10 Kasim 1938

0

1. Dünya savaşından sonra çizilen sınırlar Osmanlı'ya ait olan Batı Trakya topraklarının bir kısmının Bulgaristan ve Yunanistan içinde kalmasına neden olmuştur.Bu bölgedeki büyük Türk azınlığı ülkelerinden kopmuş ve bulundukları ülkenin boyunduruğu altına girmişlerdir.Bu süreçten sonra Batı Trakya'nın Rodop dağları eteğinde yaşayan Türk halkı büyük bir kıtlık içinde yaşamaya çalışmışlardır. Daha önceleri Osmanlı toprağı içinde olan bu bölgelerde, insanlar Gümülcine,İskeçe, Edirne ve İstanbul'a gidip gelerek ticaret yaparken sınırların belirlenmesi üzerine, sınırlardan gizlice geçerek ticarete devam etmeye başlamışlardır.

  Kurtuluş Savaşı'ndan sonra gene böyle ticari bir seferde Mustafa Kemal Atatürk Balkanlardan gelen tüccarları kabul etmiştir. Niyazi Dayı da bu topluluğun içindedir. Heyecan ve büyük bir merakla ulu önderi beklemiştir

   Atatürk salona girdiğinde herkesi şöyle bir süzüp onlara hitaben bir konuşma yapmıştır; '' Tacirler gizlice geçip yaptığınız bu sınır ticaretinde bir gün yakalanırsanız hapislerde çürürsünüz. Gelin vazgeçin yapmayın bu işi artık. Biliyorum kıtlık canınıza tak etti ama yakalanırsanız tarihin hıncını, Osmanlı'nın öcünü sizden alacaklar, yıllarca hapislerde çürürsünüz. Ne yazık ki o topraklar artık bizim değil. Sizler Türkiye Cumhuriyeti'nin oradaki emanetçilerisiniz. ''

Niyazi dayı Atatük'ün ağzından çıkan her kelimeyi beynine kazıyor.

    Memleketine döndüğünde bu konuşmayı, Mustafa Kemal'i gördüğünü herkese anlatıyor ama kimse yeğeni Nuri gibi onla bu heyecanı paylaşamıyor. Nuri o zamanlar 12-13 yaşlarında, cin gibi lider ruhlu bir çocuk. Dayısının anlattığı her şeyi pür dikkat dinleyip, bir bir beynine yerleştiriyor. Duyduğu olaydan Mustafa Kemal'i gözünde canlandırıyor; '' sapsarı saçları, bakınca sanki insanı delip geçen gök mavisi gözleri olan bir dev. Her şeyi bilen, asla taviz vermeyen ama bir o kadar da naif ve ince ruhlu, herkes için tasalanan, kaçak ticaret yapan hemşerilerini bile düşünen bir insan.''

 Niyazi dayı 1935 yılından sonra bu işi bırakıp her gördüğüne Atatürk'ü anlatmaya çalışıyor. En büyük Atatürk hayranı da yeğeni Nuri çünkü Nuri'nin babası Çanakkale gazilerinden Binbaşı Vehbi Recep. Nuri hiç bıkmadan belki de yüzlerce defa dayısından Atatürk'ü anlatmasını istiyor. Nasıl baktı, nasıl konuştu, neler söyledi? Her şeyi ezberlemişti çoktan...

   Rüyalarında Mustafa Kemal'i görüyordu; -Evet işte o sarı saçlı mavi gözlü dev oradaydı, önüne fırlıyor ben Rodop dağlarından Binbaşı Vehbi Recep'in oğluyum...

... ve o kara gün. 10 kasım 1938. 

Niyazi dayı Atatürk'ün vefatını öğreniyor, iki göz iki çeşme Nuri'ye bu acı haberi veriyor. Nuri bir sürelik şaşkınlıktan sonra ağlayarak koşmaya başlıyor, nereye gittiğini bilmeden. Var gücüyle koşarken bağıra bağıra ağlıyor, sesini duyan peşinden koşuyor.

-Noldu Nuri bir felaket mi var? Niye ağlıyorsun?

Nuri bitkin düşünce, gözünden akan ip gibi gözyaşlarını silerek cevap veriyor.

- Daha ne olsun? Bundan büyük bir felaket mi var? Atamız, babamız yüce Atatürk ölmüş...

Herkes ağlayarak yere çöküyor.

10 Kasım 1938 işte böyle yaşanıyor Rodop dağlarının eteğindeki Eğri Dere Elmalı köyünde.

(Gerçek bir hikaye, adı geçen Nuri annemin dayısı, Niyazi dayıysa anneannemin dayısı, annem hikayelestirdi, kardesim derledi)




 


 


 


 


 

 


 


 

 


 


 

      




Henüz yorum yazılmamış. İlk yorumlayan sen ol.

Yorum yapmak için üye ol