2 Kasım 2010 Diyalogu Üzerine, İÇA'ya İthafen...

6

Büyüksün.

Senin gibi derin duruşu olanlar da, Bach gibi evrensel hakikati essiz notalarla yorumlamış olanlar da her derde deva.

Air on G-string, evlilik tören müzigim. Insan hayal gucunu sonuna dek zorlasa gökteki perileri, melekleri, bizi uzaktan seyreden sevdiklerimizi bile görebilir o yüce müzikte. Ruhun ebedi huzuru o notalarda gizli. Ama yasadıgımız bunca devinime, degişim dönüşüme ragmen Air, bizde hala aynı etkiyi yaratabilir mi acaba? Herakleitos ne demiş - "aynı nehre iki kere girilmez" . Mecazi anlamda bakir gunlerimizde Bach'tan aldıgımız hakiki lezzet simdi bize teselli gibi geliyor olmasın.. Duru, dupduru bir zihinle dinlemek lazım Üstad'ı. Onun, ölümsüz müziğinin hakkını vermek için.

V.Woolf'a gelince, cok kişilikli ruh halleriyle, ruhsal tatminsizliğiyle ve hayatı bir yakalayıp bir bırakmasıyla yer yer kendimi gordugum bir sahsiyet. Cebine taşları doldurup kendini nehre bıraktığı ölüm sahnesi ise bende başka bir yer etmiştir.

Evet, kendimize ait bir oda şart.

İmza: Bach ugruna dogum yeri eski Dogu Almanya - Eisenach'a kadar gitmiş, kendisinin vaftiz edildiği kilisede Toccata and Fugue'u dinlediginde hayatı 01.01.2008'den itibaren baska gozlerle gorebilmiş olan Yasemin.

Söz uçar, yazı kalır.




6 Yorum


ikicocukannesi

kalsın da,

usanmadan yazmalıyız,

iyi geliyor çünkü bana.

sanırım sana da.

hasılı ne biliyor musun? evriliyor her şey. çocuklardan önce ve çocuklardan sonra duruşum bile değişmiş, ayrımsıyorum. değişmeyen tek şey içim, hala meraklı, hala doyumsuz,

hala yaramaz minik bir kız çocuğu.

şimdi buraya bir alıntı yapasım geldi. bu kez bir erkek yazardan. çok severim. sende sever misin acaba? ihsan oktay anar bahsi geçen erkek yazar. şöyle tarif ediyor bir kız çocuğunu:

''ölüm kendisine hayli içerlenmiş

görünen küçük kıza baktı. sanki oyunbozanlık edildiği için kız, küsmüş gibi dudaklarını büzmüştü. belki de küskünlüğü sonucu, elleri arkasına sımsıkı kenetliydi. bir yandan da, boyası aşınmış kırmızı pabuçlarının ucuyla toprağı eşelediğine göre, mızıkçılık

edip etmemek arasında bir seçim yapmaya çalışıyordu. oyunu çok ciddiye aldığı muhakkaktı. bu da zaten, koşmaca oynarken düştüğü sıralarda dizlerinde açılmış yaralardan belliydi. ancak onu büyük bir üzüntünün beklediğini, daha şimdiden dolu dolu olan gözlerinden

sezilebilirdi. gerçekten de, kurdelesini düzletirken, kızın gözünden bir damla yaş geliverdi. işte ölüm, bu gözyaşını gördü. ardından çocuğun yüzünü, o yüzdeki harfleri, masalları ve cenneti farketti. evet, çocukluk, cennetin ta kendisiydi ve cennet de seyredilmeye

değerdi. ölüm, seyrettikçe yüzünün yumuşadığını ve göklere yükselir gibi gerçek şekline erişmeye çalıştığını farketti. bu sırada bir şey çatırdadı.

mühür kırılmış, ölüm gülümsüyordu.''

efrasiyab'ın hikayeleri'nden.

alıntı yapacak ve / hatta /dahi,

dinlenilecek ne cok ustad var,

iyi ki.

imza : saskın ve yazmayı su sıralar konusmaktan daha cok seven ikicocukannesi.

sessizlik zaman zaman iyidir,

diyelim.

Yasemina

Sen cok yonlu bir kişiliksin. Hatta seni iyi tanımazken bu kişi kendini anneliğe ne denli adamış, sıksan annelik suyu fışkıracak diye düşünürdüm. Açıkcası bu kadar anaç duygularla yoğrulmuş, ve bu duruşunu bu kadar taşarcasına, yoğun sergileyen bir insanda

bu denli cevher oldugunu bilemezdim. Her insan bir kitap. Okumak gerek, özellikle satır aralarını. Bach'tan, Woolf'tan bahsedebilmek bile birseylerin özüne olan sonsuz arayışımızdan. Bu arayışa dair aklıma benim de Rafaello'nun "Atina Okulu" tablosu geldi

şimdi.

Ilk bakanda karmakarışık bir his yaratan, ama derinlemesine inceledikçe, insanların nasıl bir yandan dünyevi uğraşlarılarıyla varolduklarını öte yandan da hakikati umarsızca, umutsuzca nasıl aradıklarını sergileyen bir sanat eseri. Aslını Vatikan

Muzesi'nda görmek nasip oldu. Hikayesini bilip bir eseri tanıyınca tadı essiz oluyor.

Ana karakterler Eflatun ve Aristo. Yan karakterler diğer eski Yunan düşünürler, sanatçılar, bilim adamları. Biri hakikati yukarıda, bilinmeyende, öbürü ise toprakta, yerde,

bildigimiz, yasadığımız somut dünyayla ilişkilendiriyor.

http://www.newbanner.com/AboutPic/SOA.html

ikicocukannesi

The School Of Athens'e bakıp buradan Susukunlar'daki Eflatun'u anmamak olur mu? Olmamalı. Nedense bugun hep İhsan Oktay Anar'ı andım. Hayır olsun:)

Ben nerede arıyorum acaba hakikatı, simdi Eflatun ve Aristo üzerinden yazmak pekala mumkun. Lakin ben

kendi içime bakıyorum da ben hep ''bütün mümkünlerin kıyısında''yı seçiyorum sanırım:) blogda da bu alıntıyı yazdım kocaman. görebilene...

Ne sanslısın yasemin, birebir görmüssün. Bana da nasip olsun. Çocuklarıma da. Onları da böyle cok yonlu yetistirelim.

Aslında

buraya bizim bızdık kızın müze gezisi fotograflarını koymak geldi simdi icimden, sans bu ya bu pcde degil o fotolar.

Dün bencillik dedik, kendimizi düşünmek dedik, simdi nasıl narsizmden bahsetmeden durayım. Aklıma hemen Deli Dali geldi. Aslında Gala'dan

da bahsetmeli bir fırsatta. Simdilik nehirde aksini goren nergis cicekleri ve aynalar diyelim:)

Daha fazla derinlere inmeden buraya linki de verelim tam olsun. Cok severim:

''Metamorphosis of Narcissus''

http://en.wikipedia.org/wiki/Metamorphosis_of_Narcissus

ikicocukannesi

niye boyle tuhaf tuhaf cıkıyor yorumlar acaba?

cozulmemis anlasılan sorun.

okurken zorlanıyorum.

Yasemina

Yazılarından anlasılıyor ki sen benden sanki daha fazla alana meraklısın, benim meraklarım ise daha az ama derinlemesine kök salmış.

Sayende ''Metamorphosis of Narcissus'' ile tanışmış oldum. Dali'ye çok ilgi duydugumu soyleyemem, belki de ilk bakısta

yorumlayamadıgımdan. Ama gönderdiğin linki dikkatle okuyacagım.

Beni gorsel olarak, içimde inanılmaz duygu yogunluguna sebep olmasa da, en çok etkileyen eser Michelangelo'nun David heykeli oldu. Tanrı ile yarışmak için yola çıkan bir eser bu sanki. (Haşa

diyelim elbet, Tanrı'ya inanırım ama insanoğlunun sınırlarını en çok zorladığı eser olarak bu David'i goruyorum, ozellikle benzetim ve boyut olarak).

Asıl linkini sana göndermek istediğim, çokça bilinmeyen bir Rodin heykeli. Bunu hamile oldugumu bilmeden

gittigim bir muzede tesaduf gormus, bir sure çakılı kalmıstım. Cocuklu, cocuksuz, evli, bekar, mutlu, mutsuz, herkeste, her baktıldığında insanın içini "ben bu derece sevildim, sevdim mi" diye cız ettiren, askın en idealize, en ruyamsı tabiri bence. Kıvrımlarla

saglanan estetik, kendinden geçmişlik halinin kusursuz yansıması ve aşk, hiç bitmeyecekmiş gibi. Adı gibi... Ölümsüz, ebedi bahar...Onlarınki ölümsüzse bahar ise bizimki de sonsuz aşk arayışı...

http://www.metmuseum.org/toah/works-of-art/17.120.184

Yasemina

Mahler 5. Senfoni, Adagietto, Venedik'te Ölüm filminin teması.

Bu da, bu eser üzerine yazılan bir şiir.

Hamile oldugumu öğrendigimde bunu zikretmiştim.

Oku, oku, agla anlayacagın...

"Ich bin der Welt abhanden gekommen,"

from Mahler's Rückert-Lieder.

Ich bin der Welt abhanden gekommen,

I am lost to the world

Mit der ich sonst viele Zeit verdorben,

with which I used to waste so much time,

Sie hat so lange nichts von mir vernommen,

It has heard nothing from me for so long

Sie mag wohl glauben,

ich sei gestorben!

that it may very well believe that I am dead!

Es ist mir auch gar nichts daran gelegen,

It is of no consequence to me

Ob sie mich für gestorben hält,

Whether it thinks me dead;

Ich kann auch gar nichts sagen dagegen,

I cannot

deny it,

Denn wirklich bin ich gestorben der Welt.

for I really am dead to the world.

Ich bin gestorben dem Weltgetümmel,

I am dead to the world's tumult,

Und ruh' in einem stillen Gebiet!

And I rest in a quiet realm!

Ich leb' allein in meinem Himmel,

I live alone in my heaven,

In meinem Lieben, in meinem Lied!

In my love and in my song!

Yorum yapmak için üye ol