip olmadığımız bir güce sahip olduğuna inandığımızda, tüketiciler kurban haline gelir. Tüketiciler bir de, tıbbi oluşumlara, ihlaller yaklaştığında bunu cesaretle karşılamak yerine ihlal edilmeye hazırlanmak şeklinde kızgın bir çocuk tutumuyla yaklaştıklarında, kurban haline gelir.
Doktorlar, örneğin, insanlarla iletişim kurmak ve anlamak yerine, her şeye gücü yetermiş gibi davrandıklarında ve bilgilerini kontrol etmek ve tedbirlerini dayatmak için suiistimal ettiklerinde bizim öfkemizin kurbanı haline gelirler. Gücün uygun kullanılması hayat kurtarırken, hatalı kullanılması, ölüme sebep olabilir.
Sorumluluk, değiştirmek için gücümüz olduğu konusunda, kendi payımızı kavrama arzusunu işin içine katar. Başka birinin ışığı görmesini beklemek yapıcı değişimi gerçekleştirmeyecektir ve sadece kadınların güçsüzlüğü senaryolarını daha da ilerleterek destekleyecektir. Gerçek güç içten gelir, başkasından almayı denemekten değil. Doktorlarımızı suçlamak, her ikimize de -bizi sürekli güçsüz bırakarak- hem psikolojik ve hem de fiziksel anlamda- kızgınlık ve öfkeyi bedenimizde tutarak ülsere, baş ağrısına, iyileşmeyen epizyotomilere ve iyileşmeyen sezeryan insizyonlarına çevirmemize sebep olarak- zarar verir.
Yıllardır, doktorlarımıza psikolojik ana babalar ve tedbirli hekimler olarak gittik. Onların kararlarına güvendik ve onların gücünün her şeye yeten olduklarına inandık çünkü hastalık ya da yaralanmanın ölüme götürebileceğinden korkuyorlardı ve biz de doğal olarak kurtarılmak istiyorduk.

Tıp Okullarının Yetersiz Psikolojik Eğitimi


Tıp okulu, doktorlara politika olarak karşılıklı destek için birlik olmalarını, duyguları yok saymalarını ve uzun saatler ara vermeden çalışmalarını ve yakınlık, sıcaklık ve şefkat gibi kişisel gereksinimleri inkâr etmelerini öğretir. Psikolojik sağlık, yaratıcılık ya da duygusal ifade konusunda eğitmemektedir. Hatta, kimse, saygı duymaları, anlamaları ve takdir etmeleri için eğitmemiştir.
Dr. Robert Mendelsohn (1979) yazmaktadır, “Sekiz on senelik tıp eğitimi ve stajı sırasında, doktorlara Tanrı olduklarına inanmaları öğretildi. Yaşam ve ölüm üzerine olağanüstü bir güçle geçen birkaç seneden sonra, buna inanmaya başladılar. “Tanrı”’ya çatışma içinde olma, bir hata yapma ya da hatalı bir şeyi söyleme izni verilmemiştir. Her gün mükemmel olmak baskısı ne kadar eziyetli! Hataları örtbas etmek için yaşamak kabus gibi çünkü zihin, bir “politikanın” ya da “prosedürün” hatalı olabileceğini kabul etmeyi taşıyamayacağından çok kırılgan.”
Modern kadın doğum uzmanları için psikolojik ikilem çok büyük bir çatışmadır. Biz tüketiciler onlara öğretilmeyen bir şeyi talep ediyoruz. Gerçekten daha büyük bir iyileştirme gücü bahşediyoruz. Doktorların ve hemşirelerin insanca davranmasını talep ediyoruz, ama en küçük hatalarını eleştiriyoruz.
Bu gözlemler zararlı obstetrik( doğum uzmanlığı bilgisi) uygulamalara ya da annenin iyilik haline yardımcı olmayan, tepeden bakan tıbbi görüşlere gerekçe olsun diye öne sürülmüyor. Bunlar, doğum politikasına, değiştirme gücümüzün olduğu bir şey gözüyle bakabilmemiz için öne sürülmektedir.
Tıp personelinin, obstetrinin gerçeklerine sağlıklı bir bakışı göz önüne alan kendi sorumlulukları vardır. Değişim, acı verici ve tehlikeli şekilde yavaş olmaktadır.

Doktorların Gururunun Yüksek Maliyeti

İki yüzyıldan fazladır, lohusalık humması olarak bilinen gizemli hastalık doğum yapan kadınları yıldırmıştır. Bu anlaşılmaz ateş, deliliğe, sarsılmaya ve ölüme yol açıyordu. 1861’de Viyanalı bir doktor, Ignaz Semmelweis, “lohusalık hummasının” ev doğumlarında ya da hemşireler ve ebeler tarafından çalıştırılan servislerde görülmediği gerçeğini işaret eden bir kitap yayınladı. Daha ziyade doktorlar tarafından işletilen servislerde (Arms 1975) görülüyordu. Semmelweis bu hastalığa yol açanın doktorların yıkanmamış elleri olduğunu ifade etmiştir. Semmelweis, iddiaları yüzünden dehşete düşen meslektaşları tarafından yok sayılmıştır. Gerçekte 1929 yılında, 68 yıl sonra, tüm anne ölümlerinin %40’ına lohusalık humması sebep oluyordu(Arms 1975). Bizler, ilaçların tehlikeleri, gereksiz sezeryanlar ve diğer riskli obstetrik prosedürlerin düzeltilmesi için bir 70 yıl daha bekleyemeyiz, ne de bunları, öfke ve güçsüzlükten yola çıkarak düzeltebiliriz- öfkemiz ne kadar makul bir sebebe dayansa da-.
Newton fiziği, her eylem için eşit ve zıt tepkilerin olduğunu söyler. Örneğin, Marsh [ailesi] doğumlarında yardımcı olması ve hazır bulunması için iyi tanınan bir ebe tutmaya karar vermiştir. Bayan Marsh, ev doğumları konusunda biraz endişeli olduğundan, çift bir cemaat hastanesinde doğum yapmaya karar verir. Doktorları uzakta bulunmaktadır ve onun yerine bakan doktor doğum desteği kavramına inanmamaktadır. Açıkça ebenin varlığından rahatsız olmuştur, çünkü üçlü onsuz gayet iyi ilerledikçe, gerçekte, muhtemelen dehşete düşmüştür. Bebek taçlanır, ve doktor öne çıkar. Ebe, doktorun önünde durur ve bir epizyotomiyi engellemek için kocayı perineye masaj yapması konusunda yönlendirir. Doktor, ebenin önüne atlar ve kolunun içinden küçük bir bıçak kayar ve rutin epizyotomisini uygular. Newton fiziğinin üzücü gerçek bir kanıtı ve bir başka ihlal edilmiş anne.

 

Hastanede mi Evde mi?

 

Doğum politikaları içinde, güncel bir hastane ev doğumuna karşı tartışması dalgası yükseldi. Geçmişte, erkek kadın doğum uzmanları tarafından, kadın doğum bakımı, bunu ödeyebilen üst sınıf kadınlara geçerliydi. Daha alt sınıf kadınlara ebeler ve aile üyeleri tarafından hizmet edilirdi. Bugün, orta ve üst sınıf kadınlar ebeler ve doğum görevlilerini kendi bütçelerinden araştırdıkça, durumu daha az elverişli kadınlar da daha büyük olasılıkla sadece erkek kadın doğum uzmanı tarafından görüldükçe, trend hızla tersine dönüyor. Bu trend, hastane doğumuna pek çok kuvvetli muhalifi ve - çoğu kez aileleri, arkadaşları ve doktorlarının içten bir desteği olmadan-çocuklarını evde doğuran pek çok cesaretli çifti ortaya çıkarttı. Sheila Kitzinger (1981) yazmaktadır “Doğum eğitimi, kadınlara hastanenin yabancı ortamında olma mücadelesi ile yüzleşmede yardımcı olmak için yönlendirmedir.” Dick-Read kadar [geriye gittiğimizde], doğum üzerine çevresel faktörler, potansiyel endişe kaynakları olarak görülmektedir. Bugün, hastane doğum uygulamaları, pek çok yeni, (zaman içinde)test edilmemiş ekipman ve doğumda ve doğum odalarında uygunsuz olarak sürdürülen politik tartışmaların daha yüksek dozda duygulanımlarıyla, her zamankinden daha ürkütücüdür.

 

 

Bilgili Tüketicilik: Gözlerinizi Açık Tutun

Hatalı Uygulama: Doktorlar Kadınları Nasıl Manipüle Eder [Mal(e) Practice: How Doctors Manipulate Women (1981)] ve Geleneklere ters bir Tıp insanının İtirafları [The Confessions of a Medical Heretic] isimli çalışmalarında Dr. Robert Mendelsohn tarafından pek çok şey yazılmıştır. Mendelsohn, “varsayım olarak modern obstetrik uygulamanın her yönünün, anneyi bilinmedik ortamlarda izole etmekte birlik olduğuna” inanmaktadır, çalışmalar “korkunun konforlu, tanıdık bir çevre ile ve arkadaşların desteği ve rahatlatması ile etkisiz hale geldiğini” tutarlı bir şekilde gösterse de(Mendelsohn 1981). Mendelsohn, “doğum odaları (bizdeki sancı odalarının- bu terim çoook hatalı, bunu hastane personeline anlatamiyorlar mi, ben kaç kere söyledim her nst köntrölünde), bir hapishane hücresine cazip gelecek her şeye sahip” demektedir, ve kadınları, onların doğal doğum yapma becerisinden yoksun bırakan (aynı kitapta), doğum odasının vitrin düzeninin ardında duran ilaçlar, monitörler ve yaklaşımlar hakkında uyarmaktadır. Onun görüşleri daha önce çalışmalarından bahsedilen, bebek ölümleri ve sezeryan doğumlardaki düşüşü, daha büyük bir psikolojik kazanç duygusunun eşlik ettiğini, ev doğumlarında gösteren Dr. Lewis Mehl(1970) tarafından desteklenmektedir.

            Diğer taraftan, tıbbi müdaheleler, her ne kadar dehşet verici şekilde suistimal edilse de, belirli şartlarda geçerlilik taşımaktadır. Çocuk doğumu üzerine konularda çoğu uzman, tüm doğumların %92-96’sının muhtemelen müdahalesiz, yolunda gideceğini ve teknoloji yönelimli tıp camiasının ürünleri olmayacağını öngörmektedir(Cohen&Estner 1983; Kitzinger 1980,1981; Marieskind 1979; Mendelsohn 1979,1981). Nadir durumlarda, tıbbi süreçler yaşamları kurtarır. Bu süreçlerin/prosedürlerin suistimalinin sıklığı yüzünden, yine de, bilgi sahibi çiftler, herhangi bir müdahaleden korkar ve rıza [göstermeyi tercih etmektense] tepkisel bir pozisyonda olabilirler. Tüketiciler olarak, tekrar, rıza gösterilmiş seçimler, tepkisel, duygu-yüklü pozisyonlara göre, kişisel olarak daha değerli ve psikolojik olarak daha tatmin edicidir. Evde doğuma inanan çiftlerin bunu[buna inanmayı] sürdürmesi çok önemlidir, ancak tüm seçeneklerin her zaman mevcut olması kaydıyla. Bizim tek umudumuz kurumsal değişim içindir. Kitzinger(1981)’in söylediği gibi, “Her sistem, o sisteme alternatifler oldukça geliştirilebilir.” Ve devam eder, “Hastaneler, birinin yaşamındaki en doruk deneyime, bir ailenin doğumuna, bir çevre sunmak için yeterince iyi değildir.”

            Hastane doğumuna karar veren kadınlar, annen sağlığı birincil amaç olmak üzere, kendi doktorlarını dikkatle ve hastanelerini bilgece seçmekte iyi ederler. Obstetrik/jinekoloji ihtisasına teşebbüs eden ve dehşete düştüğü için bırakan bir doktor olan Michelle-Harrison, A Woman in Residence/İhtisasta bir Kadın (1982)’da kendi bakışını yazmıştır. [Yazar kitabın] ithafında yazmaktadır, “ Doktorların Hastanesinde bakımlarıyla ilgili bana güvenmiş kadınlara-bana söylendiği şekilde yapmak zorunda olduğum zamanlar için bağışlanmayı yalvardığım (beklediğim/sorduğum) kadınlara.” Harrison, kadınlara vücutları mikropluymuş gibi muamele edilmesine, onurlarının/iffetlerinin ve kontrollerinin ellerinden alınmasını seyretmeye daha fazla dayanamadı. Kadınların bedenlerine saygı duyan, kadınların iffetini onurlandıran ve kadınları doğumda destekleyen doktorların seçilmesi, elzemdir. Her ne kadar Harrison’un tanımları, okumak için acı verici olsa da, gerçekler inkar edilemez, ve ne de kabul edilmelidir.

            Nihai Hedef: Hepimiz için Sağlık

            Sağlık, nihai hedef olmak üzere, kadınların, politik obstetrinin kurbanları haline gelmesi daha az olasıdır, ne zaman kurban edildiklerini bilmeleri daha olasıdır, ve buna uygun şekilde cevap verebilmeleri. Hastane duruşunu seçen çiftlere, kendilerini hastanelere dair tüm daha önceki zihinsel çağrışımlardan, kırılmış bir bacak, bademcik ameliyatı, ya da bir önceki doğum gibi, arındırmalarını öneriyoruz. Bu deneyimler, genellikle çaresizlik, korku, daha ileri bir sakatlık, ya da duygusal bir bozgunu teşvik eder. Kadınları hastaneyle ilgili üzücü olabilen önceki çağrışımlarından kurtarmak ve hastalık ve hüzünle dolu bir bölgenin içine pozitif, çoşkulu duyguları tesis etmek için, hastane koridorlarında şarkı söylemeleri, ve çiftleri hastane girişinde en az üç kez beraber dans etmeleri yönünde yüreklendiriyoruz.   

 

Carol’ın Öyküsü:

 

Aşağıda, Carol isminde bir kadından alınan, doğum politikaları ve bunların sonuçlarını tanımlayan bir mektup yer almaktadır. Onun öyküsü, hepimize 

 

Sonraki başlıklar:

Carol'ın Öyküsü
İktidar
Kadınları Güçsüz olarak...

"Otorite" ve onun endişe mirası
"Otoriteyi" bilgece seçin ve kontrolü elinizde tutun!
Barışçı Çevreler, Savaş Alanları Değil
Jane'in Öyküsü

 

Ceviri notu: [ ] işareti ile yer alan kelimeleri yazının akıcılığını amaçlayarak, Türkçe'ye uygun şekilde cümleye ekledim.

 




Henüz yorum yazılmamış. İlk yorumlayan sen ol.

Yorum yapmak için üye ol