<>

Çocuğum Yemek Yemiyor - 2

03/04/2011 12:44:00 | 1 Yorum | Genel (Tümü)

Carlos Gonzalez’in Çocuğum Yemek Yemiyor kitabını okuduça, aslında ne çok doğru bildiğimiz yanlış varmış diye düşünmeden edemiyorum. Etrafımdaki annelerle konuşmalarımızdan da hepimizin benzer şeyleri düşündüğümüzü ve aslında bunların bir nevi hurafe olduklarını farkediyorum.

 

İlk bölüm sebeplerden bahsediyor; neden yemek yiyoruz, neden çocuklar sebze sevmez, yemek yememelerinin sebepleri neler, yemek saatinde yapılmaması gerekenler vb. Öncelikle neden yemek yiyoruz ve çocukların yemek yememe sebepleri ile ilgili birkaç önemli nokta:

 

-          Niçin yemek yeriz? Hayatta kalmak, büyümek veya kilo almak, hareket etmek, çalışmak, oyun oynamak için. Çocuklar niçin yemek yer? Hayatta kalmak için: Bir canlının ihtiyaç duyduğu yemek miktarı, harcadığı efor ve gelişmesi hariç, en temelde onun boyutlarına bağlıdır. Çocuklar büyüyor olmasalardı, bir yetişkinden çok daha az yemeğe ihtiyaç duyarlardı çünkü beden olarak çok küçükler. Hareket etmek için: İyi analiz edilirse aslında pekçok çocuğun o kadar da hareket etmediğini görürüz. Oyun oynayan küçük bir çocuğun alışveriş yapan bir ev hanımından daha fazla enerji harcaması pek de mümkün değildir. Büyümek için: Bir çocuk ne kadar hızlı büyüyorsa o kadar çok yemeğe ihtiyaç duyar, ama çocuklar her zaman aynı hızla büyümezler. Rahim içi yaşamı bir kenara bırakırsak, bir insan bir daha hiç ilk yıl olduğu kadar hızlı büyümez.

-         Beslenme konusundaki en büyük efsanelerden biri “Büyümek için yemek yemelisin.”dir. Büyümenin beslenmenin bir sonucu olduğuna inanılır. Oysa yalnızca özel beslenme bozuklukları büyümeyi etkileyebilir. İşin aslı, yemek yediğimiz için büyümüyoruz; yemek yiyoruz çünkü büyüyoruz. İnsanlar normal boyutlarına erişmek için ihtiyaç duyduğu miktarda (ne daha çok ne daha az) besin alma zorunluluğu hisseder. Uzun boylu, iriyarı bir yetişkin olacak biri, kısa boylu, zayıf olacak birinden her zaman daha fazla yemek yer. Yetişkin bir bireyin ulaşacağı beden ölçüsü temelde genlerine dayanır; beslenmenin etkisi azdır. Ancak belli bir dönemdeki büyüme hızı öncelikli olarak yaşa bağlıdır; genlerin rolü azdır. 13 yaşındaki bir kız çocuğu, ailesi ne kadar kısa boylu olursa olsun, 3 yaşındaki bir kız çoçuğundan daha hızlı büyür, ve daha aç olur.

-          Neden sebze sevmezler? Meyve ve sebze, çocukların beslenmesine çok sonraları, bu yüzyılın başlarında eklendi. Çocuklar onlar olmadan da gayet iyiydiler; gerekli bütün vitaminleri içeren anne sütüyle besleniyorlardı. Yapay laktasyon yayılmaya ve bebekler vitaminsiz kalmaya başlayınca (üreticiler biberon sütüne gerekli vitaminleri eklemekte onlarca yıl geciktiler) meyve ve sebzeyi ön plana çıkartmak gerekti. Ama ortada bir sorun vardı: düşük kalori miktarı. Küçük çocukların mideleri daha küçüktür. Az miktarda ama bol kalorili, yoğun yemeklere ihtiyaçları vardır. Pek çok defa mevcut yemek bol lifli, az kalorili sebzelerden ibaret oluyor. Yetişkinler ihtiyaç duydukları kadar yiyebilirler çünkü mideleri yeterince büyüktür. Ve yeteri kadar yediğinizde her besin şişmanlatır. Küçük çocuklar, ne kadar uğraşsalar da, gerektiği kadar sebze yiyemezler, çünkü mideleri almaz. Kendi hallerine bıraktığınızda küçük çocuklar sebzeye karşı bir isteksizlik duymazlar. Ortada bir tat sorunu yoktur. Sorun bundan ötedir; önemli mineraller ve vitaminler bakımından zengin küçük bir prosiyon sebze yemeğini makul miktarda kabul ederler. Ama makul miktar onlar için yalnızca birkaç kaşıktır. Bazı anneler, çok “sağlıklı” olduğu için çocuklarına bir tabak dolusu sebzeyi yedirmeye çalışıyorlar. Ve onlara üç katı ya da daha fazla kalorili anne veya biberon sütü içirmek yerine bir tabak dolusu sebzeyi yedirmek için direnip duruyorlar. Çocuk “Beni açlıktan öldürmek istiyorlar.” Diye düşünüyor, şaşkınlıktan bir türlü kurtulamıyor ve doğal olarak sebzeyi reddetmeye başlıyor. Böylece de savaş başlıyor ve sonucunda çocuk meyve yada sebzeye karşı öyle bir tiksinti duyuyor ki, büyüdüğünde bile sebze yemekten hoşlanmıyor.

-         Çoğu yaşını doldurduğunda yemeyi bırakır. Bunun nedeni büyüme hızındaki azalmadır. Hareket etmek için gereken enerji artıyor, çünkü çocuk gitgide daha çok hareket ediyor; aynı zamanda onu hayatta tutmak için gereken enerji de artıyor çünkü çocuk boy ve kilo olarak büyüyor. Ama büyümek için gerekli enerji gözle görülür şekilde azalıyor ve bunun sonucunda çocuk aynı miktarda veya daha az yemeğe ihtiyaç duyuyor. Çocuklar ne kadar zaman yemek yememeye devam ederler? Genelde bu durum geçicidir. Doğrusu pekçok çocuk 5-6 yaş civarlarında, boyutlarının artmasıyla beraber, öncekinden daha çok yemeye başlar. İnsanın ihtiyaç duyduğu besin miktarı farklıdır ve bazı çocuklar yaşıtlarına veya kendileriyle aynı boy ve kiloda olanlara oranla çok daha fazla ya da çok daha az yerler. Öte yandan ailelerin beklentileri de çok farklı olabilir; bazı anneler çocuklarının bir tabak makrnayı bitirmesinden memnun olurlar, bazıları ise çocuklarının bir tabak makarnanın üstüne biftek, patates, muz ve yoğurt yemesini beklerler. Şu ya da bu sebepten pekçok çocuk ergenlik dönemine kadar “yememeye” devam eder. Ancak ilk yıllardaki yavaş büyüme “boy atmaya” dönüştüğünde çocuklar doyumsuz denecek kadar iştahlı olurlar.

-         Bir takım “iştahsızlıklar” fazlasıyla erken, bebek henüz birkaç haftalık veya aylıkken başlar. Her insan farklıdır ve bazı çocuklar diğerlerine oranlar çok daha fazla besine ihtiyaç duyarlar. Bazen de çocuk diğerleri kadar yer, ama anne bunun farkında olmaz. Bazen sorun az beslenme değil az kilodur. Dünyada her bedeb insan vardır; 50 kilo olan insanlarla karşılaştığımız gibi 100 kilo olanlarla da karşılaşırız. Gerçekten bu insanların 3 aylıkken de aynı kiloda olduklarını mı zannediyorsunuz? Neden çocuklar arasındaki kilo farklılıklarını kabullenmek bize bu kadar zor geliyor?

-          Kilo grafikleri birkaç yüz ya da binlerce sağlıklı çocuğun tartılmasıyla hazırlanıyor. Bu nedenle sağlıklı çocukların yüzde 25’i, yüzde 25’lik dilimin altındadır. (Aslı’dan not: Kısacası yazar bu persentil tablolarına fazla da takılmamak gerektiğini söylüyor. Hele hele çocuk prematüre ise...)

-         Anne sütü emen çocuklarınki ile biberondan süt içenlerin büyümesi neden örtüşmüyor? Nedeni tam olarak bilinmiyor, ama bu durum kesinlikle besin eksikliğinden kaynaklanmıyor. İlk ay boyunca yalnızca süt içerlerken anne sütü emen bebeklerin kilosu diğerleriyle ya aynı ya da onlardan biraz daha fazladır. 6-12 aylık arasında sütün yanısıra mama da yerlerken anne sütü emen çocuklar diğerlerinden biraz daha az kiloludur. “Meme artık onları beslemiyor” cümlesi doğru olsaydı (ki bu son derece aptalca birşeydir, çünkü anne sütünün besin değeri her zaman biberondan ve hatta mamadan daha fazladır) çocuk aç kalıp daha çok mama yer ve biberondan süt içerek şişmanlayabileceği kadar şişmanlardı.Ortada daha derin bir fark vardır; yapay emzirme, anne sütü emenlerinkiyle örtüşmeyen bir büyüme hızı yaratır. Altı aydan az meme emen çocukların 4 veya 6 yaşında, diğerlerine oranla çok daha fazla aşırı kilo ya da obezite sorunu yaşadığı ortaya koyulmuştur.

-          Her çocuğun büyüme hızı aynı değildir.

-          Genelde iştah yavaş  yavaş azalır, ama bir dış etkenin (hastalık, kreşe başlamak, kardeşin doğumu...) bu durumu tetiklemesi sık ratlanan bir olaydır. Hastalandıklarında tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi çocukların da iştahı azalır. Grip olup da iştahını kaybetmeyen birini gördünüz mü? Şiddetli baş ağrısı çekerken kim yemek yemeden yatağa gitmeyi istemez ki? Karnınız çok ağrıdığında yediğiniz herşey size dokunmaz mı? Bu iştahsızlık geçicidir; yalnızca birkaç gün, virüs vücutta kaldığı sürece sürer ve sonra ortadan kaybolur. Eğer çocuk kilo kaybetmişsa hastalıktan “aç kurt gibi çıkabilir” ve birkaç gün boyunca kaybettiği kiloyu geri alıncaya kadar mormalden de fazla yiyebilir. Tabii ki hastalık daha ciddiyse iştahsızlık birkaç hafta sürebilir ve çocuk uygun bir tedavi görmediği sürece eski iştahına kavuşmayabilir. Hasta bir çocuğu yemeye zorladığınızda en olası durum, kusması ve içinde yemek olan bir kaşığa iyileştiğinde bile korkuyla yaklaşmasıdır. Elbette çocuk gerçekten çok açsa onu zorlayarak bile iştahını bastıramazsınız Ancak (hemen hemen) tüm çocukların iştahlarını kaybettikleri 1. yaşına yaklaşmışsa hastalığın ve ardından gelen zorlamanın kaçınılmaz felaketi tetiklemesi olasıdır. Çocuk her koşulda “yemeyi bırakmış” olacaktır, ama bu çatışma herşeyi birkaç hafta hızlandırır.

-          İnsan metabolizması dikkate değer adaptasyonlara olanak tanır ve pratikte birkaç kaşık fazla ya da eksik yemek kilomuzu etkilemeyebilir. Ama herşeyin bir sınırı vardır. Pekçok anne çocuğunun normalde yediğinin iki katını yemesini bekler. Hiç kimse hergün ihtiyaç duyduğunun iki katını yiyip sağlıklı kalmaya devam edemez.

-          Bu nedenlerle çocuklar kendilerini savunmak zorundadır. Kendilerine yedirilmeye çalışan herşeyi yeselerdi gerçekten hasta olurlardı. Neyse ki aşırı yemeye karşı otomatik olarak uyguladıkları stratejik bir savunmaya geçerler. İlk savunma hareketleri ağızlarını kapamak ve başlarını çevirmektir. Israr sona ermezse ikinci savunma hareketine geçer: Ağzını açar, istedikleri herşeyi tıkmalarına izin verir ama yutmaz. Daha fazla ısrar edildiği sürece çocuk ağzındakinin bir kısmını yutabilir ve böylece son siperini kazar: kusar.

 

Umarım okurken sıkılmamışsınızdır.

Birinci bölüm henüz bitmedi ama size bir süre yeter sanırım J Arkası yarın!

 

 

Çocuğum Yemek Yemiyor - 1

02/25/2011 08:53:00 | 5 Yorum | Genel (Tümü)


"İştahsızlık", bir çocuğun yedikleri ile ailesinin ondan yemesini bekledikleri arasındaki denge sorunudur; çocuğun iştahı arttığında ya da çevresindekilerin beklentileri azaldığında sorun da ortadan kalkar.

........

Anneler, doğal olarak, çocuklarının sağlığı için endişeleniyorlar. Ancak ortada iştahsızlığı öksürük ya da burun akmasından daha vahim bir soruna dönüştüren başka birşey daha vardır. Bir yandan anne suçun kendisinde olduğuna inanır (ya da onu buna inandırırlar); yemeği doğru düzgün hazırlamamıştır, vermeyi bilmiyordur, çocuğu iyi eğitmemiştir... Öte yandan bu durumu kişisel bir sorun olarak algılar.

.......

Bir bebek için anne herşeydir. O, güven, sevgi, sıcaklık, besindir. Kollarınızda mutludur; siz uzaklaştığınızda çaresizlik içinde ağlar. Herhangi bir ihtiyaç, herhangi bir zorluk karşısında ağlaması yeterlidir; annesi anında yardımına koşarak herşey, yoluna koyar. Bununla beraber, bir süredir ters giden birşeyler vardır. Aslında doyduğu için ağlar, ama annesi, her zaman olduğu gibi onu ciddiye almak yerine onu daha fazla yemeye zorlar. Ve her seferinde durum daha da kötüleşir: Başlangıçtaki tatlı ısrar yerini kısa sürede bağırış çağırışa, ağlamalara ve tehditlere bırakır. Çocuğunuz bütün bunların nedenini anlayamaz. O, kitapta belirtilenden veya doktorun uygun gördüğünden ya da komşu çocuğunun yediğinden daha çok mu az mı yediğini bilmez. Ne kalsiyumdan, ne demirden, ne de vitaminlerden haberdardır. Sizin herşeyi onun iyiliği için yaptığınızı anlayamaz. Sadece onca yemekten karnı ağrımasına rağmen hala kendisine daha fazla yemek yedirildiğini bilir. Onun için annesinin bu davranışı, onu dövmesi ya da ona bağırması kadar anlaşılmazdır.

Alıntı: Carlos Gonzalez, "Çocuğum Yemek Yemiyor"

Dr.Hakan Çoker'den Medikalize Gerdek Gecesi

09/13/2010 14:11:00 | 0 Yorum | Genel (Tümü)

Dr. Hakan Çoker SSVD mail grubunda yazdı aşağıdaki yazıyı... Merak edenler için buraya aldım:

Messages
1a. ilk birleşme ve medikalize gerdek gecesi
Posted by: "Op.Dr.Hakan Çoker" hakancoker@dogaldogum.com   opdrhakancoker
Sun Sep 12, 2010 6:51 am (PDT)


Hep doğal doğumu yazarken bu bayram başka bir fikir geldi aklıma.

Modern tııbın doğumda kadınlarımıza sunduğu hizmetler başka konularda da hizmete sunulsa nasıl olurdu acaba?

Odent'in The Functions of Orgasm kitabını okurken ( kitabın yarısı doğumla ilgili, cinsellik ve doğumda salgılanan hormonların aynı olduğunu kurslarıma gelenler bilirler) yazdığı bir yazı esin kaynağı oldu bana ve bizim kültüre uyarlanınca bakın ne çıktı karşımıza...

Şimdi lütfen aşağıdaki mektubu okurken bir yandan da içinizden yorumlar yapmanızı istiyorum.

(Ali ve Ayşe isimlerinin uydurma karakterler olduğunu belirteyim de , alınıp yazanlar olmasın)

Sevgili Ali,

Biliyorsun 1 hafta sonra düğünümüz olacak ve ilk cinsel birleşmemizi o gece yapacağız.

Ama benim içimde inanılmaz korkular var. Bu geceden çok korkuyorum. sırf bu yüzden evlilikten bile vazgeçmeyi düşündüm desem yalan olmaz.

Bu gece konusunda fikirlerini sorduğum birçok arkadaşım ve akrabam bana korkunç hikayeler anlattılar. Kimisi ne kadar çok kanaması olduğunu ve hastaneye gitmek zorunda kaldığını, kimisi de ne kadar çok acı çektiğini anlattı. Birçoğu sorun yaşamadığını anlattıysa da negatif hikayeler beni çok etkiledi. ya benim de başıma aynı korkunç şeyler gelirse.

Bu konuda bir doktora gittim. Doktor bu sorunumla çok ilgilendi. Doktor bana korkmamam gerektiğini ve modern tıbbın yanımızda olduğunu söyledi. Artık bu gecenin doğal yaşanmasının ne kadar demode bir şey olduğunu anlattı. Birçok kadın artık bunu yaşamak zorunda değilmiş. Bu gecenin daha sağlıklı ve kolay yaşanması mümkünmüş.

Doktor aynı zamanda bu gecenin doğal yaşanmasının risklerini de anlattı. Aşırı kanama hayatımı tehdit edebilirmiş. Bazen derin yırtılmalar oluyormuş ve dikişler nedeni ile gelecekteki cinsel hayatım etkilenebiliyormuş. Ayrıca acı çekersem bu bende travma yaratabilirmiş hatta gelecekte korku nedeni ile cinsel hayatım bir kabusa dönebilirmiş.

Doktor bu konularda ona güvenmemizi ve bu ilk geceyi onun kontrolünde hastanede yaşamamızı önerdi. Hastanede 2 seçeneğimiz varmış. Bunlardan bir tanesinde beni tamamen uyutarak ameliyat yapacaklarmış ve böylece ilk birleşmenin getireceği tüm risklerden korunmuş olacakmışız. Ameliyat sayesinde vajinam cinsel birleşme için en uygun hale getirilecekmiş. Bunu düğünden önce randevu alarak yaptırabilirmişiz.

Diğer seçenek doğala daha yakın olanıymış. Buna " prenses gecesi" diyorlarmış. Hastanede bel altımdan uyuşacak şekilde bana epidural anestezi uyguluyorlarmış. Sonra onların belirlediği pozisyonlarda ve onların kontrolünde ilk cinsel birleşmemizi yapacakmışız. İçeri yerleştirilen basınçölçer sayesinde hangi sıklıkla ve hangi güçle birleşme olduğunu saptayarak, yanlış yapma durumunda hemen müdahale edeceklermiş. Sana neler yapman gerektiğini anlatacaklarmış. Sen eğer başarısız olursan, senin görevini görecek tıbbi aletler hazır bulunacakmış. Tıbbi müdahaleler olduğu için herhangi bir riske karşın, odada bir anestezi uzmanı, bir kadın hastalıkları uzmanı ve diğer personelde hazır bulunacakmış.

Tıbbın bu kadar ilerlediğini bilmiyordum canım. Şimdi kendimi çok daha güvende hissediyorum. İlk gece korkum yüzünden günlerdir uyuyamıyordum. Ama modern tıbbın yardımı sayesinde korkum kalmadı. Tek yapmamız gereken gün almak olacak.

Bu konularda ki düşüncelerini merak ediyorum. En kısa zamanda yorumlarını bekliyorum.

Eğer senin için de uygunsa ilk gece için doktordan randevu alacağım.

Aslında senin fikirlerini az çok biliyorum. Sen bu ilk gecenin sevgi dolu ve doğal olmasını istiyorsun. Sevgiyle sorunsuz bir gece yaşayacağımızı savunuyorsun. Bu ilk gecenin gelecekteki birlikteliğimiz için çok değerli olduğunu söylüyorsun.

Seni anlıyorum ama acı çekecek olan benim. Korkularımdan kurtulamıyorum ve modern tıbbın bu kadar geliştiği bir çağda böyle riskli ve acı dolu bir gece yaşamak istemiyorum. Annemler de bu konuda beni destekliyorlar. Şu anda tek korkum senin bu konuda ısrarcı olmandır. Beni seviyor ve hala istiyorsan ısrar etmezsin.

Cevabını merakla bekliyorum.

Müstakbel eşin Ayşe

Yukarıda yazdığım bazı negatif hikayelerin gerçek olduğunu hatırlatmak isterim. gerçekten de de aşırı kanamadan dolayı hastaneye yatırım dikiş attığımız birçok kadın olduğu gibi, ilk geceki yaşadıklarından psikolojik olarak etkilenen birçok kadın var. (Yani risksiz bir olay değil !!!)

Şimdi bu mektuptaki sorun olan ilk gece korkusunun yerine doğumu koyun. Her ikisi de kadın için doğal ve fizyolojik bir olay olduğuna göre...Her ikisinin de kabul edilebilir riskleri olduğuna göre...

Sonra da yaptığınız yorumları bir daha değerlendirin.

ve bu değerlendirmelerinizi yazın.

Dr.Hakan Çoker

<>
Kategoriler

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...