<>

"Bir Kar Masalı" İmza Günü!

11/01/2011 09:20:00 | 4 Yorum | Duyurular (Tümü)

20 Kasım 2011 Pazar günü, saat 11:00-13:00 saatleri arasında

İyi Cüceler‘de çocuklara “Bir Kar Masalı“nı okuyacağım…

…ve ardından imzalayacağım.

Benim için çok heyecanlı ve anlamlı bir bekleyiş olacak.

Benimle birlikte bekler misiniz?

İyi Cüceler Kasım ayı etkinlik sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

"Bir Kar Masalı" Tanıtım Bülteni

10/06/2011 12:20:00 | 0 Yorum | Duyurular (Tümü)

BİR KAR MASALI

Blogger üç annenin girişimiyle iPhone ve iPad uygulaması olarak hazırlanan BİR KAR MASALI adlı çocuk öyküsü Dünya Ağacı Yayınları tarafından Ekim 2011’de yayınlanıyor.



Esra Özümüztoprak’ın yazdığı Bir Kar Masalı Olmadık İşler Peşinde (OİP) adlı blogger tarafından resimlendi ardından Deniz Aslı Soykurum Çetin öykünün iPhone/iPad uygulamasını hazırladı ve seslendirme sanatçısı Özge Çatıkkaş Şahinler’in güzel sesiyle Ocak 2011’de internette yayınlandı.

Karlar ülkesine giden bir çocuğun hikâyesini anlatan Bir Kar Masalı kısa sürede iPad Türkiye’de bir numaraya oturmuş ve şu ana kadar indirme sayısı 30 bini aşmıştır.

Gönüllü annelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan Bir Kar Masalı Ekim ayında kitapçılardaki yerini alıyor.   

 

“Emi ve Küpeli bir sabah uyandıklarında,

pencereden gördükleri manzaraya inanamazlar.

Şimdiye kadar kitaplardan okudukları,

anne ve babalarının hikayelerinde dinledikleri,

hayalini kurdukları KAR,

onların oturduğu kente,

üzerine hiç kar düşmemiş bahçelerine yağştır…”


* Tanıtım bülteninden



Dünya Ağacı Yayınları FB sayfası : http://www.facebook.com/pages/D%C3%BCnya-A%C4%9Fac%C4%B1-Yay%C4%B1nlar%C4%B1/3669084


"Bir Kar Masalı" FB sayfası: http://www.facebook.com/pages/Bir-Kar-Masal%C4%B1/117877148281788


Idefix online satış link :
http://www.idefix.com/kitap/bir-kar-masali-esra-ozumuztoprak/tanim.asp?sid=US8RFM8H3K7MF1QWPVPE


KitapYurdu online satış link
: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=588620


Kipitap online satış link
: http://www.kipitap.com/kitap/Bir-Kar-Masali/2419/

Düşlerini elinle tuttuğun zamanlar…

09/30/2011 14:57:00 | 3 Yorum | Masallar / Hikayeler (Tümü)

Ne tuhaf… Bu satırları yazacağını hep bilip, yine de şaşırmak… Öyle ya, bunca zaman yanında taşımışsın. Çıkarıp çıkarıp cebinden bakmışsın. Sevmişsin ya sonra onları. Kırılmasından korkarak her seferinde. Sarıp sarmalayıp dolaplara sandıklara kaldırmışsın kimisinde de. Düşleri taşımak çok ciddi bir iştir ya. Dünyanın en ciddiyetli işi. Öyle de olmalı aslında. Öyle de yapmışsındır sen de.

Düşünmüşsündür… Bir kitabın üzerinde bir gün adının yazdığını görüp, onu raflardan çıkarıp da baktığın, ellerine alıp öylece taze kağıdın kokusunu içine çektiğin, satırların, resimlerin üzerinde gezindiğin zamanları… O zamanlardır düşlerini elinle tuttuğun zamanlar… O zamanlardır inanmaktan hiç vazgeçmediğin zamanlar…

Yine de şaşırır insan bazen… Ama böyle nasıl desem sevinçli bir şaşkınlık… İşte şimdi, şu anda tam da öyle bir an

“Bir Kar Masalı” çok yakında Dünya Ağacı Yayınları‘ndan kitaplaşıyor.

Ekim ayında raflarda yerini alıyor.

Yolculuk benim için şimdi başlıyor…

Ne tuhaf… Bu satırları yazacağını hep bilip, yine de şaşırmak… İnanmaktan vazgeçmemeli gibi gelir ya çünkü. Hani bazen… İnanırsın inatla… Önce kendine! Sonra yaptığın işe. Ve dostlara… Yanında bunca zaman, seninle omuz omuza duran can dostlara…

İnanmalı sahiden de…

İşte bu yüzden;

En çok Can‘ıma… Bu yolda benimle yürürken elimi bırakmayan sevgili eşime…

Canım Özge‘me, güzel yüzlü güzel kalpli güzel sesli Özge’me… Onun sesiyle hayat bulmuşken, onun  dostluğunda kitaplaşıyor şimdi…

Sevgili yayıncım Tuğçe‘ye, Emi ile Küpeli’ye o minik elleriyle dokunmasını sağlayacağı tüm çocuklar adına…

Ve OİP‘e… “Bir masal yazsam, çizer misin?” diye sorduğum anda, kelimelerimi sihirli renkleriyle canlandıran arkadaşıma…

çok teşekkürler… Bir kez daha…


Yazının orjinali : http://harfulkesi.wordpress.com

Bir Kar Masalı

01/27/2011 13:11:00 | 0 Yorum | Masallar / Hikayeler (Tümü)


Aylar önce, ılık bir bahar gününde başladı her şey. Bir resim gördüm ekranda. Dedim ki, “Bir masal yazsam ya. Çizilse boyansa, böyle rengarenk cümbüş içinde, şeker kokan masallar olsa…”

Tuhaf ama öyleydi. O çizimler o gün şeker kokmuştu bana. Akide şekeri hem de…

Yazdım sonra. Önceleri küçüktü. Sonra çığ gibi büyüdü. Bir gün dedi ki “Birlikte oynayalım mı?” Böyle başladı hikayemiz. Parmaklarımdan döküldü daha bir hızlı kelimeler… Kelimeler renklere, renkler bütüne dönüştü. Bir hayaldi. Gerçek oldu!

Birdik, iki olduk…

Ve, dedi ki üçüncümüz, bir ucu sanatta bir ucu teknolojide olsun mu? İkiydi üç oldu. Birdik, tam olduk!

Bu masal, sıcak turuncu bir Haziran gününde kaleme alındı.(esraozlem)

Sarı yapraklar yollara dökülürken boyandı. (oip)

Soğuk bacadan üflerken canlandı. (ozguranne)

Karlı kışlı allı pullu bir hikaye oldu. Bizim hikayemiz oldu. İstedik ki sizin de hikayeniz olsun.

Hayal ettik. Hayallerimizi sevdik. Sevdiğimizi yarattık. Yaratırken eğlendik.  Şimdi paylaşma zamanı.

Üç anneden…

Üç mühendisden…

Üç bloggerdan…

Üç amatör kalpten…

Karşınızda : "Bir Kar Masalı"...

kaynak : http://harfulkesi.wordpress.com ;)


Hala okumayanlar, indirmeyenler, oynamayanlar, dinlemeyenler için buyrun :)

e-kitap için bir tık : http://www.axmag.com/data/201012/U9402_F14549/index.html

iPhone/iPod touch uygulama için bir tık :http://itunes.apple.com/us/app/id415188984?mt=8&ls=1 

iPad uygulama için bir tık : http://itunes.apple.com/us/app/id413759705?mt=8#

bir kitap mimi

10/27/2010 11:30:00 | 13 Yorum | Genel (Tümü)

Sevgili k.i.s.d.'nin başlattığı, Özge(con) ve Füsun'un blogsuz halimle beni mimlediği konuda ben de yazdım! Buyrun bir kitap mim'ine.

1. Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?

Kızımı gözlemlemek! Benim en önem verdiğim kriter bu. Yaşıyla dönemiyle beraber kitap zevki, tarzı, "en birinci"leri hep değişti Ada'nın. Ona kitap okurken, kendi kendine kitaplarını okurken(!), Ada'yı dinliyorum. Yüzündeki ifadeyi, gözlerindeki ışıltıyı, ağzının ben anlatırken kapanıp açılmasını, içinden usulca tekrar etmesini, pür dikkat hikayeye gömülmesini. Ve çokca okuyorum. Farklı tarzlar, farklı anlatımlar, çeviriler, orjinaller, hikayenin orjinalinden farklı uydurduğumuz yazılar. Onun beğenisiyle şekilleniyor seçimlerim, onun hazır olmayışlarıyla bekliyorum, öteliyorum.

İşin bu romantik boyutunun paralelinde kendi gerçekliğime dönersem, en önemli kriterler "Yazın dilinin ahengi" ve "çizimlerin zenginliği" oluyor.  Zenginlik derken karmaşık çizimler bol detay olması her zaman şart değil. Detaylı resimleri, rengarenk sayfaları da seviyorum ama bazen basit çizgilerde, çok kısa kelimelerde öyle anlamlar çıkabiliyor ki, içiniz sımsıcak oluyor o kitabı okurken. Bu karşılaştırmayı en iyi Axel Scheffler ve Feridun Oral'ın çizimleri arasında yapabilirim sanıyorum. Kırmızı Elma'nın yalın ve hafifleten çizimleri ve Kasaba'nın En Şık Devi'nin büyülü rengarenk dünyası arasında gidip gelen bir kriter yelpazem var.

Ve elbet konusu : Zeki (Bisiklet, Kızak ve Vapur), eğlenceli(Maymun Kral), sıcacık(Kirpi ile Kestane), dost(Kasaba'nın En Şık Devi) kitapları seçiyorum. Kapağını kapattığımız zaman yüzünüzde bir gülümseme bırakan cinsten olanları. Hayal gücünü zenginleştiren (Ay'a Yolculuk), şaşırtan (Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız'dan) kitapları.  

Son olarak sadakat ve güven : Yayınevi ve en az bir kitabıyla beni cezbetmiş yazar/çizerlerin ismi çok önemli. Ve pek tabii ki "Bir Dolap Kitap" :)

2. Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?

Kesinlikle eder. Sadece kapak tasarımı değil aynı zamanda ismi de cezbeder beni. Hatta kitapçıya gidip çocuk kitapları bölümünde dolaşır ve raflara uzun uzun bakıp, ismi ve kapağı ile beni çekecek kitapları ararım.

3. Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz? (Kolay buluyorum felan diyen olursa-ki ben olsam derdim ya neyse- mızıkçı yazacam)

Gözümün içine sokulduğunda sevmiyorum. Yani "dişlerini fırçalamalısın yoksa çürürler" mesajını ben direkt olarak veriyorum Ada'ya. Ama hikayenin içinde verilen dostluk, paylaşma, yardımlaşma temalarını seviyorum. Ancak akıllı yazılmış ve sadece öğretici olmayı amaçlamış kitapları bunun dışında tutuyorum. Örneğin Tübitak Erken Çocuk Kitaplığı'nın Anne Milbourne'un kaleminden çıkmış serisinin neredeyse tamamı var Ada'nın kitaplığında ve bence her biri kendi başına öğreten kitaplar ve çok harikalar :)

4. Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?

Almamazlık demeyelim de erteliyorum. Hikaye ve ilüstrasyon'un bir bütün olduğunu düşünüyorum. Çok güzel grafikleri olan bir kitabı hikayesi o grafiklerin ruhunu benim için yansıtmıyorsa o an almıyorum. Ya da hikayesini çok beğensem de ilüstrasyonları aynı zenginlikte değilse sanırım biraz daha öteliyorum. Bazen de koşarak uzaklaştığım çizimler ve hikayeler olmuyor değil :) Grafiklerde aradığım temel özellikler ise yukarıda açmaya çalıştığım "zenginlik" konusu.

5. Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?

İlk altı versek olur mu :))
Son iki haftanın sürekli okunan kitaplarını sıraladım aşağıda. Sanıyorum Mavi Fil Tombik bu aralar her daim okumada ve Maymun Kral masal olarak yatmadan anlattırmada açık ara önde :)

Ada'nın dönemsel olarak sıraladığım favori kitap listesi ise burada.

Görüldüğü gibi pek bir ortak yönü yok. Ada'nın hala bebeklik kitaplarını, evde bulduğu tüm gazete dergi broşür katalog ve bunun gibi bilumum yayını takip ettiğini düşünürsek, okumayı çok sevmesi, tam bir kitap delisi olması en önemli ortak nokta diyebilirim. Güzel okunan eğlenceli bir kitaba asla hayır demeyecektir :)

6. Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?

Yazdım, yazıyorum, yazacağım! Yazın en sıcak günlerinde, turuncu Haziran ayında bembeyaz bir masal yazmaya giriştiğimde, temadan ziyade kalbimdeki ikilinin maceralarını yazmak istemiştim. Sonra çok sevgili OİP çizmeye başladı hikayemi. Şimdi bu ikiliye dair o kadar hikaye birikti ki kafamda. Kelimeler uçuşuyor sürekli. Ada'ma sımsıcak bir kış masalı olacak ilk hediyem. Bakalım ;-)

Güncelleme : son olarak Damla'nın hatırlatmasıyla, ben de Hande, Özge ve yesil_anne'yi mimliyorum :)

Ada'nın Kitaplığından

07/09/2010 11:43:00 | 7 Yorum | Genel (Tümü)



Fotoğrafın zamanı : 7 Mart '12, Ada 3,5 yaşında

Bugünden doğuma dek Ada'nın kitaplığındaki favori kitaplarını geçmişe doğru dönemsel olarak sıralamaya çalıştım. Bunlar en çok okuduklarımız.

Biz bu kitapların hepsini çok sevdik, umarız sizler de seversiniz. Keyifli ve mutlu okumalar :)


Not: Yanında * olanlar benim favorilerim :)
(Tanıştığı dönem : 3-3,5 yaş civarı ve sonrası) * bu liste komple benim de favorim :)


(Tanıştığı dönem : 2,5 yaş civarı ve sonrası) * bu liste komple benim de favorim :)


Fotoğrafın zamanı : 26 Haziran '10, Ada ~2yaşında

(Tanıştığı dönem : 24 ay sonrası )
(Tanıştığı dönem : 22-24 ay arası)

(Tanıştığı dönem : 20-22 ay arası)
18 ay +:

(Tanıştığı dönem :18-20 ay arası)
12-18 ay dönemi:


0-12 ay dönemi:
  • Mothercare-myFarmAnimals(Aynalı, bol renkli, hışırdayan bez kitap) *

  • Net Çocuk - Ce-eeeee Serisi (Uyku Zamanı / Oyun Zamanı / Banyo Zamanı  / Haydi Beni Bul) *
 




Ada'nın kitaplığı @ Ocak 2012






Bizim evden tekerlemeler...

06/24/2010 08:32:00 | 0 Yorum | Şarkılar / Ninniler (Tümü)

***
Buraya bir kuş konmuş
Bu tutmuş
Bu yakalamış
Bu gıdıklamış
Bu sevmiş
Bu okuldan gelmiş
Hani bana hani bana demiş :)))

***
Ooo piti piti
Karamela sepeti
Terazi lastik jimnastik
Biz size geldik bitlendik
Dersimiz Matematik
Öğretmeniz otomatik

***
Sağ elimde beş parmak,
Sol elimde beş parmak
Say bak, say bak, say bak.
Bir İki Üç Dört Beş
Bir İki Üç Dört Beş

Hepsi eder on parmak.
Sen de istersen saymak
Say bak, say bak, say bak.
Bir İki Üç Dört Beş Altı Yedi Sekiz Dokuz On

***

Bizim evden şarkılar...

06/24/2010 06:24:00 | 7 Yorum | Şarkılar / Ninniler (Tümü)

HAYVANLAR (müziğini online dinlemek için bir tık)

Köpeğim hav hav hav hav der
Köpeğim benden et ister
Hadi gel hadi gel cici köpeğim
Hadi gel sana ben et vereyim

Kedicim mırnav mırnav  miyav miyav der
Kedicim benden süt ister
Hadi gel hadi gel cici kedicim
Hadi gel sana ben süt vereyim

Eşeğim ai ai der
Eşeğim benden ot ister
Hadi gel hadi gel cici eşeğim
Hadi gel sana ben ot vereyim

Tavuğum gıt gıt gıdak der
Tavuğum benden yem ister
Hadi gel hadi gel cici tavuğum
Hadi gel sana ben yem vereyim

ELBİSELERİM (şarkıyı online dinlemek için bir tık)

Hep yeşildir elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
İlkbaharı cicim çok sevdiğim için
Hep yeşildir giyindiklerim elbiselerim

Hep sarıdır elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
Sonbaharı cicim çok sevdiğim için
Hep sarıdır giyindiklerim

Hep mavidir elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
Gökyüzünü cicim çok sevdiğim için
Hep mavidir giyindiklerim elbiselerim

Hep beyazdır elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
Papatyayı cicim çok sevdiğim için
Hep beyazdır giyindiklerim elbiselerim

Hep pembedir elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
Ben şafağı cicim çok sevdiğim için
Hep pembedir giyindiklerim elbiselerim

Hep morludur elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
Mor dağları cicim çok sevdiğim için
Hep morludur giyindiklerim elbiselerim

Hep kırmızı elbiselerim
Ben bu rengi pek çok severim
Al bayrağı Bayrağımı cicim çok sevdiğim için
Hep kırmızı giyindiklerim elbiselerim


DO RE Mİ (şarkıyı online dinlemek için bir tık)

DO Bir külah dondurma
RE Masmavi bir dere
Denizde bir gemi
FA Gemide bir tayfa
SOL Papatyalı bir yol
LA Güneşten bir damla
Ayşe'nin kedisi
ve şimdi tekrar baştan DO!


KÜÇÜK KARDEŞ (şarkıyı online dinlemek için bir tık)

Minicik minicik bir can.Gözleri mercan.
Minicik minicik bir can.Ben sana hayran.
Küçük kardeş, küçük kardeş.Can, can, can.
Minik kardeş, minik kardeş.Can, can, can.
Konuşmayı bilmezsin.Yürümeyi bilmezsin.
Minik bana gel desem.Gelmeyi bilmezsin.
Küçük kardeş, küçük kardeş.Can, can, can.
Ufacık tefecik başlı.Gözleri yaşlı.
Karacık kuracık tenli.Yay gibi kaşlı.
Yoruldun mu? Acıktın mı? Neden sustun?
Darıldın mı? Gücendin mi?Neden küstün?
Küçük kardeş, küçük kardeş.Can, can, can.
Minik kardeş, minik kardeş.Can, can, can



VÜCUDUMUZ (şarkıyı online dinlemek için bir tık)

İki elim iki kolum
Bacaklarım var
Her insanda bir burun
Bir de ağız var

Sen hiç gördün mü?
Üç kulaklı bir adam. Ha ha ha ha ha
Olur mu hiç üç kulak?
Dön de aynaya bak.

İki gözüm iki kaşım
Kirpiklerim var
İnci gibi dişlerim
Bir de çenem var

Sen hiç gördün mü?
Üç dudaklı bir adam. Ha ha ha ha ha
Olur mu hiç üç dudak?
Dön de aynaya bak.



...ve baş ninnimiz :)


ANNEM

Küçücükken başucumda
Bana ninni söylerdin
Sabahları uyanınca
Beni okşar severdin

Benim annem güzel annem
Beni al kollarına
Kucağında uyut beni
Ninniler söyle yine bana

Bugün hala kulağımda
Çınlıyor tatlı sesin
Benim annem kalbimin sen
En güzel yerindesin

Benim annem güzel annem
Beni al kollarına
Kucağında uyut beni
Ninniler söyle yine bana

Kaş'ta bebekli/çocuklu tatil.

06/23/2010 10:14:00 | 6 Yorum | Tecrübeler (Tümü)

Ada doğmadan önce tatillerimizde her yaz en az bir kez muhakkak Kaş'a giderdik, Ada doğduktan sonra da bu geleneğimizi bozmadık. 3 aylıkken ilk defa olmak üzere bugüne kadar üç kez Ada ile birlikte güney tatili yaptık ve hepsinde de Kaş' gittik. Her birisi farklı bir tecrübeydi. İkisi Eylül ayında, Ada 3 aylık ve Ada 15 aylıkken (yürüyordu), biri de Temmuz ayında Ada 12,5 aylık ve henüz yürümüyorkendi.

Tatil deyince aklıma güney, güney deyince Kaş geldiğinden, ben biraz uzunca hikayemizi paylaşmaya çalıştım. Çocukla Kaş'a gidilir, super de olur, kesinlikle tavsiye ederim, hiç olmadı bir kere  şansınızı deneyin derim :)

İlk tatil maceramızı burada anlatmıştım. Ada henüz 3 aylık olduğu için farklı bir katagoride tutuyorum. Kaş'da çocuklu tatil için izlenimlerimi ise aşağıda maddeler halinde sıralamaya çalıştım.

Ulaşım : Geçtiğimiz yaz, Temmuz başı ve Eylül başı olmak üzere iki kez Kaş'a gittik. Temmuz ayında 2 haftalık izin planladığımız için tatile arabayla çıkmış, Aydın'da benim ailemde 3 gün kalmış ve yine Aydın-Fethiye üzerinden Kaş'a gitmiştik. Eylül ayında ise daha kısıtlı bir zamanımız olduğu için İstanbul-Dalaman arası uçak, Dalaman-Kaş arası otomobil ile transfer şeklinde yaptık.

Uçakla yolculuk kesinlikle çok daha rahat, ancak dezavantajı da yok değil. Çocuğa ait o kadar eşyanız oluyor ki, kesin kilo fazlanız çıkıyor. Fakat sonuçta zararı kesenize oluyor, zamandan, yoldan kazanıyor ve yorulmuyorsunuz.
Araba ile gidiş eğlenceli, fakat daha uzun ve yorucu. Ada arabada uyuyabilen bir çocuk olduğu için genelde yol boyunca uyudu diyebilirim. Uyanık kaldığı sürelerde de epey bir dayandı :) Kitaplarıyla, oyuncaklarıyla, mp3/radyodan şarkı türkü eşliğinde eğlendi. Sınırları zorladık, 2 saatin sonunda zıvanadan çıktığı noktada mola verdik. Yola çıkış saatlerimizi yeme düzenine göre planladık. Molalarımızda yemeklerini yedi, ya da oynadı, yürüdü, etrafı seyretti, 10 saat İstanbul-Aydın, ve 5 saat süren Aydın-Kaş yolları düşündüğümüz gibi uzun gelmedi, sorunsuz güle eğlene gidip döndük.

Hava :
Eylül ayında Kaş'ın havası belli olmuyor malum, fırtına dönemine denk gelebiliyorsunuz. Ancak sıcaklık bunaltmayacak derecede ve deniz suyu da henüz soğumamış oluyor. Temmuz'da ise denizin suyu tam ısınmamakla birlikte girilmeyecek derecede değildi. Hava ise henüz deli sıcaklık düzeyine gelmemişti. Biz her ikisinde de Ada'yı denize soktuk, her daim de çıkarmak için uğraştık :) Ancak üşüme, vs olmadı. Hava çok bunaltıcı olmadığı için gündüzlerimiz de geceler kadar rahat geçti. Ağustos ayında Kaş'ın ise geçmiş tecrübelerime bakarak çok aşırı sıcak ve nefes alınmaz derecede sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Aslında güney sahillerinde Ağustos'un farklı olmadığını düşünüyorum. Belki Ege bu anlamda daha uygun olabilir.

Deniz/Plaj:
Kaş'ın malum içinde kumlu plaj, sahil kavramı yoktur. Olan plajlar da tamamen çakıl taşıdır. Ayrıca Küçük/Büyük Çakıl plajlarının suyu tatlı su kaynaklarından dolayı tam anlamıyla buzz! gibidir. Ancak limanağzı, inceboğaz gibi plajlar hem yakın, hem de suları sıcak olduğundan biz Ada'lı tüm Kaş tatillerimizde buralarda takıldık. Avantaj olarak görülebilirse çakıl taşlarında da çocuk gayet güzel oynayabiliyor ve her zerresine kum doluşmuyor. Ancak kumdan kaleler yapalım, birbirimizi kuma gömelim, ya da kızgın kumlardan serin sulara atlayalım eğlencelikleri olamıyor maalesef. Çocukluğunun yazları Kuşadası'nda geçmiş biri olarak kişisel fikrim ise, çakıl kesinlikle kumdan iyidir :)

Konaklama:
Biz her üç tatilimizde de Küçük Çakıl plajındaki ButikPansiyon-Otel tadında mekanlardan Koza Otel'de kaldık. Oda-kahvaltı şeklinde. Aradığınız  temizlik, sadelik, rahat bir oda, keyifli bir kahvaltıdan ibaretse burayı kesinlikle öneririm. Kendine ait küçük bir havuzu var ve Ada burada da denizde olduğu kadar eğlendi.

Yeme/İçme:
Bebeklik döneminde zaten yemeğini yanında taşıdığı için kolaydı :) Ancak 1 yaş sonrası "ne olacak şimdi Ada'ya özel yemek pişmeyecek" durumunu doktorumuzla konuştuğumuzda, bize özetle kasmamamızı önerdi :) Netekim Ada sabah kahvaltılarında ikram edilen ev poğaçalarını, keklerini, taze semizotu salatalarını, ya da temiz ve kaliteli olduğunu bildiğimiz esnaf lokantalarının ev yemeklerini, gözlemeci teyzelerin sebzeli gözlemelerini, taze taze meyveleri, balıkları, köfteleri afiyetle yedi içti.

Bebekli/çocuklu tatilin muhakkak anne-baba üzerinde yadsınamaz etkileri var. Eşim de ben de tatil köyünü çok tercih etmediğimiz, ve aradığımızı 10küsur senedir Kaş'da bulduğumuz için tatil planımızı Ada'lı hale çevirdik ve kendi düzenimizi Ada'ya adapte etmeye çalıştık. Şansımıza üç denememiz de olumlu geçti, Ada gezmeyi çok seven, rahat bir bebekti, öyle de bir çocuk olma yolunda ilerliyor. Her defasında, tatilde çocuklar bambaşka bir hale gelirler ve aileler için bu durum kabusa dönebilir yargısını çürüttü. Özellikle gündüz nerde bulursa(tekne, arabası, şezlong) uyudu, ne bulursa yedi. Otel odasını ev gibi benimsedi ve odada olduğu sürelerde yanımızda taşıdığımız bir bavul dolusu kitap ve oyuncağı sayesinde yabancılık çekmedi, düzeni bozulmadı.

Biz de beklentilerimizi düşürdük, sakin olduk, kasmadık, yemezse uyumazsa kendimizi strese sokmama kararı aldık, ne bileyim onun uykusu geldiğinde ya az daha salınalım meydanda demedik, arabasında uyuyamadıysa, paşa paşa otele döndük, ama onu uyutup balkonda Meis manzarasına nazır oturduk, ya da laptop'dan dizilerimizi seyrettik. Böyle de oluyormuş be Kaş geceleri diye gülümsedik. Eskiden mesai gibi sabah, öğlen dalış yaparken, Ada ile birlikte sırayla 2-3 dalış yapsak kardır dedik, bu sayede sabahları Ada sayesinde aslında eskisinden daha geç kalktık. Denizde saatlerce şnorkel yapamadık ama Ada'yla çılgın yüzme denemelerinde bulunduk, bu akşam da yemek yemeyelim, ya da geç yiyelim, az daha yüzelim, az daha takılalım, yok sabahları afyonum patlamadı kahvaltıyı bi' kahveyle geçiştirelim demedik, yemek saatlerinde aç değilsek bile Ada'ya uyup biz de efendi gibi yedik içtik.

Her bebek/çocuk, her aile, herkesin tercihleri tabii farklı ancak temel olarak, çocuğunuzun ihtiyaçlarının ekseninde tatil planınızı sizi de onu da mutlu edecek bir şekle çevirebilirsiniz. Biz denedik oluyor :)

Şimdiden iyi tatiller :)

Yazının orjinal zamanı : 11.03.2010

Yeme ve Sofra alışkanlığı

06/23/2010 10:00:00 | 4 Yorum | Tecrübeler (Tümü)

Yeme alışkanlığının ve iştah mevzuunun biraz genetik olduğunu düşünsek de her anne baba gibi biz de kendimize de pay biçmek istediğimizde “evet ya bunları bunları yaptık o yüzden şahane yiyor bu kuzu” dediğimiz zamanlar olmuyor değil :) Aslında bize en çok yardım eden başta yemek konusunda sorunsuz ve her zaman uyumlu olan Ada’mız, sonra da yöntemleri ve önerileri ile bize yol gösteren çocuk doktorlarımız oldu. Doktorlarımız diyorum çünkü Ada’nın bir aylıktan itibaren gittiği doktoru yanında, çok şanslıyız ki doğumdan itibaren gelişimini doktoru kadar ezbere bilen ve takip eden çocuk doktoru bir halası var.
 
Ada doğduğu günden itibaren benim sağlık sebepleri yüzünden emziremeyecek olmamdan dolayı hiç anne sütü almadı. Mama ile beslenen çocuklarda yeme bozukluğu/ obezite sorunları şeklinde hamileliğim döneminde bir ton şey  okuyup duysam da kulaklarımı hep tıkamaya çalıştım. Sonuçta yapabileceğimiz bir şey yoktu. İnek sütüne alerjisi olmaması için pozitif düşünmekten başka.
 
Mama olarak doğumdan 1 yaşına kadar Milupa Aptamil serisi kullandık. Hastanede ilk verilen mamaydı ve Ada reddetmediği için bu şekilde devam ettik. Kontrollü ve düzenli içtiği için kilo alımları ve gelişimi bu yüzden hep yolunda ve normal gitti. 5.ayında elma püresiyle başlayan katı gıdaya geçiş maceramızdan bugüne kadarki 15 aylık süreçte yeme konusunda da mamada olduğu gibi Ada bizi hiç üzmedi. Yemek yemekten keyif alan,  iştahlı, çok fazla yemek seçmeyen, damak zevkine sahip bir bebek ve çocuk olarak gelişmeye devam ediyor. 

Yeme sorunu bir çocuk büyütürken anne babaların en korkulu rüyalarının başında geliyor. Bu konuda sorun yaşayanlara belki biraz yardımı olur düşüncesinden yola çıkarak, kendi deneyimlerimizi anlatan bu biraz
:) uzunca yazıyı yazmak istedim. Genel olarak, ne yedirdiğimiz önemli olsa da nasıl yedirdiğimizi vurgulamaya çalıştım.

Her çocuk farklı, her ailenin, her doktorun yaklaşımı da. Bizim yöntemlerimiz olumlu sonuçlar verdi. Umarım sizlere de faydası olur. 

                                                                                                                                                                                                                                                        

Katı gıdaya geçiş ve yemeklerin hazırlanması
  • Katı gıdaya ilk olarak meyve püresi ile başladık. 6.ayda yoğurt ve muhallebi ardından sebze çorbaları, kırmızı ve beyaz et, kahvaltı, baklagiller, 1 yaşından sonra balık/inek sütü/bal/tuz kullanımı vs. şeklinde genişleyerek devam ettik. Muhallebiyi Ada'nın kilo alımı iyi olduğu için 9.ayda kestik.
  • Meyve püresini her zaman cam rendede hazırladık. Rondo/blendır kullanmadık.
  • Meyvelerin tadlarını ayrı ayrı alabilmesi için meyve pürelerini  tek çeşit meyve ile hazırlamaya dikkat ettik. İçine pekmez/şeker vs gibi herhangi bir tadlandırıcı katmadık. Sadece bir çay kaşığı ceviz ve kabız olduğu dönemlerde yardımcı olmak amaçlı bir tatlı kaşığı kuru kayısı ya da kuru erik püresi ekledik.
  • Yoğurdu, Ada mama alan bir bebek olduğundan ve inek sütüne alerjisi olmadığından pastorize sütten evde kendimiz günlük olarak mayaladık. Ve hala bu şekilde devam ediyoruz. Yoğurdu her zaman sade olarak sunduk. İçine herhangi bir tadlandırıcı eklemedik.
  • Sebze çorbasına geçişte yöntemimiz her zaman sebzeleri küçük parçalar halinde doğrayarak tencerede pişirmek ve çatalla ezmek şeklinde oldu. Rondo/blendır kullanmadık.
  • Başlangıçta sebzeleri tek tek (sadece havuç, sadece kabak, sadece bal kabağı gibi) hazırlarken, zamanla kerevizle havuç birarada, maydanoz/dereotu gibi yeşil sebzeler, pirinç/bulgur/irmik gibi tahıllar, kıyma/et ekleyerek genişlettik. Sebzelerin tadını alabilmesi için her zaman baskın olanın miktarını biraz fazla tutup o şekilde hazırladık ve çeşit olarak 3 sebzeyi geçmedik.
  • Yemeklerinde her zaman zeytinyağı kullandık.
  • Kahvaltıya geçtiğimiz dönemde; kahvaltısını ilk günden itibaren yediği besinleri tanıması, tadlarını ayrı ayrı alması ve alışkanlığının bu yönde gelişmesi için bulamaç olarak değil tek tek verdik. Başlangıç olarak tuzu alınmış beyaz peynir, haşlanmış yumurta sarısı ve ekmek içi ile başladık. Meyve ve sebzede olduğu gibi çatalla ezerek yedirdik. Kahvaltı mamalarını her zaman sonraya bıraktık, 11 ay civarında kestik ve kahvaltısını çeşitlendirerek devam ettik.
  • 6.aydan itibaren su vermeye başladık ve her zaman bol su içmesine dikkat ettik.
  • Yemeklerini her zaman günlük ve taze olarak hazırlamaya çalıştık. Kavanoz mamalarını mecbur kaldığımızda ve evden uzakta yemek hazırlayamadığımız zamanlarda kullandık.
  • 9.aydan itibaren sebzelerini çatalla ezmeyi çok azalttık. Bizim yediğimiz yemeklerden vermeye başladık (tuz ve baharatsız, salçasız, az yağlı hazırlanmış olarak)
  • 1 yaş civarında ona özel yaptığımız sebze yemeklerini çatalla ezmeyi ve meyvelerini püre yapmayı bıraktık, küçük parçalar halinde doğrayarak sunduk.
  • 13. aydan sonra normal yemek yedirmeye başladık.(az tuzlu , az yağlı, salça ve baharatsız olarak)
  • 9.aydan sonra 3 ana öğün (kahvaltı+kaşık maması ya da normal mama, öğle yemeği,akşam yemeği) ve 2 ara öğün (meyve, yoğurt) ve yatmadan önce mama şeklinde yeme düzeni oluşturduk ve bu şekilde devam ettik. 1 yaşında sabah ve akşam mamalarını normal inek sütü (günlük süt) ile değiştirdik. Uyku, seyahat vb yüzünden sapmalar olsa da genelde öğünleri hep aynı saatlerde ve düzende almasına özen göstermeye çalıştık.

1 yaşından sonra yeme ve sofra alışkanlığı
  • İlk günden itibarek yemek yedirirken asla televizyon açmadık.
  • Yemek esnasında kitap okusak ya da oyun oynasak da dikkatini mümkün olduğunca yemeğe odaklamaya çalıştık. Bir yere kilitlenip ağzına bir şeyler tıkılan bir bebek yerine, oyunların içine yemeği, kaşığı, tabağı bir şekilde dahil etmeye ve farkındalık sağlamaya çalıştık. 1 yaş civarında oyun oynamayı bıraktık. Sadece istediğinde kitap/dergi okuduk, okumasına izin verdik.
  • Israrcı zorlayıcı olmadık, uçak geliyor hadi al diyerek ağzını açmışken çaktırmadan kaşık sokmaya, son kaşıkta ağzını kapatmışsa ya da kafasını çevirmişse onu da yedirmeye çalışmadık. Bir öğün çok az yese de bir sonraki öğünde acıkıp yiyeceğine inandırarak kendimizi, üzerine gitmedik. Özellikle hasta ya da diş vs yüzünden huysuz olduğu günlerde asla zorlamadık. Azı dişleri çıkarken ya da ağır hasta olduğunda 1 hafta hiçbir şey yemediği ve kilo kaybettiği oldu, geçici olduğunu bilip sakin durmaya çalıştık.
  • Yemeklerini her zaman sandalye/masada yemesine gayret ettik. Kucakta, ayakta, dolaşırken peşinden koşma şeklinde yemek vermedik. 1 yaşından sonra mama sandalyesini kaldırıp aile sofrasına dahil ettik. Normal sandalyeye bağladığımız portatif bir adaptör ile bizimle beraber masada oturdu. Bunu yanımızda taşıyarak gittiğimiz her yerde (tatil/hafta sonu gezmeleri/başka ev ortamları) aynı alışkanlığı devam ettirdik. 
  • Her zaman aynı şeyleri yemeye ya da Ada’nın yiyemeyeceği yemekleri sofraya koymamaya özen göstermeye çalıştık. Ona sebze yedirmeye çalışıp biz makarna/köfte yemedik, ya da kendimiz kola içip ona ayran vermedik. Beğenmesek de bir yemeğe önce kendimiz burun kıvırmadık. Sevmediğimiz sebzeleri kızımız sayesinde afiyetle yedik :))
  • Kendisi yemesi için teşvik edici olmaya çalıştık. Yemeğini ona ait bir tabakta önüne koyduk. Yemeğiyle oynamasına, eliyle dokunmasına koklamasına tanımasına izin verdik. Kimi zaman 15 dakika ağzına kaşığı sürmeden oynasa da kendi istediğinde ve beğendiğinde yemesine sabır göstermeye, çatal kaşık kullanımı için örnek olmaya çalıştık. Kaşıkla döke saça çorba içmesine ya da çatalıyla oraya buraya zıplayan köfte parçacıklarını dakikalarca toplamaya çalışmasına müdahale etmeden, biz yediriyorsak da elinden ona ait çatalı kaşığı almadan, ayrı birer tane ile yedirmeye gayret ettik.
  • Kitaplarında dergilerinde gördüğü yiyecek/içecekleri ona tarif ettik, yemek yaparken mutfakta yemeklerin nasıl hazırlandığını anlattık. Sebzeleri meyveleri sadece kitaplardan değil gerçek haliyle parçalanmadan bütün olarak gösterdik. Yemek pişirirken güvenli bir şekilde izlemesine izin verdik.
  • Beğenmediği bir yemeğibir süre vermeyerek ya da başka yöntemle pişirerek/sunarak daha sonra tekrar denedik. Bebek/çocuk da olsa damak zevkine sahip olacağını göz önünde bulundurmaya çalıştık.
  • Yemekleri çok fazla çeşitlendirmeden, 1 ya da 2 çeşit olarak ve hep bir arada sunmaya gayret ettik. Mümkünse her zaman sofrada salata bulundurduk.
  • Yemek yemeyi bir zorunluluk değil, birlikte paylaşılan keyifli bir süreç haline getirmeye çalıştık.

Yazının orjinal zamanı : 21.01.2010, Ada ~19 aylık

<>
Kategoriler

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...