<>

Doğum Hikayem

05/17/2012 19:24:00, 0 Yorum

İlk gebeliğim düşükle sonuçlandıktan sonra hiç bi zaman hamile kalamayacağım kalsamda yine düşüreceğim diye saçma sapan bi psikoloji yaşadım. İlerlemiş bi gebelik olmadığı için doktor  tekrar hemen hamile kalabileceğimi söylemişti oysa. Söylemişti ama, bu kadarda erken olamazdı dimi :))
Düşüğümün 3. ayında 10 nisan günü adetim dahi gecikmeden içime bi şüphe düştü. Acaba doktorun dediği gibi hemen kalabilirmiydim? Bu ay hamile kalmış olabilirmiydim?İçim rahat etmedi, eşimle gecenin köründe nöbetçi eczane bulup test aldık. Çift çizgiyle kendini hissettiren ikinci meleğim yoldaydı. Hemen doktora gitmek istemedim, evde bir hafta yatarak kesenin oluşmasını bekledim. İlk doktor randevumda kesenin bozuk olduğunu, bir hafta sonra tekrar gelip kendiliğinden düşmemişse kürtaja alınacağımı söyledi doktor. ( Bu konuyla ilgili sizlerden dua isteyen bi post yayınlamıştım) Eşim işi sebebiyle yanımda değildi kontrolde, masadan nasıl kalktım, doktorun odasından ve hastaneden nasıl çıktım inanın belli belirsiz hatırlıyorum. Tek hatırladığım, durakta ağlayarak otobüs beklerken telefonda anneme "buda gidecekmiş" dediğimdi.
Ağladığımı gizlemek için yol boyunca dışarıyı izledim eve gelene kadar. 15 dakikalık yol, sanki 15 saatte bitti.
Eve gelir gelmez eşimi aradım, hiç moralimi bozmamamı, herşeyin hayırlısı diye beni sakinleştirmeye çalışan eşimin ses tonunu hayatım boyunca unutamam.
5 gün boyunca annemin tavsiyesi üzerine bol bol üzüm pekmezi içip, sırtüstü yattım.Bir hafta sonra düşmemişse eğer kürtaj edeceğini söyleyen doktora gitmek yerine tavsiye üzerine başka bir doktora gittim.
İyiki böyle bişey yapmışım, çünkü yeni gittiğim doktor hiç bir problem olmadığını gayet normal bi kese oluştuğunu söyledi. Çok şükür bebeğimiz bu sefer bizi terketmeyecekti.
İlk 4 ay hiç zorlanmadım, doğru düzgün mide bulantısı bile çekmedim.Hamileliğimin en güzel anlarını memleketimde ailemle geçirdiğim iki ay yaşadım.6. ay bitip 7. aya girdiğimde başladı erken doğum riskim.
Suyum azaldı, düzeldi. Ha doğdu ha doğacak derken 36. haftaya girdik meleğimle.
36+1 günlüktüm, arkadaşımın arkadaşı evinde mevlüt okutacaktı, kalabalık olmasını istediği için benide davet etti. O gün nasıl enerjiğim, hamileliğim boyunca hiç uyumadığım gece uykusunu uyumuşum. Hiç bi sıkıntı, kasık ağrısı hissetmiyorum. Mevlütün okunacağı eve vardığımızda oturmadan önce bi lavaboya gitmek istedim. O an bi tuhaflık olduğunu anladım. Lavabodan çıkıp yerime geçerken arkadaşımla paylaştım durumu. Nişanım gelmişti, ama su gelmesi yada sancı gibi bişey yoktu daha. Kısa sürede evdeki herkes durumu anladı, çok güzel dualar edildi bana. 41 yasin okundu, yaşlı teyzeler tek tek okudu benim için. Hiç bir rahatsızlık hissetmediğim için evi terkedip hastaneye gitmedim, hatta eşimi bile aramadım.
Saat 13:00' de gittiğimiz evden akşam saat 18:00 de çıktık. Hala bi sıkıntı yoktu bende. Eve gelince eşimle beklemeye başladık. Bi yandan ben netten nişandan ne kadar sonra doğum başlar diye araştırma yapıyorum. Doktorumuzu aradık. Hastaneye gitmemizi önerdi. Sancı olmadığı için evde bi süre daha kalmaya karar verdik. Saat 20:30 'da "hadi kalk gidelim bişey yoksa geri geliriz, hiç olmazsa içimiz rahat eder" diye ayaklandık. Yanımıza nede olsa geri gönderirler diye hiç bişey almadan çıktık evden.Hastanede yapılan muayenede 1 cm kadar açıklık olduğunu, ama bebeğin kafasının rahim yoluna düşmediğini öğrendik. Nst'ye bağlanıncada hiç bi sancı hissetmediğim halde 3-4 dakikada bir 70-80'i bulan sancıların olduğu tespit edildi.
Hemen "düzenli doğum sancıları var ama açılma yok" diye doktorum arandı. 15 dakika geçmeden doktorum yanımdaydı. Suyumun azlığından dolayı bebek kendini rahim ağzına itemediğini, suni sancı alsamda açılmanın 20-30 saat gibi bi sürede tamamlanacağını öğrendik.Üstelik bu süre içerisinde bebeğin sağlığını etkileyecek komplikasyonların başlayacağınıda söylediler. Doktorum sezeryan teklif edince eşimle hiç düşünmeden kabul ettik ve işlemleri başlattık. Bu arada saat 21:30 oldu. Eşim apar topar doğum çantamızı almak için eve gitti. Ameliyatın başlaması için eşimi bekliyorlar, yarım saat içinde eşimin gelmesiyle benide ameliyathanenin kapısına götürmeleri bir oldu.Eşim alnımdan iki defa öpüp ameliyathaneye yolcu etti. Bense aklıma gelen bütün duaları okuyorum tekerlekli sandalyede giderken. Benden dilek dilememi isteyen herkesi geçiriyorum aklımdan  Allahım işlerini güçlerini rast getir diye.Bu arada sadece eşimin arkadaşı ve eşi dışında doğuma girdiğimden hiç kimsenin haberi yok.
Ameliyathaneye ulaştık sonunda, belden uyuşturulucam bebeğimle hemen ilk teması kurucam. Doktorum  ısrarla tavsiye ediyor, ama bende bi korku yok diyorum komple bayın beni. Belimden iğnem yapılacak. Soruyorum "çok acıyacak mı" diye "elindeki serum iğnesi takılırken ne kadar acıdıysa okadar acıycak" diyor hemşire. "İyi ozaman" diyorum. Kıpırdamamam gerekiyor, iki büklüm oturtup omuzlarımada bi hemşirenin bastırmasıyla iğnem yapılıyor. Ama ne acıı ımmmhh anlatamam. Kendimi kastığım için tabiki.
Otururduğum sedyeye uzanana kadar bacaklarım hissizleşiyor. Doktorum hemşirelerine "hazır mıyız" diyor.
Ben atlıyorum hemen "durun durun ben hazır değilim" o sırada benim sonda takılmış bile hissetmemişim.
Başucumdaki hemşireye hala yalvarıyorum "nolur bayıltın beni". "Tamam bebeğini gör dikişlerin atılırken uyutucam seni " diyor. "Yok yok kesmeden bayın" o sırada bi çığlık bi ıngaaaaa :))) herşeyi unutuyorum, başucumdaki hemşireye bakıyorum şaşkınlıkla. Gülüyor bana tatlı tatlı.
Bebeğimi hemen koklatıyorlar bana, yanaklarımızı birbirine değdiriyorlar. İnanılmaz bi duygu patlamasıyla o ağladıkça bende ağlıyorum. 36 haftalık 49 cm, 2860 kg bi meleğim var artık.
Bebeği giydirirlerken yan tarafta biraz daha görmek için  beni uyutun diye yalvardığım hemşireye "sakın uyutmayın beni" diyorum. Dikişlerimiz bitiyor odamıza gidiyoruz. Ameliyathanenin kapısında eşim beni bekliyor. "Gördün mü çok güzeldi" diyorum. "Sana benziyor" diyor.
Odamıza çıkıyoruz. Artık üç kişiyiz.
İnanılmaz bi duygu anlatamıyorum, tarifi yok sanırım.
Kokluyorum, dudaklarımı yanağına değdiriyorum. Benim olduğuna inanamadığım bi meleği kucağımda emziriyorum.
Dilerim bütün bebek sahibi olmak isteyenler yaşasın bu mutluluğu.
Bizim hikayemizde bu.
Hızlı, heyecanlı, şaşkın, ama sonu muhteşem :))

Kadınlar Günü'ne Özel Yazım İçin Bloguma Buyrun...

03/01/2012 11:26:00, 0 Yorum

Mucize..

02/03/2012 22:54:00, 6 Yorum

Burnu nerede dedim görür görmez..
Bu kadar minik burun olur muydu hiç ? Minik burun, minik burun delikleri.. Kalp gibi..

Can hıraş ağlıyordu, sanırsın ki bir yerini kesmişler.. Sustu yanıma gelince.. Gözlerime baktı, gözlerini yumdu.. Bir iç çekti, sanki güzel bir kokuyu içine çekmek ister gibiydi..

Evet, kesmişlerdi.. Tam 8 ay 3 haftadır onu yaşama başlayan kordonu kesmişlerdi.. Korunaklı alanından ilk defa dışarı çıkmış, ilk defa teni hava ile temas etmişti.. Bunların hepsi, onun için zor olmalıydı..

Ağlıyordu, ağlıyorsa sorun yoktu..

Onu ben doğurmuştum.

Doğurmak.. Enteresan kelime..

Elleri, ayakları, ağzı.. O kadar küçüktü ki.. Bir sürü saçı vardı ve anneme göre , aylarca midemin bulanmasına bu saçlar sebep olmuştu..

Küçücük ve çok savunmasızdı.. Çok muhtaç..

Halbuki hiç böyle hayal etmemiştim ben..

Aslında hiç hayal etmemişim ben..

Artık uyumalıydım ve artık ağlamamalıydım, ortada hiç bir sorun yoktu, aksine herşey çok yolundaydı..

Ama kimse bana artık kalbimin vücudumun dışında atacağını söylememişti ki..Kalbi dışardayken insan uyuyabilir mi hiç !  O’nunla beraber kalbimde dışarda kalmış..

Buna hiç hazırlıklı değilmişim, hiç hazırlayamamışım kendimi.. İnsan hazırlayabilir mi kendini hiç bilmediği birşeye ? Bilmem..

Aylardır karnımın içinde birşey dönüp duruyordu. Bazen beni zoruluyor, midemi bulandırıyor, belimi ağrıtıyor, yürütmüyordu.. Olsun, bitecekti nasılsa, dert değildi.. Ama nasıl bitecekti, annanemin anlattığı doğum hikayeleri beynimde dönüp duruyordu, hele tarlada yaptığı doğum korkunçtu.. Annem daha iyi geliyordu bana, en azından ‘bugüne kadar içinde tutabilen olmuş mu ‘ lafı çok aklıma yatmıştı.. Rahatlatıcı olmasa da gerçeği gözüme sokmaya yetmişti, yani kaçınılmaz son..

Ama yine de enteresan birşeyler oluyor bir anda.
Birden dünyanın en cesur, en güçlü insanı olup çıkıyorsun.. 72 saat uyumamış olsanda, karnın acıdan ikiye ayrılacak gibi hissediyor olsanda emziriyor, kakalı bez değiştiriyor, hatta utanmadan bu bezin kokusunu içine çekiyorsun..   

Birden acayip bir şey haline dönüşüyorsun, ramazanda, savaş çıkmış gibi davula vuran ramazan davulcularının bile sesini duymazken, bir nefes değişikliğinde, minik bir öksürükte hazırola geçiyorsun..

Uyurken onu seyretmek hayatındaki en eğlenceli zamanlar oluveriyor. Sürekli ve dikkatlice seyrediyorsun, her kıvrımı hafızana kazıyana kadar..

Doyamıyor, içten içe hep korkuyorsun.. Yeniden dua etmeye başlıyor, Tanrının mucizelerine yeniden inanıyorsun..

Artık, vitamin haplarını aksatmıyor, doktor kontrollerine düzenli gidiyor, araba kullanırken mutlaka emniyet kemerini takıyor, ölmekten korkuyorsun..

Ölmekten olmasa da, ayrılmaktan,onsuz kalmaktan, yanlız bırakmaktan..

Daha daha sonra, dişi çıktı, aşısı geldi, emekledi, güldü, adım attı, yürüdü.. İnsan hayatının rutini olan şeyler, senin mucizen oluveriyor..

Aşıların anneye yapılıp, süt yoluyla bebeğe geçmesi konusunda ciddi ciddi teoriler üretiyor ve bunu bu zamana kadar düşünüp uygulayamayan bilim adamlarına küfrediyorsun..

Pantolon ütülemekten acizken, bebek kıyafetlerini sıkılmadan saatlerce ütüleyerek kendi çapında ufak rekorlara imza atıyorsun..

Dünyanın en mutlu, en güçlü ve en korkak bir şeyi olup çıkıyorsun..

Kalbin artık hep dışarda atıyor, o minik burunun minik kalbi ile aynı anda.. Aynı hızda..

23.10.2010

Ayşin




Mükemmel Anneler

01/18/2012 14:24:00, 12 Yorum

 Bugünlerde çok sık rastladım şu "mükemmel anneler"e, dayanamadım bir şeyler yazayım dedim. Şu anneler var ya hem kendileri hem bebekleri mükemmeldir hani. 

 Onların çocukları bütün çocuklardan daha zekidir mesela. Her şeyi yaşıtlarından önce yaparlar. 5 aylıkken çocuklarının ağızlarından çıkan abuk subuk seslere "Ayy ne kadar zeki anne dedi bak duydun mu?" derler. Geceyi gündüzü herkesin bebeğinden daha çabuk ayırt ederler. Yaşıtlarıyla anlaşmaya bütün bebeklerden daha önce başlarlar. Aslına bakarsanız bu kadar çok bebek bu kadar zeki olamaz. Olsa olsa geri kalan azınlığın zekası geri olur.
 Sonra onların bebekleri hep mutludur, hep güler. Her şeyi en doğru onların bebekleri yapar. Onun bebeği günde bir kere kaka yapıyorsa doğru olan odur. "Aaa seninki 3 günde bir mi yapıyor? Yok canım bizimki her gün yapıyor maşallah" derler. E buna da ancak sidik yarışı denir herhalde. Günde 10 saat uyuyorsa onların bebekleri, o zaman bütün bebekler 10 saat uyumalı, hepsi onun bebeğinin yattığı saatte yatmalı ki ideal bebek olsun.  Yoksa neymiş canım öyle 3 saatte bir uyanma. Cık cık cık, yazık valla, hala düzene girmemiş uykusu. 
 Bebekleri bir kenara bırakırsak, onlar da mükemmeldir aslında. Tüm ünlü İtalyan aşçılara taş çıkartırlar. Bebek bakımı hakkında zaten her şeyi bilirler, ona ne şüphe, ama yemek, diyet vb. konularda da en iyi onlardır. En iyi anne de onlardır. Onlar çocuklarını öyle bir sever ve her şeyi öyle doğru yaparlar ki, siz nesiniz canım onların yanında, anne parçası, annecik... 
 Ben bazen zannediyorum ki bunlar masaldan çıkmış yanlışlıkla dünyaya düşmüşler. Yoksa sonsuzluk çayırlarının, uzak diyarlarındaki şatolarda prensleri ve şahane, acayip zeki bebekleriyle yaşıyorlarmış. 
 Demem odur ki: Normal anneler, insan olan ve olduğunu bilen anneler, bu tip annelere kanmayın. Hiçbir insanın her şeyi bu kadar mükemmel olamaz. Herkes hata yapar; ama anneler MUTLAKA hata yapar. Sadece, kompleks mi desem, kendini gösterecek başka hiçbir şeyi yok bebeğinin kakasıyla şov yapmaya çalışıyor mu desem bilemiyorum. =) Bu anneler bebeklerinin hoş ve güzel yanlarını biraz abartıp anlatır, olumsuz yanlarını da saklar ki, siz de benim çocuğum niye böyle yapmıyor diye düşünün, o da kendini tatmin etsin. Bilin ki onun bebeğinin şimdilik sizinkinden pek bir farkı yok. Hatta ileride sizinki çok daha iyi olacak. Çünkü o, "mükemmel anneye" sahip, sizin bebeğinizse size.

işte yeşil

01/12/2012 20:23:00, 0 Yorum

Tiyatro macerası ve tilki

12/23/2011 22:05:00, 0 Yorum

Birkaç gündür hazırlık yaptım. Bir sürü çocuk oyunu olan tiyatroları araştırdım. Bu arada oğlumla da sürekli konuştum "Bak tiyatroya gideceğiz, orada çok eğleneceğiz." Neyse ki en sonunda Yunus Emre Kültür merkezindeki "Ağustos Böceği ile Karınca" adlı oyunda karar kıldım. Öyle ki tiyatroyu aradım. Oyun ve kostümler hakkında bilgi aldım. Hımım dedim bu oyun ona uygun.

Ama hiçte öyle olmadı!

Yakın bir arkadaşımız Elif teyze ve 5 yaşındaki oğlu Alper ile ailecek saat 12.30 da kültür merkezine gittik. Oyun saat birdeydi. İlk kez karşılaştığı için Alper abisiyle biraz zaman geçirdi. Saat bir oldu, herkes salona girdi. İlk başlarda müzik çaldılar, gayet güzeldi. Oyun başladı. Ağustos böceği olan abi çıktı önce, hımım gayet iyi gidiyor. Ardından bir arı bir kelebek geldi. Herkes kışa hazırlandığını söyledi.

O esnada yerde biri yatıyordu. İşte ne olduysa o zaman oldu! Ağustos böceği tilkiyi uyandırdı! Birdenbire büyük bir gümbürtü geldi. Veeee Anılcık çığlık çığlığa bağırdı.

"Sevmedim ben bunuuuuu!"

Herkes tatlı bir gülümsemeyle bize baktı.”olur böyle” gibisinden.

Babamız Anıl’ı sakinleştirmek için elinden geleni yaptıysa da kar etmedi. Baktım olacak gibi değil kaptığım gibi dışarı çıkarttım. Hava öyle soğuk ki! Dışarıda bir şey de yok!

Hemen içimdeki büyümeyen çocuk devreye girdi ve etrafıma oğlumun gözüyle baktım. Birde ne göreyim! Yağmur birikintileri! Suyun içine daldım başladım zıp zıp zıplamaya…

Anılın gözleri parıldamaya başladı.”Anneeee, şıp şıp yapalım.” Bir süre oynadık dışarıda. Minik oğlumun burnu kızarıncaya kadar… Daha sonra tiyatronun resim sergisini gezdik. Laf aramızda bu çocuk galiba ressam olacak. Resimlere nasıl baktığını size anlatamam. Gözleri ışıl ışıldı.

Biz hafta sonumuzu tiyatrodan nasibimizi alamadan, ama su birikintilerinden bolca keyif alarak yaşadık.

Ne yalan söyleyeyim ben ilk başlarda biraz buruktum. Hem günlerdir oğlumun ilk tiyatroya gideceğinden dolayı yaşadığım haz, hem eski günlerimdeki gibi ailecek tiyatroya gitmenin heyecanını anımsadığımdan, hem de içimdeki çocuğun çocuk oyununu seyredememesinden dolayı üzüldüm…

Demek ki henüz zamanı değil yavrucak öyle korkmuş ki akşam eve geldiğimizde hala tilkiyi sevmediğinden bahsediyordu. Önce uzun cümleler kurdum korkmaması gerektiğiyle ilgili.

Sonrasında…

Babamız ağustos böceği oldu.

Ben de yerde yatan tilki,

Anılcıkta kendini oynadı. Seyirci olarak… Gece yatağına yatarken artık tilkiyi sevdiğinden bahsetti “o” da insanmış.

Hele son cümlesi çok güzeldi. Tilki çok tatlıymış.”Neden oğlum?”

Çünkü ANNEYMİŞ…

Sevgilerimizle,

dip Sos:eskilerden bir yazımı paylşamka istedim.Tiyatro grubunun adı AKKaş bir daha uzuuuun zaman tiyatroya beraber gidemedik:( ama okula başlayınca bu korkuyu yendik...

ilk kez

10/04/2011 21:01:00, 0 Yorum

normalde de duyguları cok yogun yasarım..kafama birşeyi taktım mı, yapmadan rahat edemem.. bırsey almayı dusunursem anında alırım, alana kadar rahat etmem.. yenı aldıgım elbıseyı hiç üşenmem pazara bıle gıyerim ben..
 bir de mukemmellıyetcılıgım vardır..hata yok, eksik yok, "en ıyısını" yapmak vardır..."eş" oldugumda da; "çalışan" oldugumda da;" komşu" oldugumda, ""evlat" oldugumda da durum aynıdır.. tum bunlara "anne" lik eklendi, eklendi eklenmesine de..
bu sıfat benım tahmınımden daha cok etkıleyen, bir dönüm noktası adeta..ben 28  yıldır tanıdıgım beni tanıyamıyorum..yumusadım, hata yapma şansım arttı, eskisi gibi hırslarım işkolikliğim azaldı..adımdan önce Eliz'in annesi oldugumu daha sık hatırlatıyor beynim kendime... yeni beni zamanla daha iyi tanıyacağım ve yazacağım daha çok veri olacak elimde...

İŞE GİTMEK ZORUNDA OLAN ANNENDEN SANA MEKTUP

08/17/2011 13:24:00, 1 Yorum

FERYA NİLİM’E

 

Biricik kızım benim, senin fotoğrafına bakıyorum şu an. Bizim misin sen ya, bu kadar tatlı bir kızımız mı var bizim. Seni öyle çok seviyorum ki canım yavrum. Bana bakışın, elimi tutuşun, gülümsemen ve sinirlenmen öyle tatlı ki.

 

benim kollarımda seni görene kadar. Yine ilk doğduğun günlerdeki gibi huzurlu uyuyordun yanı başımda. Kokun geliyordu burnuma, o bebek kokun, tatlı kokun. Saçlarını öpmek, tombiş ellerini okşamak öyle güzel ki uyandığımda. Ama en zoru da ne biliyor musun. Seni öylece uyurken bırakıp, yanından kalkıp işe gitmek zorunda olmak.  Oldukça zorlu bir hamilelik sürecinin ardından bıraktılar senin minicik bedenini ellerime. Öyle masum, öyle tatlıydın ki. Göğsümün üzerinde uyumayı ne çok seviyordun. Orda huzurla uyuduğun her halinden belliydi. Birazcık büyüdün, birkaç ay geçti, yatağında uyuduğun zamanlar hiç o huzuru göremedim yüzünde. Ta ki uyandığımda

 

İlk günlerde daha da zor geldi evin kapısından sensiz çıkmak. Yolda, otobüste, yürürken, otururken senin yanımda olmaman çok garip geldi bana. Kendimi yapayalnız, ıssız hissettim. Hiç alışamadım sensiz sokağa çıkmaya. Öyle alışmışım ki sürekli yanımda seni görmeye, terledin mi, üşüyor musun diye kontrol etmeye. Gördüğüm kedileri, ilginç şeyleri sana göstermeye. Tabi mecburen bu duruma da alıştık, en azından sızı azalmasa da sızının varlığına alıştık. Ama eve döndüğümde o tatlı minicik sesinle “anne” demen, her seferinde içimi sızlatıyor, karmakarışık yapıyor beni,biliyorum, karnın acıkıyor yokluğumda, yediğin makarnalar mideni biraz olsun doyursa da, ruhunu kandırmaya yetmiyor. Annenin sıcacık tenini istiyorsun minik kızım benim. Sabahtan akşama kadar öyle özlüyorum ki seni. Biliyorum ki güvenilir ellerdesin ama saatlerin geçmesini sabırsızlıkla gözetliyorum, iple çekiyorum seni göreceğim saati. Rabbim bizi hiç ayırmasın anne kuşum. Baban, sen ve ben hep birlikte sağlıklı bir ömür geçirelim.

 

Eskiden rahatsızlandığımda, ya da bir hastalıkla ilgili konuşulduğunda önce kendimi düşünürdüm canım acır mı diye. Şimdi önce seni düşünüyorum kızım, bensiz kalmandan korkuyorum. Sana “anne” sevgimi, o içimdeki sonsuz, büyük sevgiyi yeterince veremeden gitmekten korkuyorum. Çünkü seni çok seviyorum ve hep yanında olmak istiyorum.

 

Babanı da çok seviyorum biliyor musun. Ve sen tıpkı ona benziyorsun. Seni karnımda taşırken hep ona benzemen için dua ettiğimi hatırlıyorum. Çünkü babanı da o kadar çok seviyordum ki doyamıyordum onun gözlerine bakmaya. Aynısından bir tane daha olursa daha çok sevebilirim diyordum. Ve sen geldin güzel kızım yaşamımıza. Şimdi tıpkı ona benziyorsun, ikinize de bakarken dünyanın en mutlu insanı oluyorum. Gözlerimle, bakışlarımla da seviyorum sizi. Zaten adın da, aslında bizim birbirimize olan aşkımızın simgesi:FERYA NİL

 

Derya ve Ferdi’nin aşklarını anlatıyorsun sen minik kızım varlığınla, isminle. Bu aşk sende anlam buldu ve daha da büyüdü, Nil nehri oldu, aktı sonsuzluğa doğru.

 

İyi ki varsın canım kızım, ben ve baban SENİ ÇOK SEVİYORUZ.

ANNE VE ÇOCUK ADINA YEPYENİ BİR BOYUT

06/30/2011 09:05:00, 0 Yorum

 

Her annenin kendini çok özel hissedeceği, zengin içeriği ile dopdolu, birbirinden değerli çok sayıda yazarın yeraldığı Boyut yayın grubuna ait ”anneboyutu” beta yayını ile bizlere ”MERHABA” dedi. Beta yayını ile portal açmak herkesin cesaret edebileceği birşey değil elbette, yürek ister. Bu harika portalın Genel Yayın Yönetmenliğini, yıllarını bu işe vermiş, birbirinden önemli başarılara imza atmış ve okurlarıyla gönül dostu olmuş sevgili  Mehtap Erel üstlendi. Mehtap Erel’i bilenler çok iyi bilir, eğer o inanmışsa ve taşın altına elini koymuşsa www.anneboyutu.com çok yakında herkes için çok özel bir yer olacaktır.

Böyle bir siteyle bizleri tanıştıran, bu yola gönül koyan Mehtap Erel ve ekibini kutluyorum.

İşte gerçek gerçek kadınlar, gerçek anneler, gerçek hayatların olduğu bu siteye üye olarak hayatınızda yepyeni bir boyuta sizde ”Merhaba” diyebilirsiniz.

OKUR BOYUTU

Anne Baba Eğitimi "Çocuğumla Bağ Kurmak" 4 Haziran'da

05/31/2011 08:38:00, 0 Yorum

Bu eğitimde çocuğunuzla sevgi dolu bir gönül bağı kurmanız, öfke nöbetleriyle başa çıkmanız, doğru iletişim kurup, işbirliği sağlayabilmeniz, çocuğunuzun sosyal yönünü güçlendirip özgüvenini geliştirmeniz için kullanabileceğiniz yöntemleri paylaşıyoruz.

Çocuğunuzla aranızdaki sevgi bağını güçlendirecek adımları atacak, onun duygularını etkin dinlemeyi öğrenecek, ilişkinizi kuvvetlendirecek iletişim dilini geliştirebileceksiniz. Korku, baskı ve ceza yerine sevgi üzerinden anne babalığa, özgüven, disiplin ve sınır koyma konularına değineceğiz.

 Mutlu, kendini değerli hisseden, paylaşmayı bilen, saygılı, duygularını ifade edebilen, kendi kendini kontrol etme becerisini kazanmış çocuklar yetiştirmek çok zor değil.  

Kendimizle Bağ Kurmak
Saygı Duyarak Bağ Kurmak
Duygularını Dinleyerek Bağ Kurmak
Sevgi Kabını Doldurmak
İlişkimizi Kuvvetlendiren İletişim
Davranışların Şifresini Çözmek
Kendi İhtiyaçlarımzı Karşılamak

Eğitmen: İlkiz Özcan SÖNMEZ
Academy for Coaching Parents International
Sertifikalı Ebeveyn ve Aile Koçu

İletişim: ilkizozcan@yahoo.com
Tel: 532 5922759

Yer:      Yoga Academy Kemerburgaz
Tarih:   4 Haziran 2011
Saat:    12:00 - 15:00
Ücret:  100TL
Rezervasyon yaptırmanızı rica ederiz.


 

<>
Kategoriler

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...