bebeğimiz ek gıdaya geçmeye hazır mı?
Bugünkü dersimizin konusu bu. Emre geçen hafta ek gıdaya başladı 5 aylıkken. İlk 6 ay sadece anne sütü diyor bütün kaynaklar. Ancak ek gıdaya tam anlamıyla geçmek zaten zaman aldığı için bir ay önceden alıştırma turlarına başlıyoruz.
Evdeki bütün kitaplarımı okudum ve aşağıdaki özeti çıkardım. İşte bebeğiniz 4,5,6 aylıksa işaretleri takip edin. Yine en çok bilgi Tracy Teyzedeydi. Ama diğer kaynaklarım da aynı noktalara işaret ediyorlardı.
Öncelikle 4 aylık bir bebeğin sindirim sistemi katı gıda için tam olarak hazır değilmiş. Ayrıca tam anlamıyla oturamadıkları için sindirim sıkıntıları olabilirmiş ve de alerjik risk daha yüksekmiş.
6 aylıktan önce katı gıdaya geçebilmek için bazı işaretler var. Bunlar da bebeğin gelişimiyle ilgili. Zaten doktorumuz bunu değerlendirip bizi öyle yönlendiriyor.
- Eğer bebeğimiz her zamankinden daha aç görünüyorsa; Diş ya da başka sıkıntısı yok ama öğün sayısını çoğaltmak istiyorsa bu onun sıvı gıdadan fazlasına ihtiyaç duyduğu anlamına geliyormuş. 4-6 aylık bir bebeğin günlük ortalama aldığı anne sütü miktarı
1000 cc civarındaymış. Eğer bebeğimiz dört aylıkken 7000-8000 gr arasında tartılıyorsa, her öğün tam kapasite iki memeyi de emiyorsa ve daha fazlasını istiyor gibi görünüyorsa katı gıdaya geçilebilirmiş.
- Yutkunabiliyor mu diliyle mi itiyor? Dille itme refleksi emme eyleminde kullanılıyor. Yutkunmaya başlamadan ek gıdaya geçemiyoruz tabiki. Bebeğimizin ağzına bir kaşık uzatıyoruz ve ne şekilde aldığına dikkat ediyoruz. Dille itme refleksi kaybolmadıysa
bebeğimizin küçük dili otomatik olarak kaşığı dışarı itecekmiş, eğer kaybolduysa kaşığın ucunu meme emiyor gibi emecekmiş.
- Yemek yerken size "bana niye vermiyorsunuz" der gibi mi bakıyor? Bu dönemde bebekler bizim nasıl yemek yediğimizi izlemeye başlarmış. Hatta çiğneme hareketini taklit edebilirlermiş. Tam bu noktada 1-2 çay kaşığı meyve ile şansımızı deneyebiliriz.
- Desteksiz oturabiliyor mu? Boyun ve sırt kaslarını iyi şekilde kontrol edebilen bebekler için de ek gıda zamanı gelmiş demektir.
- Bir şeylere uzanıp ağzına atmaya mı çalışıyor? Buna da evetse artık eline minik yiyecekler tutuşturabiliriz.
Unutmayalım 4-6 ay arası verdiğimiz katı gıdalar onu yeni hayatına hazırlamak ve yeni tatlarla tanıştırmak için. Karnını doyurmayı hedeflemiyoruz. Bir gün az bir gün çok yiyebilir. Biz büyükler gibi aynen. Bunlara hiç takılmıyoruz.
İlk kez tattığı bir meyvede önce yüzünü buruşturabilir. Çünkü hem tat hem doku yabancı. Ama sonraki kaşıklarda ve günlerde bu durum değişiyor.
dogumdan sonraki ilk 40 gun
İlk 40 gün hakikaten zormuş. Ben anneliğe alıştım, Mert yeni dünyaya. 3-4 gün sütüm gelmedi, ama findik kadar midesini dolduracak sütü yapmayı(!) başardım. Sonrasında gaz problemimiz başladı, erkek bebekler genelde daha gazlı olurmus dediler, gaz için ne işimize yarar diye araştırıp soruşturup masajından, ilacına herşeyi denedik. Hatta bir gece yarısı 2 saat ağlayınca hastaneye bile gittik, henüz bir haftalıktı, doktor evirdi çevirdi gazını çıkardı bir de ilaç yazdı, bizimki mışıl mışıl eve döndü. Ayşe Öner’in gaz masajından çok faydalandık diyebilirim, omuzda, dizde ve sevgili Ayşe’nin önerdiği çocuğu ikiye katlayarak gaz çıkarmadan da bayağı faydalandık. Ayrıca, Sling çok işime yaradı, özellikle gece gazını çıkarmak için kullandım. Gündüz gazında veya bebiş yat yat sıkıldığında veya benim kucakta taşımaktan kolum yorulduğunda veya uykusu gelip uyumadığında çook işime yaradı.Jİlk 40 gün hakikaten zormuş. Ben anneliğe alıştım, Mert yeni dünyaya. 3-4 gün sütüm gelmedi, ama findik kadar midesini dolduracak sütü yapmayı(!) başardım. Sonrasında gaz problemimiz başladı, erkek bebekler genelde daha gazlı olurmus dediler, gaz için ne işimize yarar diye araştırıp soruşturup masajından, ilacına herşeyi denedik. Hatta bir gece yarısı 2 saat ağlayınca hastaneye bile gittik, henüz bir haftalıktı, doktor evirdi çevirdi gazını çıkardı bir de ilaç yazdı, bizimki mışıl mışıl eve döndü
emziren annelerin sütü gezmekten dönsün :)
Sevgili Annelerim. İlk aylarda güzel güzel besleniyoruz sütümüz bol olsun diye. Sonra yoğunluktan, dalgınlıktan ufak ufak beslenmeyi arka plana atıyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki sütler hafiften gezmeye gitmiş. Bu yazıyla sütlerimizi gezmekten geri çağıracağız.
Moralleri yüksek tutacağız.
Doğumdan sonra süt yapabilmek için çok okudum, araştırdım. Bir diyetisyen arkadaşım var. Hamileliğimde de onunla görüşerek beslenmiştim. Okuduğum tüm yazılardan ve diyet programımdan naçizane bildiklerimi paylaşmak istiyorum.
İlk olarak vücudunun süt yapabilmesi için fazladan enerjiye ve sıvıya ihtiyacı var. Normal beslenmek ya da karın doyurmak bu işe yetmiyor. Vücut önce kendini idame ettirmeli ki süt üretebilsin.
Sütün miktarını bol sıvı alarak belirliyorsunuz. Bu da günde 2,5-3 litre sıvı demek. Hepsi su da olabilir. Bol çorba ve komposto da olabilir.
İkincisi sütün kalitesi ve yağlılığı. Bunu da yediklerimizin çeşitliliği ve besleyiciliği belirliyor. Yani her besin grubundan yeterli miktarda alınırsa süt yağlı ve besleyici oluyor. Bebeğe kilo aldıran da bu sütteki yağlar. Karnını doyuran da bu. Ön süt,
son süt diye detayını araştırabilirsiniz. Sütü sağdıktan sonra dolaba koyun. Bir gece geçirdikten sonra yağlar donup üstüne çıkıyor. İşte ordan anlayabilirsiniz. Hatta emzirdikten hemen sonra sağıyoruz ya miktarını beğenmiyoruz, 30 cc çıktı diyoruz. İşte o
30 cc aslında son süt ve çok yağlı.
Ben hamilelikte de aşağıdaki diyete uyduğum için ne kabızlık ne hemoroid olmadım. Önemli olan tekrar ediyorum her besin grubundan almak. Sevmediğiniz besinin muadilini bulup o maddeleri vücuda almak. Mesela kırmızı et sevmiyorsanız tavuk, balık yiyip o proteinleri almak lazım. Onları da yiyemiyorsanız kuru baklagiller, nohut, mercimek, mantar (ki mantarda en az et kadar protein var) yemek gerek.
Aşağıdaki listeye ilave olarak her gün 1 porsiyon sütlü tatlı yenebilir. Mesela pirinçunu süt ve kuru meyveyle hiç şekersiz muhallebi yapılabilir. Çok da lezzetli oluyor.
Ben de hergün düzenli harfiyen yemiyorum bu yazılanları. Ama akşam yatmadan önce kendime şunu soruyorum: Bugün 1 porsiyon et, 1 porsiyon sebze yedim mi? 3 porsiyon meyve yedim mi? 3 porsiyon süt ürünü yedim mi? Suyumu 3 lt içtim mi? hepsine hergün evet demiyorum
ama dikkat ediyorum. Bir gün çok makarna, hamur yediysem ertesi gün sıvıyı, salatayı arttırıyorum.
Liste yaklaşık 1.900 kalori. zaten bununla anca doyuyorsun ve de süt üretiyorsun.
Liste dışında süt arttırıcı bir sürü besin söyleniyor. Emzirme çayını kesin tavsiye ediyorum. Ben humana nınkini içiyorum. Bulgur pilavı, boza, ısırgan çayı vs. bi dünya efsane var. Ben direk bir etki görmedim. Dereotunu bol tüketiyorum. Boza, malt içeceklerinde ortak nokta fermente olmuş buğday, arpa. Maltana, feyrouz, milkway plus, promalt bildiğim markalar. Hiçbirini içmedim ama arttırdığını söyleyenler var. Doktorumuz milkway plus ı tavsiye etmişti. Milkway ve promalt e-bebek te var. Diyetisyenim de bol bol yeşil sebze önermişti.
İlla uğraşmalı yemekler diye düşünmeyin. Ispanak ayıklamak zor geliyosa alın pazıyı yıkayıp soğanla kavurun yiyin. Mantarları soğanla sote edip yiyin. Olmadı mantarları yıkayıp atın fırına hafif kaşar rendesi üstüne. Bunları bebeğiniz için yaptığınızı düşünün, ona mama hazırlamak yerine kendinize mama hazırlıyorsunuz.
En önemli tavsiyem de SAKİN OLUN, SÜTLER GEZMEKTELER GELECEKLER. Buna gerçekten inanın. Hatta aklınıza getirmeyin. Doğal işleyiş o kadar mükemmel ki, kendi kendimize ahengi yok ediyoruz.
Son notum da olur da herşeye rağmen gelemezse süt ya da artamazsa gene de üzülmeyin. Onda da bir hayır vardır. Mama düşman değil ve çok şükür alabilecek durumdayız.
En nihayetinde bütün bu yazıyı yazan anne, oğlunu 5 aydır emziren ama kendisi bir damla süt bile emmeden mamayla büyümüş son derece sağlıklı ve de akıllı bir insan :)
Öğünlerin saatlerine ve içeriklerine çok takılmayın. Birbirleriyle yer değiştirebilirler. Ana hatlara uymaya çalışın.
KAHVALTI: 7.30
1 kibrit kutusu peynir (ben bunu nerdeyse 3 kibrit kutusu yiyorum. kaşar, dil, beyaz, hepsinden yiyorum)
söğüş mevsim sebzeleri (domates, roka, dereotu vs)
1 ad. haşlanmış yumurta (her gün mutlaka bunu yemelisin, çok büyük protein kaynağı)
4 tane ceviz
5 zeytin
2 dilim ekmek (esmer ekmekler daha kaliteli ve besleyici)
ARA ÖĞÜN 10:30
1 porsiyon taze meyve
ÖĞLEN 13:00
1 kase çorba
8 yemek kaşığı sebze yemeği
1 dilim ekmek ya da 2 kaşık pilav-makarna
söğüş sebze ya da yeşillik - salata
1. İKİNDİ 15:30
1 porsiyon kuru meyve (4 kayısı ya da 3 hurma ya da bir avuç kuru üzüm)
2. İKİNDİ 17:30
1 kase yoğurt ve ya 1 kase sütlü tatlı ve ya 1 bardak ayran
1 porsiyon meyve (1 elma, 1 muz, ve ya 1 portakal)
AKŞAM 19:30
5 köfte kadar et ya da 8 yemek kaşığı kuru baklagil yemeği
bol bol yeşil salata içinde mutlaka 1 tatlı kş. yağ olacak.
1 kase çorba veya 1 dilim ekmek veya 2 yemek kaşığı pilav-makarna.
GECE: 21:30
1 porsiyon meyve
1 bardak süt ya da ayran
anne sütü işe başlarken
bebeğime annem bakmayacak olsa işe başlarken bir defa daha düşünürdüm kesin. ama bakıcı da hayatın sonu değil tabii.
bebeğime doyamasam da gelecekte de hiç doyamayacağımı bilerek,
işten uzak kalıp ileride işe dönmek için geç kalmamak için, e bir de ihtiyacım olduğu için, ya Allah dedim, başladım çalışmaya.
ama önce, ön hazırlık ve süt konusu önemliydi. işte tam da bunu paylaşmak istiyorum çünkü ben araştırırken şöyle madde madde yazılmış kurallar tecrübeler görememiştim, iyi bakmamış da olabilirim.
ben de bunları yakından uzaktan aldığım tavsiyeler ve okuduklarımla birleştirdim, topladım, uyguladım, biz başardık.
1. ilk üç ayında biberon ve emzik vermediğimiz oğlum, üçüncü ayda başlayan çalışmalara önce ayakdiredi. bu arada ekleyeyim, hala sadece anne sütü alıyor.
2. işe başlamama bir buçuk ay kala, yani üç aylıkken, önce annem bize daha sık gelmeye başladı. hem benim isteklerimi hem bebeğin davranışlarını tanıdı. göz teması sağladı ve şimdi kendisiyle eşitiz bebeğin davranışlarını anlamakta. ayrıca benim de sözümden
çıkmaz bu da işin ekstrası.
3. ilk hafta günde bir-iki saat annemle bebeği yalnız bıraktım. başta çok zor oldu çünkü her istediğinde beni ve memeyi bulan oğlum şaşırdı ne yapacağını bilemedi. önceleri sadece diğer odada oturup huzursuzlanınca gidip alıyordum, zamanla yürüyüşe çıkabilmeye
bile başladım.
4. her gün bebeğin en mutlu olduğu saatlerde ki bu bizde öğleden öncedir, annem bir öğünü biberonla verdi. bizimki aldı mı? hayır :) yalnız bu öğünün taze süt olmasına dikkat ettik hemen sağıp veriyordum ve ortadan kayboluyordum. beni görünce meme bekliyor
çünkü.
5. hamileliğimden beri aventin her türlü biberonunu suluğunu indirimlerden toplamış biri olarak bebek biberon almayınca bayağı üzüldüm önce. sonra da baktım beceremiyor, diliyle itiyor, sert geliyor dedim, kauçuk uçlu chicco biberon aldım. başta onu da itti.
6. gazlı bebek olduğu için başından beri kaşıkla damla şurup vs veriyorduk. genelde bir kaşığa anne sütü sağıp içine damlatıyordum. bilmeden kaşığa ve yutkunmaya alıştırmışız meğerse. bu iyi oldu, en azından biberon almazsa kaşıkla veririz dedik kendimizi
rahatlattık.
7. bu arada gece emmelerinin araları açıldığı için genelde geceleri olmak üzere süt sağıp dondurmaya da başladım. işe başladığımda sütüm azalırsa yumuşak geçişle mamaya geçebilelim diye.
8. biberonu asla kendim vermedim, hala da vermiyorum annem veriyor. etrafta başka kimse olmuyor.
9. kaşık için silikon uçlu kaşık tercih ettik.
10. biberona 15 günde alıştı. ilk günlerde çok süt döktük. çok üzüldük. emiyor gibi görünse de 10 cc içememiş olduğunu gördükçe bir de üstüne aç kalmasın diye yeni sağılmış memelerden emzirdikçe çok üzüldüm ama pes etmedim
11. ofiste üç defa süt sağacak şekilde ayarladım saatlerimi ilk başta, sık sık azar azar sağdım ki birden düzen bozulmasın.
12. şimdi günde iki defa sağıyorum.
13. sağdığım sütleri buzdolabına koyabiliyorum çok şükür buzdolabı var. ama buzluğu yok. sütleri kapaklı kaplara sağıp kapatıyorum. akşam da eve dönerken termos çanta ile getiriyorum. eve dönüşüm max bir saat sürüyor, sütler ısınmamış oluyor. poşete aktarıp
tarih atıp buzluğa koyuyorum. bu sütler en son kullanılmak üzere buzlukta sıraya giriyorlar. bu konuyu çok doktora hemşireye arkadaşa sordum. benim anladığım kurallara göre sağılan sütü ya buzluğa atacaksın veya buzdolabına koyup üç gün içinde tüketeceksin.
sıcaklık değişimine uğramaması gerekiyor. ama çalışırken bu pek mümkün olmuyor. mama da vermeyince depolamak daha uygun. umarım yanlış yapmamışızdır, hala tereddütlerim var :) ama kilomuzda vb problem de olmadı. süt yine yarıyor yani.
14. benim oğlan kauçuk uçlu biberonla alışmayı tercih etti ama şimdi bir ay oldu silikon uçlu biberonlardan da içebiliyor.
15. kaşıkla süt vermemiz hiç gerekmedi.
16. sadece pazartesileri beni arıyor, hafta sonu çok alışıyoruz birbirimize. bir de akşam eve geldiğimde beni görünce ağlıyor bazen. özlediğini görünce çok fena oluyorum.
genel gözlemlerimiz:
17. biberonla anne memesinin emilme şekli farklı. biberonu damağına yapıştırıp memeyi diliyle sağıyor. bu ikisini ayırabildiğinde başarıyor. bazı bebekler hiç almaz ama bunu da biliyorum.
18. dilinin üstüne doğru çalışmak lazım. biberon veya kaşıkla birşey verirken dili kıvrıksa dışarı atıyor. çünkü diline daha hakim değil. ağzına giren şeyi çeviremiyor ki yutsun. mama yiyen bebekler bu konuda daha başarılı oluyorlar.
19. biberonu annenin vermemesi lazım.
20. her yeniliğin güzel mutlu bir tecrübeye dönüştürülmesi lazım. huzursuz oluyorsa ısrar etmiyoruz. hemen kesiyoruz yaptığımızı. mesela pusetine koyunca korkuyordu ilk başta veya korkmak demeyelim direkt ağlıyordu ona da bir haftada alıştırdık her gün
yarım saat bir saat dolaştırarak. ama ağlayınca alarak. sonuçta kötü olarak etiketlememesi lazım.
21. her zamanki gibi etraftan gelen negatif yorumlara kulak tıkamak lazım. her telefonda her görüşmede biberon alıyor mu, işe nasıl başlayacaksın, çok zor olacak, bebek aç kalacak, annene de yazık, neee kaşıkla mı vereceksiniz hayatta olmaz... gibi pek çok
yorumu dinleseydik mamaya geçmiştik bile. gülüp geçtim valla. bebeğimi aç bırakmam dedim. gerekirse öğle tatilinde emzirip gelirim dedim. süt izni de kullanmıyorum çünkü. tam gün çalışıyorum.
bakalım ek gıdaya geçince neler olacak?
Süt attırmak için
Özgecon'umun süt mevzusunda yazdıklarını okuyunca bende konuya dahil olmak istedim.
İlla ilk 6 ay anne sütü diyorsanız ve sadece sütünüzü yağlandırıp , zayıflamak istiyorsanız tavsiyelerime kulak verebilirsiniz:) 59 kilo ile hamile kaldım 73 ile doğuma gittim. Kızım 2 aylıkken 53 kilo ile hayatıma devam ettim:)
* Humana still tea
* Isırgan otu ( Kendim demledim,tadı berbat ama harika süt yapıyor)
* Rezene otu (Kendim demledim, markaların çaylarını kendi açımdan çok şekerli bulduğum için kullanmadım..böylesi daha iyi)
* Ayva kompostosu
* Kayısı, dut, incir, sarı üzüm ,siyah üzüm ile yapılmış komposto ( emzirdiğim sürece hergün içtim,tanelerini yedim, şeker kesinlikle katmadım)
* Bulgur pilavı
*Sütlü bulgur çorbası
*Tavuk suyuna bulgur çorbası ( sütü resmen coşturuyor)
*İrmik helvası
* Tam buğday ekmeği ( beyaz ekmek kesinlikle kullanmadım)
*Her sabah kahfaltıda ;
1 adet çok pişmiş haşlama yumurta
Keçi peyniri
Dere otu
Roka
Tahin-Dut pekmezi karışımı
Keçi sütü veya kayısı suyu.
*soğan-kuru soğan
*boza ( ben hiç sevmedim ama süt yapıyor diye içtim..en fazla 2 gün dayanabildim.)
*günde 3 litre sıvı ( komposto&meyva suyu&bol su)
*hamur işlerinden, gereksiz kalori yüklemelerinden uzak durunuz.benden söylemesi. bebeğinize protein ağırlıklı beslenirseniz hem siz aşırı kilo almazsınız hem de bebeğinize yağlı bir süt verip kilo almasını sağlarsınız.
emzirdiğinizde karnınız çok acıkacaktır bunu bastırmak için kalorili yiyecekler yerine , su ,komposto, meyva...gece yarısı kalkıp komposto içtiğimi bilirim:)
memeden kesme zamanı..
emzirme: bir annenin macerası
İrem Arıkan Ekşi
İstanbul 2011
EMZİRMEK: BİR ANNENİN MACERASI
Anne sütünün besleyici ve koruyucu değeri üzerine pek çok şey duyuyoruz, okuyoruz. Sütümüzü arttırmak ya da kalitesini geliştirmek için çareler de arıyoruz. Sütümüz yetiyor mu, bebek doyuyor mu sorularını kimi zaman kafamıza biraz fazla takıyoruz. Oysa bir de kendimize, dünyaya harika varlıklar getiren bedenimize güvenmeyi deneyelim. Endişelerimiz kayboldukça, sorularımız cevap buldukça emzirmenin ayrıcalığını, keyfini daha da güzel tadabiliriz.
Bu yazıyla, emzirme hakkındaki sorularımıza cevapları tekrar ele almayı ve emzirmenin ne kadar keyifli bir hal olduğuna, ne özel bir paylaşımı geliştirdiğine ve eşsizliğine bir kez daha odaklanmayı öneriyorum. Bunu yaparken de iki oğlumla yaşadığım deneyimlerimden yola çıkıyorum.
Emzirmek - en ilkel haliyle emzirmek-!
İlk hamileliğim boyunca bebeğimin doğduktan sonra nasıl besleneceği hakkında hiç kafa yormamıştım. Sadece göğsümden süt geleceğini biliyordum bunun da ötesinde" ya süt gelmezse" aklıma bile gelmemişti. Bunu şöyle de anlatabilirim: Diyelim markete akşam
için biraz sebze, meyve vs almaya gideceğiz. Ya bunları marketten alamazsam diye bir endişeye kapılıyor muyuz? İşte benim anlatmak istediğim de böyle bir şey. Hatta sabırsızca bir heyecan içinde göğsümden süt denen şeyin fışkırmasını bekliyor ve daha 7. aydan
mememin ucuna hafif masajlarla ucundan çıkacak şeyi heyecanla gözlüyordum. (Göğüs ucunu fazlaca uyarmak oksitosin hormonunun salınımını arttırarak doğumunuzu erken başlatmakla sonuçlanabilir!!! Doğal indüksyon. 8. aydan itibaren bu denemelerde şeffaf sarımsı
bir şey geliyordu, hem de tatlı bir şey. Bunun kolostrum olduğunu da doğumla beraber öğrendim. Merakla hamile bedenimi araştırıyor, yeni kendimi keşfediyordum. İlkel ve doğal! Mememden süt çıkacak ve sonrası...İşte sonrası yoktu kafamda, ne bir beklenti, ne
bir öngörü.
İLK VE EN TEMEL İLKEMİZ: Emzirmek her zaman ilkel kalsın!
Doğum - ve ben ilk kez küçücük bir varlığın koruyucusu, bekçisi, yemeği ve herşeyi oldum.
İstanbul'daki pek çok hastane gibi bizim bulunduğumuz hastane de bebek dostuydu. Duvarlarında başarılı bir emzirme için 10vs adım yazılı belgelerin ve ilgili yenidoğan hemşirelerinin bulunduğu bir hastane. Hiç unutmuyorum doğumdan hemen sonra
hemşire mememin ucunu alıp bebeğimin ağzına götürmüştü. Bu bana hala garip gelen şeylerden biri. Demek öyle şaşkın bir görüntüsü oluyor insanın doğumdan sonra. Yol gösteren biri olmazsa anneyle bebek bilmez mi? Tahmin ediyorum ki bilirdik biz de. Bu doğal
bilinçle ilgili olarak Lennart
Richard isimli İsveçli bir doktorun 1994’te ilaçla ve ilaçsız doğumdan sonra bebeklerin emme davranışlarını karşılaştırdığı çalışmadan bahsetmek istiyorum. 72 anne bebek çifti ile yapılan bu çalışmada ilaçsız doğal bir doğumdan sonra bebeklerin annelerinin
karnı üzerine bırakıldıktan sonra tırmanarak memeyi kendi kendilerine bulduklarını bu çalışmanın videosunda gözlerim dolu dolu izledim.[1]
Ben de(kendimize bırakılmamış olsak da ) ilk kez yaşadığım emzirme anını her an tazelemek istiyorum. Ve bu anın anneliğimdeki en zor günlerde bana enerji verdiğini eklemek istiyorum. Minicik bir varlık, varlığı beni kendimden almış, parlak bir an, minik bir
insan beni kapmış, yapışmış, ıslak bir baş... Tarifsiz coşku ve haz! Şimdiye kadar haz hep cinsellikle bağdaştırıldığı için bu duyguya belki "ilk aşk" demek gerek; benzersiz ve rakipsiz bir aşk. Ve yeni hayatımın da ilk günü... Birdenbire aşık olmakla başlayan. Bebeğimden
başka hiç birşeyi fark edememek... O an etrafımdaki insanlardan pek çoğunu hatırlayamıyorum, yüzlerini, bakışlarını. Kısaca emzirme denen şeyin "aşkla" başladığını - ve devam edeceğini- vurgulamak istiyorum.
Dünyaca tanınan bir doktor ve cerrah; doğum uzmanlığı ile popüler olan Michel Odent bize emzirmenin bebeğin doğmasından itibaren artan oksitosin seviyesi ve
doğum boyu salgılanan oksitosin ve endorfinler eşliğinde geliştiğini söylüyor. Oksitosin doğum eylemi sırasındaki kasılmalar sırasında anne tarafından salgılanan bir hormon, sevgi hormonu olarak da bilinmesinin nedeni cinsellikle ya da arkadaşlarla yenen güzel
bir yemekle de salgılanması. Endorfinler cinsellikle salgılanarak partnerlerin belli bir dönem boyunca birbirlerine bağımlı hissetmelerini sağladığı gibi doğumda da anne ve bebek tarafından salgılanarak hem ağrıyı hissedişimizi azaltıyor hem de anne ve bebeğin
birbirlerine bağımlı hissetmelerini sağlıyor.[2]
Kendini korumaktan aciz bir insan yavrusu için bu tatlı bağımlılık ne kadar elzem!
Bu bilgiler bize hormonların sağlıklı akışının emzirme başarısını arttıracağını söylüyor. Bir başka deyişle oksitosin ve endorfinin doğal salgılandığı, müdahele edilmemiş, mümkün olduğunca doğal bir
doğum ve ardından gelen güzel bir emzirme.
Diyelim emzirme doğumla beraber başladı;nasıl devam edecek?
İlk süt; 40 gün;
Doğumu takip eden ilk bir saat içinde memeden ilk süt gelir. Bu doğal bir doğumu takiben hemen de gerçekleşebilir. Bunun miktarını ölçmek anlamlı mıdır? Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır. Çünkü sütümüz bebek emdikçe ciddi miktarda artar. İlk süt
şeffaf olabileceği gibi sarı ve sarımtrak turuncu tonlarını alabilir. İkinci bebeğimde ilk bir iki hafta içinde çıkan sütüm neredeyse turuncu ve turuncumsu koyu bir sarıydı. Renginin bebeğin ihtiyaç duyduğu yağ miktarı ile bağlantılı değiştiğini biliyoruz. İlk iki
üç gün memeden gelen süt miktarını bir süt pompası ile ölçersek endişelenebiliriz. Sağlıklı bir doğumdan sonra ilk bir kaç gün süt miktarını pompayla ölçmenin bu özel bir nedenle yapılmıyorsa (örneğin yenidoğan sarılığı nedeniyle hastanede kalarak fototerapi
almak zorunda kalan bir bebeğe süt sağmak gereği gibi) pek iç açıcı bir etkisi olmaz çünkü bazen ancak biberonun tabanını ıslatacak bir şeyler bile çıkabilir.
İlk haftalar emzirmenin oturması için önemli. Hem bebekle birbirimize alışmak, tanışmak ve yabancıların "babymoon" dediği balayı devresini yaşamak gerekir. Özellikle bu ilk dönemde dinlenmek, gerekmedikçe ev işi yapmamak, bol bol, “tekrar tekrar” dinlenmek, bebekle sarılıp uyumak süt miktarını arttırır. Hatta ilk zamanlar süt miktarı öyle fazla artar ki bu noktada sağmak "mutlaka" gereklidir. Sağılan sütleri sonradan atmak zorunda kalacak bile olsanız mutlaka sağın! Fazla süt göğüste kaldığı takdirde özellikle- ilk doğum için- göğüslerde ağrı, şişlik ve sızlama yapar. Bu şiş öyle bir hale gelebilir ki emzirmek istediğinizde bile ağrı nedeniyle daha zor ve acılı olabilir. İlk doğumdaki emzirmelerde göğüs ucu hassas olur ve çatlayıp kanayabilir. Bu durumda göğüs ucu kremi ile ( ya da bepanthene ile) nemlendirmek çatlaklar ve yaraların iyileşmesini kolaylaştırır. Banyoda da duş sırasında kullanılan duş jeli, sabun gibi maddeler bu çatlak ve yaraların ilerlemesine sebep olacağı için duşta sudan başka temizlik maddesi kullanmamak en iyisi. Sıcak duş da ayrıca fazla sütün kolayca aşağı inmesine yardım ederek fazla sütün sağılmasına yardımcı bir etkide bulunur. Takip eden doğumlardan sonra göğüs uçları travma yaşamıyor ya da çok daha az yaşıyor. İkinci doğumda benim doktorum göğüs ucunda yara ya da çatlak olursa lahana yaprağını buzdolabında soğutup göğüs ucuma uygulamamı önermişti. Yine de ikinci bebeğimde göğüslerime hiçbir şey olmadı, fazlaca büyümeleri dışında, ve bu nedenle müdahale etmeme gerek de yoktu ancak birinin işine yarayabilir diye yazmak istiyorum.
Bu noktada süt sızdıran göğüs ucuna değinmeden geçmeyelim. İlk aylarda hatta ilk yıl göğüs ucundan devamlı süt sızabilir. Özellikle süt indiğinde; ve bir göğüsten emzirince diğerinden; ya da bebeğimiz ağladığında; hatta gece uyurken. Üst baş, yatak çarşaf yağlı sütümüzle leke olur ki bu her zaman hoş bir görüntü olmaz. Buna rağmen bu sızmayı göğüs pedleriyle durdurmak bana göre iyi bir fikir değil çünkü biriken suda nasıl bakteri ürüyorsa, bu pedin içi ve etrafı da havalanmadığı ve sütle dolduğu için bakteri oluşumuna açık hale gelir. Yapılabiliyorsa mümkün olduğunca pamuklu çamaşır ve tişörtlerle emzirme dönemini geçirmek ve giysiler ıslandıkça yenileriyle değiştirmek daha sağlıklı olur. Eğer göğüs ucunda yara ve çatlaklar, morarmalar varsa gün içinde mümkün olduğu zamanlarda üst kısmımıza bir şey giymeden krem sürerek ve havalandırarak göğüslerimizin iyileşmesine yardımcı olabiliriz. Tabii hava şartlarının izin verdiği ölçüde.
Sütümüz ilk haftalarda bebeğin emebileceğinden kat kat fazla gelir. Bunu sağarak sızlamayı azaltmanın dışında sütümüzü süt alamayan başka bebeklere de vermek çok iyi olurdu. Her zaman bunu yapabilmeyi istedim yine de sormaya cesaret edemedim çünkü kültürümüzde süt vermek mahrem ve kutsal sayıldığından ve süt kardeşliği diye bir şey bulunduğundan annelerin anne sütü konusunda hassas olabilir. Yine de bu çok değerli, ve her şeyin organiğini aradığımız şu günlerde yüzde yüz organik besinin gerektiğinde paylaşılması gerektiğine inanıyorum.
Çok fazla miktarda gelen süt birkaç ay içinde çocuğun emebileceği kadarıyla dengeye gelir, göğüsler biraz daha iner, ağrısı, çatlağı, yarası iyileşir. Miktarı da öncesine göre biraz azalabilir, denge gereği. Yine de anne her zaman bebeğin emebileceğinden daha fazlasını üretme potansiyelindedir.
Emzirmedeki bu geçiş döneminde iyi bir başlangıcın oturtulmasında doğumdan sonra geçirilen 40 gün önem taşır. Bizde 40ını almak, 40ı çıkarmak diye tabir edilen bu gelenek çok değerli. Yabancılar da bizde ve diğer doğu kültürlerinde bilinen bu dönemi hayranlıkla öğreniyorlar(örneğin Gurmukh’un “Cömert, Güzel ve Mutlu”,Dharma Yayınevi,2003 kitabı içinde bu 40 günün önemine yer verilmiş.). Bu dönemde annenin bebeği dışında hiç bir şeyle ilgilenmemesini sağlamak yaşam boyu güzel bir büyümenin ve birlikteliğin ilk adımıdır. Sadece 6 haftalık belirli bir zaman ve ne kadar çabuk geçiyor. Bunu düşünerek annenin enerjisini bebeğiyle tanışmaya ve onunla yaşadığı bu özel dönemin keyfini çıkarmaya saklaması en iyisi olur. Bu kısacık süre içinde bebek ve annenin bolca ten teması bebeğin sevme kapasitesinde, bağışıklık sisteminde ve huzurunda artış demektir. Annesiyle yan yana bol vakit geçiren, her istediğinde emzirilen bebekler daha sakin ve keyifli olur. Onlar annelerinden her zaman karşılık buldukları için çevrelerine de daha kolay güvenir ve kendileriyle de daha barışık büyürler. Şu kadar kısa bir dönem, arkasındaki zamana bağlanarak ilerleyen yılları da olumlu etkileyecektir. Bunları iki oğlumla geçirdiğim 40 günü ve sonrasını düşünerek yazıyorum.
İlk oğlumun doğumu ve 40ımız, ilk aşk, derinden etkiledi beni. Her emzirmede öyle bir bağ oluşuyordu ki onu 1 metreden daha uzakta bırakamaz olmuştum. İlk 8 hafta dışarı çıkmak söz konusu bile değildi benim için, kaldı ki böyle bir şeyi düşünemiyordum bile. Ondan bir saniye bile ayrı kalmak içimi burkuyordu. İlk 40 gün hormonların en etkili olduğu dönem diye düşünüyorum çünkü yarı sarhoş gibi bebeğime bakmaktan önümü göremiyordum. Hele emzirmelerle gelen o tatlı yorgunluk, uyku hali ve yan yana uyuyakalmak, tekrar uyanıp memeyi araması. Bu dönemde bebeğim uyanık olduğu zamanlarda onu kucağıma alıp dans ediyordum, kulağına şarkılar söyleyip kahkahalar atıyordum. Şimdiki bebeğimde de bana aynı şeyler olunca artık ben buna “hormon banyosu” ndayım diyorum. Bu terim daha önce kullanılmış mı bilemiyorum ancak bu aşk sarhoşluğunun da memeli canlılara özgü sebebi bu hormon banyosu olsa gerek. Bu yoğun beden kimyası içinde gündelik işler adeta bir yük halini alıyordu. Yemeklerin hazırlanması, evin temizliği, işim, vs… Ev için bana yardımcı birinin ara ara da olsa gelmesini çok isterdim doğrusu. Bir taraftan da evime başka birinin, yabancı birinin girmesi fikri içinde bulunduğum özel duygu hali nedeniyle iyi gelmedi. Böylece eşimin de anlayışı ile bu dönemi en pratik yemekler ve en asgari ev toplama ile geçirdik. İlk bebeğim bir yaz bebeği olduğu için yemek işi de kolay oldu, meme ucu hasarı da kolay atlatıldı.
Değişken süt miktarı ve artması
İlk iki aydan sonra süt miktarının bebeğin emebileceği miktarla dengeleneceği önceki paragraflarda da ifade edilmişti. Yine de çok planlı bir şekilde sağma gücünü kendimizde bulursak ve bolca dinlenecek imkanımız, yeterli bir beslenmemiz varsa süt miktarı hala bebeğin ihtiyacından çok daha fazla gelmeye devam eder. Bu koşulların hepsini birden sürekli sağlamak pek kolay olmasa da emzirmeyi ciddiye alıyorsak bunlar için emek verebiliriz diye düşünüyorum.
Yaşamımızda değişiklikler oluyor. İşe başlamamız gerekebiliyor. Ya da o döneme özgü başka değişimler, kayıplar, kazançlar. Tüm bunlarla beraber bizim de duygularımız değişiyor. Duygular değiştikçe vücut kimyamız ve buna bağlı süt rezervlerimiz de farklılaşıyor. Yaşamın akışı doğal ve yaşam tüm hızıyla çağlıyorken bizim sütümüz de değişkenlik gösterebilir. Her zaman çağlayabilir de. Bunun için seçimimizi bilinçli yapabiliriz.
İlk altı ay sadece anne sütü ve hatta ilk bir yıl mümkün olduğunca anne sütü ile beslenmenin önemi günümüzde daha çok vurgulanıyor. İlk altı ay mümkün olduğunca anne sütü ile bebeğimizi beslemek en iyisi. Ekonomik ve kolay olmasının yanı sıra bebeklerde anne karnındayken gelişen hastalıklara karşı korunma mekanizmalarını sürdürmede ilk geçerli madde anne sütü. Çalışmak zorundaysak da yine anne sütünü verebilmek için emek verelim ve emeğimizin ne kadar değerli olduğunu aklımızda tutalım. İlk doğumdan sonra bebeğim 2,5 aylık olduğunda işime geri dönmem gerekmişti. Dönem başlamıştı ve benim ara veremeyeceğim bir dönemdi bu. Bebeğimden ayrılık acısı bir yana sütümün miktarını belli bir düzeyde tutmaya da zorunluydum. Yoğun bir ders temposu içinde çalışmaya rağmen her üç saatte bir en azından 15 dakika sağarak bunu oğluma sağlayabildim. Aklımda her zaman öncelik onun sağlığı ve beslenmesi olduğu için kalbime oğlumun özleminden başka sıkıntı girmesine izin vermedim. Kalbim her an, ona baktığım için gülümseyen bir varlığın yaşamakta olduğunu bilmenin heyecanı ve umudu ile çarpıyordu. Bu nedenle strese bağlı nedenlerle sütümün azalmaması için etrafımdaki herkese, özellikle de işyerimde sevgili bölüm başkanımıza ilk altı ay anne sütü verebilmenin benim ve bebeğim için gerekli olduğunu ifade ettim ve gerekli düzenlemeleri yapmada hep destek verdi. Şanslıydım ki beni seven ve kişisel yaşama saygılı, şefkatli insanlarla beraber çalışma şansına sahiptim.
Tüm bunlara rağmen çalışırken stresim, evde bebeğimin yanında olamamak, onu her an özlemek, katlanması her şeyden zor bu özleme gülümseyerek dayanmak, eve vaktinde yetişebilmek, ve günün yorgunluğu ile yine de akşam yeterli ve kaliteli bir süt verebilmekti. Koşturmacalı, maaşımın önemli kısmını evdeki yardımcımıza ve taksi parasına harcadığım, bol maceralı, eşsiz özlemlerle dolu, tüm zorluklarına rağmen harika bir dönemdi. O anda işime, mesleğime ara verebileceğim bir dönem değildi. Bazı şeyleri yeni yeni kavramaya başladığım, işimde kendimi geliştirebilmek için kilit bir dönem olduğu için o an yapmak zorunda olduğum seçim buydu.
Bu kadar koşturmaca içinde bir de pompayla çıkarılan mililitreleri hesaplamanın kendisi sütüm için tehdit oluşturdu. Pompa ile sağıyorken çıkan miktarı ölçmeye kalkmak kaçınılmaz gibi görünse de bundan uzak durmak da mümkün ve gerekli. O gün ne kadar çıkarsa çıkar. Bunun pek çoğumuz için zor olduğunu biliyorum. Ya doymazsa, günde en az 500 ml olmalı hesapları zihnimizi karıştırıyor. Bu nedenlerle mümkün olduğunca biberonun üzerindeki rakamlara bakmayalım ve hatta hatta biberonun üzerine güzel şeyler yazdığımız renkli kağıtlar yapıştırmak eğlenceli olurdu. Ben buna benzer bir şeyi eskiden beri hoşlanmadığım plastik su damacanaları hakkında çıkan haberler yayılınca evdekinin üzerine kağıtla kaplamıştım. Şimdi tamamen attık ya…
Burada sütümüzü arttırdığı söylenen besinlerle ilgili gözlemlerimi de aktaracağım. En son olarak da sütümüzün geldiğini ve bebeğimize yettiğini nasıl anlayabiliriz konusunda kendi izlenimlerime yer vereceğim.
Kendi tecrübeme göre sütümü arttıran en iyi şey dinlenmek ve daha sonra da sakin, huzurlu yaşamak. Sadece en gerekli şeyleri yaparak yaşamak bir başka deyişle. Böyle bir tempoda özel şeyler yemesem de iki litre su içmesem de sütümün fazlasıyla geldiğini görüyorum. Bununla beraber an oluyor ki biraz fazlaca koşturmak ya da bir şeyleri yetiştirmek zorunda kalabiliyoruz. Böyle zamanlarda, aynı hamilelikteki gibi dikkatli beslenmemize biraz daha destek vermek önemli. Bazı gıdalar sütümüzün miktarını ve kalitesini arttırıyor. Öncelikle balık çok güzel süt yapıyor. Akşam yemeğinde örneğin palamut, levrek, somon, sardalye, çupra, istavrit, çinekop gibi balıklardan bir öğün yedikten sonra bir de gece 2-3 saat kesintisiz uykuyla beraber bol miktarda iyi kalite süt oluşur. Sütün kalitesini değerlendirme kriterim çoğunlukla sarımtrak sulu anne sütü kakasında bulunan taneciklerin (yabancı kaynaklarda bu kakanın niteliği “seedy” terimiyle anlatılıyor ) de kaka miktarıyla beraber artışı ve kakanın krema gibi daha kıvamlı olması. Balık gibi yeşil mercimek de süt miktarını arttırıyor. Erişteli mercimek çorbası, sulu bir yeşil mercimek yemeği süt için faydalı yemeklerden. Balık alıp yapacak zaman yoksa ve acil yardım gerekirse seyrek yenmesi koşuluyla konserve ton balığı da bir seçenek. Bunun yanı sıra tahin de sütün miktarına çok fazla etkide bulunmasa bile kalitesini arttıran yiyeceklerden. Tatlılar da sütün artmasına faydalı, sütlü tatlılar bu konuda rakipsiz. Bunun nedeni artan kalori ihtiyacını kolayca desteklemeleri olsa gerek çünkü temelde tatlıya dayalı bir beslenme düzeni süt miktarına hiçbir etkide bulunmuyor. Taze alınıp az pişirilerek yenen ıspanak ve yeşil fasulye de sütü iyi arttırıyor. Benzer şekilde roka, yeşil salata gibi yeşillik türleri(maydanoz dışında), yemek yanında az da olsa salata yemek de sütü arttıran besinlerden. Bunlara ek olarak gün içinde büyük kupalarla sebze çorbaları içmek de süt miktarını arttırmada birebir çünkü hem besliyor hem sıcak olduğu için sütü kolay indiriyor hem de sıvı ihtiyacını destekliyor. Seviyorsanız ılık bir bardak süt de kaliteyi arttıran besinlerden. Bu besinler dışında çaylar da etkili. Örneğin ısırgan otu çayı içine biraz limon sıkarak içildiğinde hem gribe karşı koruyor hem de çok güzel süt getiriyor. Çemen otu (fenugreek) de sütü arttırdığı bilinen aromatik bitkilerden.[3] Tazeyken tadı ıspanağa benzeyen bu bitkinin tadı kurutulunca fıstığa benzer bir aromaya dönüşüyor. Ülkemizde aktarlar yoluyla da getirtilebilir. Humana’nın “still tea” diye satılan süt çayında da çemen otu ve malt özü olduğundan sütü arttırma özelliği kuvvetli. Bunun gibi anne sütünü arttırmaya yönelik malt içecekleri de mevcut. Kendi fikrim anne sütünü arttırmak için sakin olmak ve sade yaşamak dışında ekstra bir şey yapmamak gerektiği. Anne sütüne yönelik bu tür ürünlerin bizler üzerinde olumlu olmayan bir psikolojik etkisi olduğunu da gözlemliyorum. İşe yararken bir yandan sütümüz bunları içmeye bağlıymış gibi bir hisse kapılmamıza sebep oluyor. İlk bebeğimde emzirirken işe de gitmek zorunda olduğum için ister istemez bir koşturmaca içindeydim ve humana başta olmak üzere böyle arayışlara girdim, her hafta mutlaka bir adet humana alıyor, eczanede yoksa telaşa kapılıyordum. Şimdi hiçbir anne sütünü arttırıcı ürün kullanmıyorum ve kendime güvenim öncelikle bu nedenle daha iyi. Belki burada Afrika’daki aç kadınları hatırlamak yardımcı olur. Onlar bebeklerine yetecek sütü yapıyorsa bizlerde de bu ihtiyaç karşılanabiliyor olmalı.
Sütümüzün yeterli olduğuna dair işaretler neler olabilir. İlk bir iki ay eğer yukarıdaki koşulları sağlayabildiysek- tekrar etmek gerekirse: dinlenme, sade yaşam, bebeğe odaklanmak, iyi beslenme- sütümüzün fazla fazla geldiğini görüyoruz. Sonrasında; gün içinde veya geceleri memeden sızıyorsa, sütümüz yeterli demektir. Emzirirken ya da bunun dışındaki zamanlarda, bebeğimiz ağladığında memede hafif bir karıncalanma, sızı gibi bir hisle beraber göğüs ucuna doğru yayılıyorsa sütümüz yeterli demektir. Emzirirken sütün karıncalanma ile beraber ya da böyle bir his olmadan indiğini bebek emerken ağzının ve dilinin kenarında süt olduğunu görürsek de emin oluruz. Aynı şekilde memeyi çektiğimizde süt damlıyor ya da duş başlığından çıkan su gibi bir iki yerden fışkırıyorsa yine sütümüz yeterlidir. Hatta zaman zaman süt öyle hızlı bir debiyle iner ki bebek yutarken zorlanarak memeyi ağzından çıkarır, bazen boğazına kaçar gibi olsa da bebek bunu bertaraf edecek öksürme refleksine sahiptir. Süt çok gelir bebeğimin boğazına kaçar, aman bir şey olur, nefes alamaz korkusuna gerek yok! Bebeğimiz neşeliyse, hareketliyse, gün içinde bezini iyice ıslatıyorsa, çişi açık renk ise besleniyor demektir. Bazı günler kaka yapmasa bile çişi açık renk olup günde 6-7 defa dolu bez görüyorsak bu beslendiğini gösterir. Bebeğin beslenebildiğini ayrıca büyüme eğrisinde normal aralıklarda olmasından anlarız. Bir ay belki boyu biraz ileridedir. Bir başka gelişim evresinde kilosu öne çıkar ve bunlar her evrede farklılık gösterebilir. Bazen emzirmenin ilk beş dakikası hatta daha uzun süre sütün gelmesi gecikebilir ki bu da bebeği özellikle ilk üç aylık geçiş aşamasında sinirlendirebilir ya da uzaklaştırır. Bunu da bol bol beraber, yan yana ten tene zaman geçirerek giderebileceğimiz gibi- bu bebeğin memede süt gelmese bile daha uzun kalmasını kolaylaştırır-; süt çekme pompasıyla önceden biraz göğüs uçlarını uyararak da yapabiliriz. İlk dakikalarda bebek hızlı hızlı emerek göğüs ucunu uyarır ve süt gelmeye başlar. Doyurucu süt geldikçe emme hızı düşer ve bebek iyice yavaş yavaş emerek kendini doyurur. Bebekler emmekten keyif aldıkları için memede vakit geçirmeyi sever. Bu da süt üretimini uyarır ve bebeğimiz emerken sütümüz pompayla çekebileceğimizden her zaman daha çok gelir.
Sütümüzün iyi beslemesiyle ilgili olarak bir diğer konu da memedeki tüm sütün bebeğe verilerek memenin tamamen boşaltılması gereği. Bu hem daha çok sütün üretilmesini sağlamak hem de bir memede arkadan gelen yağ oranı yüksek sütün bebeğe verilebilmesi demek. İlk aylarda çok fazla biriken sütten dolayı bebek memenin tamamını bitiremeyebilir, bununla beraber memeyi boşaltmak süt üretimini sürdürmek için annenin yapması gereken bir iş. Bu ikilem karşısında kendim ilk iki ay bazı dönemler bir gün sadece bir memeyi verip geceye doğru diğer memeye geçiyordum. Böylece en azından bir göğüs büyük ölçüde boşalıyor bu sırada diğeri de iyice doluyordu. Bir diğer konu da beslenme saatleri. “Doğal emzirme” terimini kullanmak istiyorum. Doğal emzirme bebek istedikçe istediği kadar süt vermek demek. Burada da bebeğin doğal ihtiyaç akışı içinde, sakin ve sade bir günün temposunda bebeğin ihtiyaçlarına, işaret diline odaklanmak ve ona göre emzirme rutini oluşturmak demek. Böylece süt miktarına ve bebeğin huzuruna yönelik telaşlar en aza inecektir. Bu tür doğal bir düzen özellikle bebeğin ağızdan beslenme düzenine adapte olmaya başladığı ilk üç ay için faydalı olabilir. İlk üç ay boyunca bebeğimizin hem midesi küçük, hem de sindirim sistemi olgunlaşmamış olduğundan emdiği sütler karnında ve bağırsaklarında gaza yol açar. Bunu azaltmanın bir yolu da azar azar ve sıkça emzirmektir ki bu yöntem bazen tek çare olur. Ağızdan beslenmeye geçişte yaşanan gaz huzursuzluğu anne babalar için çok enerjiye mal olabilir. Bebek ağlarken yeni anne üzülebilir, hatta onun acısını gideremediği için yetersizlik duygusuna kapılabilir. Ancak bu döneme doğal bir gelişim evresi olarak bakmak annenin enerjisini yüksek tutması bakımından önemlidir. Bol bol kucakta ten teması ile bebeği dikey konumda ya ana kucağında taşımak ya da ona sarılarak ayakta durmak, ona her zaman güleryüzle bakmak, konuşmak, hafif tonla şarkılar söylemek bebeğe güven verecek, bu sırada sırtına ellerimizle yumuşak masajlar ve hafif pışpışlar yapmak gazın dolaşarak çıkmasına yardımcı olacaktır. Aynı şekilde beslenmelerden yaklaşık 40 dk, 1 saat sonra bebeği sırtüstü yatırıp bacaklarını hafifçe dizlerden bükerek dizlerini karına doğru hareket ettirmek de bağırsaklarını rahatlatır. Bunu yaparken zaten sıkıntısı olan bir bebeğe bolca konuşarak, gülümseyerek ne yaptığımızı anlatmayı da unutmayalım. Burada zorlamak zararlı olur, ya da bebek istemiyorsa bırakmalıdır. Bebeğin hareket kapasitesi de sınırlı olduğundan bebeğimiz sindirim sisteminin doğal tepkisini dışarı atmakta güçlük çeker. Ne zaman ki kaslarını biraz daha fazla kontrol edebilir, hafifçe dönme denemelerine başlar, üç üç buçuk ay gibi kendi kendine rahatça gazını çıkarabilir.
Emzirme kendimizden güzel şeyler vermek, sevgimizi bebeğimize içirmektir:
Emzirme doğal, fizyolojik bir olay, öyle ise neden bu kadar çok şey yazıyoruz? Öncelikle bunun doğallığını ve ilkelliğini tekrar tekrar hatırlatmak ve vurgulamak için. Ayrıca her annenin başka deneyimleri okumak ve sorularıyla ilgili araştırmaları karıştırmaktan çok hoşlandığını, ötesinde böyle şifa bulduğunu kendimden de gözlemliyorum.
Eğer emzirmek istemiyorsak bu da bir seçimdir ve anne sütüne alternatif olabilecek pek çok imkanımız da var günümüzde. Bana göre kişi emzirmek konusunda her ne yaşamış olursa olsun ne övünmeli ne de kendini yargılamalı ve anneliğini emzirme üzerinden değerlendirmeye kalkmamalıdır.
Emzirme bebek ve anne arasında kuvvetli bir bağ oluşturur. Bir besin maddesi aktarmakla kalmayıp kendi gücümüzden, sevgimizden de bebeğe aktarırız. Emzirmeyi hem bilinçaltında hem de bilinç düzeyinde isteyen her anne bebeğini emzirebilir. Bunun için ne özel gıdalar, ne litrelerce su gerekmez. Ne de göğsümüzün büyüklüğü fark etmez. Bebeği emzirirken büyüklerimizin sütümüzün yetip yetmediğine dair endişeleriyle karşılaşabiliriz ki bunların bize hiçbir faydası yok. Ne var ki büyüklerimiz de bu konuda hassasiyet yaşamış olabilir. Bu noktada başka kimselerin duygu ve endişelerini kendimizinkilerle karıştırmamaya özen gösterip kendimize ait iyi düşüncelere, olumlu amaçlara odaklanalım. Emzirmenin başarıyla devam etmesi için anneyle bebek arasına mümkün olduğunca hiçbir kimsenin ya da olumsuz düşüncenin girmemesi gerekir. Hamilelikte bedenimizi saf ve güzel gıdalarla temiz tutmayı öğrendiğimiz gibi zihnimizi de temiz tutmayı başarmalıyız. Bunun için çok çalışmak gerekse de zihnimizin de bedenimiz kadar temiz ve iyi beslenmiş, olumlu düşüncelerle dolu olması anneliğimizin her aşaması için zaten gerekli. Öyle ise buna emzirme ile başlayabiliriz.
KAYNAKLAR:
Bu yazı 2007 yılından bugüne, 2,5 yaşına kadar emzirdiğim büyük oğlum ve 4,5 aylık küçük oğlumla geçirdiğim hamilelik ve emzirme dönemlerimdeki gözlemlerime öncelik vermektedir.
Dr. Sarah J.Buckley ECSTATIC BIRTH: Hormonal Blueprint of Birth, www.sarahjbuckley.com
Janet Balaskas ile Aktif Doğum Kursu(düzenleyen: Dr. Hakan Çoker), 28-29-30 Mayıs2010, Marmaris
Frances Case 1001 FOODS YOU MUST TRY BEFORE YOU DIE 2008, London
[1] Janet Balaskas ile Aktif Doğum Kursu(düzenleyen: Dr. Hakan Çoker), 28-29-30 Mayıs2010, Marmaris
[2] . Sarah J.Buckley ECSTATIC BIRTH: Hormonal Blueprint of Birth, www.sarahjbuckley.com
EMZİRMEK: BİR ANNENİN MACERASI (8 word sayfası uzunlugunda)
İrem Arıkan Ekşi
İstanbul 2011
BİR ANNENİN MACERASI EMZİRMEK:
Anne sütünün besleyici ve koruyucu değeri üzerine pek çok şey duyuyoruz, okuyoruz. Sütümüzü arttırmak ya da kalitesini geliştirmek için çareler de arıyoruz. Sütümüz yetiyor mu, bebek doyuyor mu sorularını kimi zaman kafamıza biraz fazla takıyoruz. Oysa bir de kendimize, dünyaya harika varlıklar getiren bedenimize güvenmeyi deneyelim. Endişelerimiz kayboldukça, sorularımız cevap buldukça emzirmenin ayrıcalığını, keyfini daha da güzel tadabiliriz.
Bu yazıyla, emzirme hakkındaki sorularımıza cevapları tekrar ele almayı ve emzirmenin ne kadar keyifli bir hal olduğuna, ne özel bir paylaşımı geliştirdiğine ve eşsizliğine bir kez daha odaklanmayı öneriyorum. Bunu yaparken de iki oğlumla yaşadığım deneyimlerimden yola çıkıyorum.
Emzirmek - en ilkel haliyle emzirmek-!
İlk hamileliğim boyunca bebeğimin doğduktan sonra nasıl besleneceği hakkında hiç kafa yormamıştım. Sadece göğsümden süt geleceğini biliyordum bunun da ötesinde" ya süt gelmezse" aklıma bile gelmemişti. Bunu şöyle de anlatabilirim: Diyelim markete akşam
için biraz sebze, meyve vs almaya gideceğiz. Ya bunları marketten alamazsam diye bir endişeye kapılıyor muyuz? İşte benim anlatmak istediğim de böyle bir şey. Hatta sabırsızca bir heyecan içinde göğsümden süt denen şeyin fışkırmasını bekliyor ve daha 7. aydan
mememin ucuna hafif masajlarla ucundan çıkacak şeyi heyecanla gözlüyordum. (Göğüs ucunu fazlaca uyarmak oksitosin hormonunun salınımını arttırarak doğumunuzu erken başlatmakla sonuçlanabilir!!! Doğal indüksyon. 8. aydan itibaren bu denemelerde şeffaf sarımsı
bir şey geliyordu, hem de tatlı bir şey. Bunun kolostrum olduğunu da doğumla beraber öğrendim. Merakla hamile bedenimi araştırıyor, yeni kendimi keşfediyordum. İlkel ve doğal! Mememden süt çıkacak ve sonrası...İşte sonrası yoktu kafamda, ne bir beklenti, ne
bir öngörü.
İLK VE EN TEMEL İLKEMİZ: Emzirmek her zaman ilkel kalsın!
isimli İsveçli bir doktorun 1994’te ilaçla ve ilaçsız doğumdan sonra bebeklerin emme davranışlarını karşılaştırdığı çalışmadan bahsetmek istiyorum. 72 anne bebek çifti ile yapılan bu çalışmada ilaçsız doğal bir doğumdan sonra bebeklerin annelerinin
karnı üzerine bırakıldıktan sonra tırmanarak memeyi kendi kendilerine bulduklarını bu çalışmanın videosunda gözlerim dolu dolu izledim.
Richard Lennart İstanbul'daki pek çok hastane gibi bizim bulunduğumuz hastane de bebek dostuydu. Duvarlarında başarılı bir emzirme için 10vs adım yazılı belgelerin ve ilgili yenidoğan hemşirelerinin bulunduğu bir hastane. Hiç unutmuyorum doğumdan hemen sonra
hemşire mememin ucunu alıp bebeğimin ağzına götürmüştü. Bu bana hala garip gelen şeylerden biri. Demek öyle şaşkın bir görüntüsü oluyor insanın doğumdan sonra. Yol gösteren biri olmazsa anneyle bebek bilmez mi? Tahmin ediyorum ki bilirdik biz de. Bu doğal
bilinçle ilgili olarak .
Doğum - ve ben ilk kez küçücük bir varlığın koruyucusu, bekçisi, yemeği ve herşeyi oldum
[1]
Ben de(kendimize bırakılmamış olsak da ) ilk kez yaşadığım emzirme anını her an tazelemek istiyorum. Ve bu anın anneliğimdeki en zor günlerde bana enerji verdiğini eklemek istiyorum. Minicik bir varlık, varlığı beni kendimden almış, parlak bir an, minik bir
insan beni kapmış, yapışmış, ıslak bir baş... Tarifsiz coşku ve haz! Şimdiye kadar haz hep cinsellikle bağdaştırıldığı için bu duyguya belki "ilk aşk" demek gerek; benzersiz ve rakipsiz bir aşk. Ve yeni hayatımın da ilk günü... Birdenbire aşık olmakla başlayan. Bebeğimden
başka hiç birşeyi fark edememek... O an etrafımdaki insanlardan pek çoğunu hatırlayamıyorum, yüzlerini, bakışlarını. Kısaca emzirme denen şeyin "aşkla" başladığını - ve devam edeceğini- vurgulamak istiyorum.
Dünyaca tanınan bir doktor ve cerrah; doğum uzmanlığı ile popüler olan Michel Odent bize emzirmenin bebeğin doğmasından itibaren artan oksitosin seviyesi ve
doğum boyu salgılanan oksitosin ve endorfinler eşliğinde geliştiğini söylüyor. Oksitosin doğum eylemi sırasındaki kasılmalar sırasında anne tarafından salgılanan bir hormon, sevgi hormonu olarak da bilinmesinin nedeni cinsellikle ya da arkadaşlarla yenen güzel
bir yemekle de salgılanması. Endorfinler cinsellikle salgılanarak partnerlerin belli bir dönem boyunca birbirlerine bağımlı hissetmelerini sağladığı gibi doğumda da anne ve bebek tarafından salgılanarak hem ağrıyı hissedişimizi azaltıyor hem de anne ve bebeğin
birbirlerine bağımlı hissetmelerini sağlıyor.[2]
Bu bilgiler bize hormonların sağlıklı akışının emzirme başarısını arttıracağını söylüyor. Bir başka deyişle oksitosin ve endorfinin doğal salgılandığı, müdahele edilmemiş, mümkün olduğunca doğal bir
doğum ve ardından gelen güzel bir emzirme.
Kendini korumaktan aciz bir insan yavrusu için bu tatlı bağımlılık ne kadar elzem!İlk süt; 40 gün;
Diyelim emzirme doğumla beraber başladı;nasıl devam edecek?
Doğumu takip eden ilk bir saat içinde memeden ilk süt gelir. Bu doğal bir doğumu takiben hemen de gerçekleşebilir. Bunun miktarını ölçmek anlamlı mıdır? Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır. Çünkü sütümüz bebek emdikçe ciddi miktarda artar. İlk süt
şeffaf olabileceği gibi sarı ve sarımtrak turuncu tonlarını alabilir. İkinci bebeğimde ilk bir iki hafta içinde çıkan sütüm neredeyse turuncu ve turuncumsu koyu bir sarıydı. Renginin bebeğin ihtiyaç duyduğu yağ miktarı ile bağlantılı değiştiğini biliyoruz. İlk iki
üç gün memeden gelen süt miktarını bir süt pompası ile ölçersek endişelenebiliriz. Sağlıklı bir doğumdan sonra ilk bir kaç gün süt miktarını pompayla ölçmenin bu özel bir nedenle yapılmıyorsa (örneğin yenidoğan sarılığı nedeniyle hastanede kalarak fototerapi
almak zorunda kalan bir bebeğe süt sağmak gereği gibi) pek iç açıcı bir etkisi olmaz çünkü bazen ancak biberonun tabanını ıslatacak bir şeyler bile çıkabilir.
İlk haftalar emzirmenin oturması için önemli. Hem bebekle birbirimize alışmak, tanışmak ve yabancıların "babymoon" dediği balayı devresini yaşamak gerekir. Özellikle bu ilk dönemde dinlenmek, gerekmedikçe ev işi yapmamak, bol bol, “tekrar tekrar” dinlenmek, bebekle sarılıp uyumak süt miktarını arttırır. Hatta ilk zamanlar süt miktarı öyle fazla artar ki bu noktada sağmak "mutlaka" gereklidir. Sağılan sütleri sonradan atmak zorunda kalacak bile olsanız mutlaka sağın! Fazla süt göğüste kaldığı takdirde özellikle- ilk doğum için- göğüslerde ağrı, şişlik ve sızlama yapar. Bu şiş öyle bir hale gelebilir ki emzirmek istediğinizde bile ağrı nedeniyle daha zor ve acılı olabilir. İlk doğumdaki emzirmelerde göğüs ucu hassas olur ve çatlayıp kanayabilir. Bu durumda göğüs ucu kremi ile ( ya da bepanthene ile) nemlendirmek çatlaklar ve yaraların iyileşmesini kolaylaştırır. Banyoda da duş sırasında kullanılan duş jeli, sabun gibi maddeler bu çatlak ve yaraların ilerlemesine sebep olacağı için duşta sudan başka temizlik maddesi kullanmamak en iyisi. Sıcak duş da ayrıca fazla sütün kolayca aşağı inmesine yardım ederek fazla sütün sağılmasına yardımcı bir etkide bulunur. Takip eden doğumlardan sonra göğüs uçları travma yaşamıyor ya da çok daha az yaşıyor. İkinci doğumda benim doktorum göğüs ucunda yara ya da çatlak olursa lahana yaprağını buzdolabında soğutup göğüs ucuma uygulamamı önermişti. Yine de ikinci bebeğimde göğüslerime hiçbir şey olmadı, fazlaca büyümeleri dışında, ve bu nedenle müdahale etmeme gerek de yoktu ancak birinin işine yarayabilir diye yazmak istiyorum.
Eğer göğüs ucunda yara ve çatlaklar, morarmalar varsa gün içinde mümkün olduğu zamanlarda üst kısmımıza bir şey giymeden krem sürerek ve havalandırarak göğüslerimizin iyileşmesine yardımcı olabiliriz. Tabii hava şartlarının izin verdiği ölçüde. Bu noktada süt sızdıran göğüs ucuna değinmeden geçmeyelim. İlk aylarda hatta ilk yıl göğüs ucundan devamlı süt sızabilir. Özellikle süt indiğinde; ve bir göğüsten emzirince diğerinden; ya da bebeğimiz ağladığında; hatta gece uyurken. Üst baş, yatak çarşaf yağlı sütümüzle leke olur ki bu her zaman hoş bir görüntü olmaz. Buna rağmen bu sızmayı göğüs pedleriyle durdurmak bana göre iyi bir fikir değil çünkü biriken suda nasıl bakteri ürüyorsa, bu pedin içi ve etrafı da havalanmadığı ve sütle dolduğu için bakteri oluşumuna açık hale gelir. Yapılabiliyorsa mümkün olduğunca pamuklu çamaşır ve tişörtlerle emzirme dönemini geçirmek ve giysiler ıslandıkça yenileriyle değiştirmek daha sağlıklı olur.
Sütümüz ilk haftalarda bebeğin emebileceğinden kat kat fazla gelir. Bunu sağarak sızlamayı azaltmanın dışında sütümüzü süt alamayan başka bebeklere de vermek çok iyi olurdu. Her zaman bunu yapabilmeyi istedim yine de sormaya cesaret edemedim çünkü kültürümüzde süt vermek mahrem ve kutsal sayıldığından ve süt kardeşliği diye bir şey bulunduğundan annelerin anne sütü konusunda hassas olabilir. Yine de bu çok değerli, ve her şeyin organiğini aradığımız şu günlerde yüzde yüz organik besinin gerektiğinde paylaşılması gerektiğine inanıyorum.
Çok fazla miktarda gelen süt birkaç ay içinde çocuğun emebileceği kadarıyla dengeye gelir, göğüsler biraz daha iner, ağrısı, çatlağı, yarası iyileşir. Miktarı da öncesine göre biraz azalabilir, denge gereği. Yine de anne her zaman bebeğin emebileceğinden daha fazlasını üretme potansiyelindedir.
Bu kısacık süre içinde bebek ve annenin bolca ten teması bebeğin sevme kapasitesinde, bağışıklık sisteminde ve huzurunda artış demektir. Annesiyle yan yana bol vakit geçiren, her istediğinde emzirilen bebekler daha sakin ve keyifli olur. Onlar annelerinden her zaman karşılık buldukları için çevrelerine de daha kolay güvenir ve kendileriyle de daha barışık büyürler. Şu kadar kısa bir dönem, arkasındaki zamana bağlanarak ilerleyen yılları da olumlu etkileyecektir. Bunları iki oğlumla geçirdiğim 40 günü ve sonrasını düşünerek yazıyorum. Emzirmedeki bu geçiş döneminde iyi bir başlangıcın oturtulmasında doğumdan sonra geçirilen 40 gün önem taşır. Bizde 40ını almak, 40ı çıkarmak diye tabir edilen bu gelenek çok değerli. Yabancılar da bizde ve diğer doğu kültürlerinde bilinen bu dönemi hayranlıkla öğreniyorlar(örneğin Gurmukh’un “Cömert, Güzel ve Mutlu”,Dharma Yayınevi,2003 kitabı içinde bu 40 günün önemine yer verilmiş.). Bu dönemde annenin bebeği dışında hiç bir şeyle ilgilenmemesini sağlamak yaşam boyu güzel bir büyümenin ve birlikteliğin ilk adımıdır. Sadece 6 haftalık belirli bir zaman ve ne kadar çabuk geçiyor. Bunu düşünerek annenin enerjisini bebeğiyle tanışmaya ve onunla yaşadığı bu özel dönemin keyfini çıkarmaya saklaması en iyisi olur.
Böylece eşimin de anlayışı ile bu dönemi en pratik yemekler ve en asgari ev toplama ile geçirdik. İlk bebeğim bir yaz bebeği olduğu için yemek işi de kolay oldu, meme ucu hasarı da kolay atlatıldı. Bu yoğun beden kimyası içinde gündelik işler adeta bir yük halini alıyordu. Yemeklerin hazırlanması, evin temizliği, işim, vs… Ev için bana yardımcı birinin ara ara da olsa gelmesini çok isterdim doğrusu. Bir taraftan da evime başka birinin, yabancı birinin girmesi fikri içinde bulunduğum özel duygu hali nedeniyle iyi gelmedi. derinden etkiledi beni. Her emzirmede öyle bir bağ oluşuyordu ki onu 1 metreden daha uzakta bırakamaz olmuştum. İlk 8 hafta dışarı çıkmak söz konusu bile değildi benim için, kaldı ki böyle bir şeyi düşünemiyordum bile. Ondan bir saniye bile ayrı kalmak içimi burkuyordu. İlk 40 gün hormonların en etkili olduğu dönem diye düşünüyorum çünkü yarı sarhoş gibi bebeğime bakmaktan önümü göremiyordum. Hele emzirmelerle gelen o tatlı yorgunluk, uyku hali ve yan yana uyuyakalmak, tekrar uyanıp memeyi araması. Bu dönemde bebeğim uyanık olduğu zamanlarda onu kucağıma alıp dans ediyordum, kulağına şarkılar söyleyip kahkahalar atıyordum. Şimdiki bebeğimde de bana aynı şeyler olunca artık ben buna “hormon banyosu” ndayım diyorum. Bu terim daha önce kullanılmış mı bilemiyorum ancak bu aşk sarhoşluğunun da memeli canlılara özgü sebebi bu hormon banyosu olsa gerek. İlk oğlumun doğumu ve 40ımız, ilk aşk,
Değişken süt miktarı ve artması
Yine de çok planlı bir şekilde sağma gücünü kendimizde bulursak ve bolca dinlenecek imkanımız, yeterli bir beslenmemiz varsa süt miktarı hala bebeğin ihtiyacından çok daha fazla gelmeye devam eder. Bu koşulların hepsini birden sürekli sağlamak pek kolay olmasa da emzirmeyi ciddiye alıyorsak bunlar için emek verebiliriz diye düşünüyorum. İlk iki aydan sonra süt miktarının bebeğin emebileceği miktarla dengeleneceği önceki paragraflarda da ifade edilmişti.
Yaşamımızda değişiklikler oluyor. İşe başlamamız gerekebiliyor. Ya da o döneme özgü başka değişimler, kayıplar, kazançlar. Tüm bunlarla beraber bizim de duygularımız değişiyor. Duygular değiştikçe vücut kimyamız ve buna bağlı süt rezervlerimiz de farklılaşıyor. Yaşamın akışı doğal ve yaşam tüm hızıyla çağlıyorken bizim sütümüz de değişkenlik gösterebilir. Her zaman çağlayabilir de. Bunun için seçimimizi bilinçli yapabiliriz.
Yoğun bir ders temposu içinde çalışmaya rağmen her üç saatte bir en azından 15 dakika sağarak bunu oğluma sağlayabildim. Aklımda her zaman öncelik onun sağlığı ve beslenmesi olduğu için kalbime oğlumun özleminden başka sıkıntı girmesine izin vermedim. Kalbim her an, ona baktığım için gülümseyen bir varlığın yaşamakta olduğunu bilmenin heyecanı ve umudu ile çarpıyordu. Bu nedenle strese bağlı nedenlerle sütümün azalmaması için etrafımdaki herkese, özellikle de işyerimde sevgili bölüm başkanımıza ilk altı ay anne sütü verebilmenin benim ve bebeğim için gerekli olduğunu ifade ettim ve gerekli düzenlemeleri yapmada hep destek verdi. Şanslıydım ki beni seven ve kişisel yaşama saygılı, şefkatli insanlarla beraber çalışma şansına sahiptim. İlk altı ay sadece anne sütü ve hatta ilk bir yıl mümkün olduğunca anne sütü ile beslenmenin önemi günümüzde daha çok vurgulanıyor. İlk altı ay mümkün olduğunca anne sütü ile bebeğimizi beslemek en iyisi. Ekonomik ve kolay olmasının yanı sıra bebeklerde anne karnındayken gelişen hastalıklara karşı korunma mekanizmalarını sürdürmede ilk geçerli madde anne sütü. Çalışmak zorundaysak da yine anne sütünü verebilmek için emek verelim ve emeğimizin ne kadar değerli olduğunu aklımızda tutalım. İlk doğumdan sonra bebeğim 2,5 aylık olduğunda işime geri dönmem gerekmişti. Dönem başlamıştı ve benim ara veremeyeceğim bir dönemdi bu. Bebeğimden ayrılık acısı bir yana sütümün miktarını belli bir düzeyde tutmaya da zorunluydum.
Koşturmacalı, maaşımın önemli kısmını evdeki yardımcımıza ve taksi parasına harcadığım, bol maceralı, eşsiz özlemlerle dolu, tüm zorluklarına rağmen harika bir dönemdi. O anda işime, mesleğime ara verebileceğim bir dönem değildi. Bazı şeyleri yeni yeni kavramaya başladığım, işimde kendimi geliştirebilmek için kilit bir dönem olduğu için o an yapmak zorunda olduğum seçim buydu. ve günün yorgunluğu ile yine de akşam yeterli ve kaliteli bir süt verebilmekti. Tüm bunlara rağmen çalışırken stresim, evde bebeğimin yanında olamamak, onu her an özlemek, katlanması her şeyden zor bu özleme gülümseyerek dayanmak, eve vaktinde yetişebilmek,
Bu nedenlerle mümkün olduğunca biberonun üzerindeki rakamlara bakmayalım ve hatta hatta biberonun üzerine güzel şeyler yazdığımız renkli kağıtlar yapıştırmak eğlenceli olurdu. Ben buna benzer bir şeyi eskiden beri hoşlanmadığım plastik su damacanaları hakkında çıkan haberler yayılınca evdekinin üzerine kağıtla kaplamıştım. Şimdi tamamen attık ya… Bu kadar koşturmaca içinde bir de pompayla çıkarılan mililitreleri hesaplamanın kendisi sütüm için tehdit oluşturdu. Pompa ile sağıyorken çıkan miktarı ölçmeye kalkmak kaçınılmaz gibi görünse de bundan uzak durmak da mümkün ve gerekli. O gün ne kadar çıkarsa çıkar. Bunun pek çoğumuz için zor olduğunu biliyorum. Ya doymazsa, günde en az 500 ml olmalı hesapları zihnimizi karıştırıyor.
Burada sütümüzü arttırdığı söylenen besinlerle ilgili gözlemlerimi de aktaracağım. En son olarak da sütümüzün geldiğini ve bebeğimize yettiğini nasıl anlayabiliriz konusunda kendi izlenimlerime yer vereceğim.
) de kaka miktarıyla beraber artışı ve kakanın krema gibi daha kıvamlı olması. Balık gibi yeşil mercimek de süt miktarını arttırıyor. Erişteli mercimek çorbası, sulu bir yeşil mercimek yemeği süt için faydalı yemeklerden. Balık alıp yapacak zaman yoksa ve acil yardım gerekirse seyrek yenmesi koşuluyla konserve ton balığı da bir seçenek. Bunun yanı sıra tahin de sütün miktarına çok fazla etkide bulunmasa bile kalitesini arttıran yiyeceklerden. Tatlılar da sütün artmasına faydalı, sütlü tatlılar bu konuda rakipsiz. Bunun nedeni artan kalori ihtiyacını kolayca desteklemeleri olsa gerek çünkü temelde tatlıya dayalı bir beslenme düzeni süt miktarına hiçbir etkide bulunmuyor. Taze alınıp az pişirilerek yenen ıspanak ve yeşil fasulye de sütü iyi arttırıyor. Benzer şekilde roka, yeşil salata gibi yeşillik türleri(maydanoz dışında), yemek yanında az da olsa salata yemek de sütü arttıran besinlerden. Bunlara ek olarak gün içinde büyük kupalarla sebze çorbaları içmek de süt miktarını arttırmada birebir çünkü hem besliyor hem sıcak olduğu için sütü kolay indiriyor hem de sıvı ihtiyacını destekliyor. Seviyorsanız ılık bir bardak süt de kaliteyi arttıran besinlerden. Bu besinler dışında çaylar da etkili. Örneğin ısırgan otu çayı içine biraz limon sıkarak içildiğinde hem gribe karşı koruyor hem de çok güzel süt getiriyor. Çemen otu (fenugreek) de sütü arttırdığı bilinen aromatik bitkilerden. Bazı gıdalar sütümüzün miktarını ve kalitesini arttırıyor. Öncelikle balık çok güzel süt yapıyor. Akşam yemeğinde palamut, levrek, somon, sardalye, çupra, istavrit, çinekop yedikten sonra bir de gece 2-3 saat kesintisiz uykuyla beraber bol miktarda iyi kalite süt oluşur. Sütün kalitesini değerlendirme kriterim çoğunlukla sarımtrak sulu anne sütü kakasında bulunan taneciklerin (yabancı kaynaklarda bu kakanın niteliği “seedy” terimiyle anlatılıyor Sadece en gerekli şeyleri yaparak yaşamak bir başka deyişle. Böyle bir tempoda özel şeyler yemesem de iki litre su içmesem de sütümün fazlasıyla geldiğini görüyorum. Bununla beraber an oluyor ki biraz fazlaca koşturmak ya da bir şeyleri yetiştirmek zorunda kalabiliyoruz. Böyle zamanlarda, aynı hamilelikteki gibi dikkatli beslenmemize biraz daha destek vermek önemli. Kendi tecrübeme göre sütümü arttıran en iyi şey dinlenmek ve daha sonra da sakin, huzurlu yaşamak. [3]İlk bebeğimde emzirirken işe de gitmek zorunda olduğum için ister istemez bir koşturmaca içindeydim ve humana başta olmak üzere böyle arayışlara girdim, her hafta mutlaka bir adet humana alıyor, eczanede yoksa telaşa kapılıyordum. Şimdi hiçbir anne sütünü arttırıcı ürün kullanmıyorum ve kendime güvenim öncelikle bu nedenle daha iyi. Belki burada Afrika’daki aç kadınları hatırlamak yardımcı olur. Onlar bebeklerine yetecek sütü yapıyorsa bizlerde de bu ihtiyaç karşılanabiliyor olmalı. Humana’nın “still tea” diye satılan süt çayında da şerbetçiotu ve malt özü olduğundan sütü arttırma özelliği kuvvetli. Bunun gibi anne sütünü arttırmaya yönelik malt içecekleri de mevcut. Kendi fikrim anne sütünü arttırmak için sakin olmak ve sade yaşamak dışında ekstra bir şey yapmamak gerektiği. Anne sütüne yönelik bu tür ürünlerin bizler üzerinde olumlu olmayan bir psikolojik etkisi olduğunu da gözlemliyorum. İşe yararken bir yandan sütümüz bunları içmeye bağlıymış gibi bir hisse kapılmamıza sebep oluyor. Tazeyken tadı ıspanağa benzeyen bu bitkinin tadı kurutulunca fıstığa benzer bir aromaya dönüşüyor. Ülkemizde aktarlar yoluyla da getirtilebilir.
Doyurucu süt geldikçe emme hızı düşer ve bebek iyice yavaş yavaş emerek kendini doyurur. Bebekler emmekten keyif aldıkları için memede vakit geçirmeyi sever. Bu da süt üretimini uyarır ve bebeğimiz emerken sütümüz pompayla çekebileceğimizden her zaman daha çok gelir. Bazen emzirmenin ilk beş dakikası hatta daha uzun süre sütün gelmesi gecikebilir ki bu da bebeği özellikle ilk üç aylık geçiş aşamasında sinirlendirebilir ya da uzaklaştırır. Bunu da bol bol beraber, yan yana ten tene zaman geçirerek giderebileceğimiz gibi- bu bebeğin memede süt gelmese bile daha uzun kalmasını kolaylaştırır-; süt çekme pompasıyla önceden biraz göğüs uçlarını uyararak da yapabiliriz. İlk dakikalarda bebek hızlı hızlı emerek göğüs ucunu uyarır ve süt gelmeye başlar. memede hafif bir karıncalanma, sızı gibi bir hisle beraber göğüs ucuna doğru yayılıyorsa sütümüz yeterli demektir. Emzirirken sütün karıncalanma ile beraber ya da böyle bir his olmadan indiğini bebek emerken ağzının ve dilinin kenarında süt olduğunu görürsek de emin oluruz. Aynı şekilde memeyi çektiğimizde süt damlıyor ya da duş başlığından çıkan su gibi bir iki yerden fışkırıyorsa yine sütümüz yeterlidir. Hatta zaman zaman süt öyle hızlı bir debiyle iner ki bebek yutarken zorlanarak memeyi ağzından çıkarır, bazen boğazına kaçar gibi olsa da bebek bunu bertaraf edecek öksürme refleksine sahiptir. Süt çok gelir bebeğimin boğazına kaçar, aman bir şey olur, nefes alamaz korkusuna gerek yok! Bebeğimiz neşeliyse, hareketliyse, gün içinde bezini iyice ıslatıyorsa, çişi açık renk ise besleniyor demektir. Bazı günler kaka yapmasa bile çişi açık renk olup günde 6-7 defa dolu bez görüyorsak bu beslendiğini gösterir. Bebeğin beslenebildiğini ayrıca büyüme eğrisinde normal aralıklarda olmasından anlarız. Bir ay belki boyu biraz ileridedir. Bir başka gelişim evresinde kilosu öne çıkar ve bunlar her evrede farklılık gösterebilir. Emzirirken ya da bunun dışındaki zamanlarda, bebeğimiz ağladığında Sütümüzün yeterli olduğuna dair işaretler neler olabilir. İlk bir iki ay eğer yukarıdaki koşulları sağlayabildiysek- tekrar etmek gerekirse: dinlenme, sade yaşam, bebeğe odaklanmak, iyi beslenme- sütümüzün fazla fazla geldiğini görüyoruz. Sonrasında; gün içinde veya geceleri memeden sızıyorsa, sütümüz yeterli demektir.
Sütümüzün iyi beslemesiyle ilgili olarak bir diğer konu da memedeki tüm sütün bebeğe verilerek memenin tamamen boşaltılması gereği. Bu hem daha çok sütün üretilmesini sağlamak hem de bir memede arkadan gelen yağ oranı yüksek sütün bebeğe verilebilmesi demek. İlk aylarda çok fazla biriken sütten dolayı bebek memenin tamamını bitiremeyebilir, bununla beraber memeyi boşaltmak süt üretimini sürdürmek için annenin yapması gereken bir iş. Bu ikilem karşısında kendim ilk iki ay bazı dönemler bir gün sadece bir memeyi verip geceye doğru diğer memeye geçiyordum. Böylece en azından bir göğüs büyük ölçüde boşalıyor bu sırada diğeri de iyice doluyordu. Bir diğer konu da beslenme saatleri. “Doğal emzirme” terimini kullanmak istiyorum. Doğal emzirme bebek istedikçe istediği kadar süt vermek demek. Burada da bebeğin doğal ihtiyaç akışı içinde, sakin ve sade bir günün temposunda bebeğin ihtiyaçlarına, işaret diline odaklanmak ve ona göre emzirme rutini oluşturmak demek. Böylece süt miktarına ve bebeğin huzuruna yönelik telaşlar en aza inecektir. Bu tür doğal bir düzen özellikle bebeğin ağızdan beslenme düzenine adapte olmaya başladığı ilk üç ay için faydalı olabilir. İlk üç ay boyunca bebeğimizin hem midesi küçük, hem de sindirim sistemi olgunlaşmamış olduğundan emdiği sütler karnında ve bağırsaklarında gaza yol açar. Bunu azaltmanın bir yolu da azar azar ve sıkça emzirmektir ki bu yöntem bazen tek çare olur. Ağızdan beslenmeye geçişte yaşanan gaz huzursuzluğu anne babalar için çok enerjiye mal olabilir. Bebek ağlarken yeni anne üzülebilir, hatta onun acısını gideremediği için yetersizlik duygusuna kapılabilir. Ancak bu döneme doğal bir gelişim evresi olarak bakmak annenin enerjisini yüksek tutması bakımından önemlidir. Bol bol kucakta ten teması ile bebeği dikey konumda ya ana kucağında taşımak ya da ona sarılarak ayakta durmak, ona her zaman güleryüzle bakmak, konuşmak, hafif tonla şarkılar söylemek bebeğe güven verecek, bu sırada sırtına ellerimizle yumuşak masajlar ve hafif pışpışlar yapmak gazın dolaşarak çıkmasına yardımcı olacaktır. Aynı şekilde beslenmelerden yaklaşık 40 dk, 1 saat sonra bebeği sırtüstü yatırıp bacaklarını hafifçe dizlerden bükerek dizlerini karına doğru hareket ettirmek de bağırsaklarını rahatlatır. Bunu yaparken zaten sıkıntısı olan bir bebeğe bolca konuşarak, gülümseyerek ne yaptığımızı anlatmayı da unutmayalım. Burada zorlamak zararlı olur, ya da bebek istemiyorsa bırakmalıdır. Bebeğin hareket kapasitesi de sınırlı olduğundan bebeğimiz sindirim sisteminin doğal tepkisini dışarı atmakta güçlük çeker. Ne zaman ki kaslarını biraz daha fazla kontrol edebilir, hafifçe dönme denemelerine başlar, üç üç buçuk ay gibi kendi kendine rahatça gazını çıkarabilir.
Emzirme kendimizden güzel şeyler vermek, sevgimizi bebeğimize içirmektir:
Emzirme doğal, fizyolojik bir olay, öyle ise neden bu kadar çok şey yazıyoruz? Öncelikle bunun doğallığını ve ilkelliğini tekrar tekrar hatırlatmak ve vurgulamak için. Ayrıca her annenin başka deneyimleri okumak ve sorularıyla ilgili araştırmaları karıştırmaktan çok hoşlandığını, ötesinde böyle şifa bulduğunu kendimden de gözlemliyorum.
Bana göre kişi emzirmek konusunda her ne yaşamış olursa olsun ne övünmeli ne de kendini yargılamalı ve anneliğini emzirme üzerinden değerlendirmeye kalkmamalıdır. Eğer emzirmek istemiyorsak bu da bir seçimdir ve anne sütüne alternatif olabilecek pek çok imkanımız da var günümüzde.
Emzirmenin başarıyla devam etmesi için anneyle bebek arasına mümkün olduğunca hiçbir kimsenin ya da olumsuz düşüncenin girmemesi gerekir. Hamilelikte bedenimizi saf ve güzel gıdalarla temiz tutmayı öğrendiğimiz gibi zihnimizi de temiz tutmayı başarmalıyız. Bunun için çok çalışmak gerekse de zihnimizin de bedenimiz kadar temiz ve iyi beslenmiş, olumlu düşüncelerle dolu olması anneliğimizin her aşaması için zaten gerekli. Öyle ise buna emzirme ile başlayabiliriz. Bebeği emzirirken büyüklerimizin sütümüzün yetip yetmediğine dair endişeleriyle karşılaşabiliriz ki bunların bize hiçbir faydası yok. Ne var ki büyüklerimiz de bu konuda hassasiyet yaşamış olabilir. Bu noktada başka kimselerin duygu ve endişelerini kendimizinkilerle karıştırmamaya özen gösterip kendimize ait iyi düşüncelere, olumlu amaçlara odaklanalım. Ne de göğsümüzün büyüklüğü fark etmez. Emzirme bebek ve anne arasında kuvvetli bir bağ oluşturur. Bir besin maddesi aktarmakla kalmayıp kendi gücümüzden, sevgimizden de bebeğe aktarırız. Emzirmeyi hem bilinçaltında hem de bilinç düzeyinde isteyen her anne bebeğini emzirebilir. Bunun için ne özel gıdalar, ne litrelerce su gerekmez.
KAYNAKLAR:
Bu yazı 2007 yılından bugüne, 2,5 yaşına kadar emzirdiğim büyük oğlum ve 4,5 aylık küçük oğlumla geçirdiğim hamilelik ve emzirme dönemlerimdeki gözlemlerime öncelik vermektedir.
Dr. Sarah J.Buckley ECSTATIC BIRTH: Hormonal Blueprint of Birth, www.sarahjbuckley.com
Janet Balaskas ile Aktif Doğum Kursu(düzenleyen: Dr. Hakan Çoker), 28-29-30 Mayıs2010, Marmaris
Frances Case 1001 FOODS YOU MUST TRY BEFORE YOU DIE 2008, London
[3]Frances Case 1001 FOODS YOU MUST TRY BEFORE YOU DIE 2008, London
[2]. Sarah J.Buckley ECSTATIC BIRTH: Hormonal Blueprint of Birth, www.sarahjbuckley.com
[1]Janet Balaskas ile Aktif Doğum Kursu(düzenleyen: Dr. Hakan Çoker), 28-29-30 Mayıs2010, Marmaris
emzirme
Merhaba arkadaşlar benim 6 aylık 21 günlük bir oğlum var 4 ayda az kilo aldığı için 5 ayda ek gidaya başladım. Evde olduğum için hiç süt sağmayı düşünmedim. Ama sütüm çok iyi geldiğini biliyorum (sürekli gögüs pedi değiştiriyorum). Oğlumun doğduğundan beri emme problemi olduğu için zaman zaman çok az emiyor. Şimdi ek gıdaya başlayınca emme oranı iyice azaldı. üstüne bende işe başladım artık. O yüzden bende sütü sağmaya başladım ama şu ana kadar hiç başarılı olmadı. 3 ayrı marka süt sağma pompası denedim en iyi sonucu elle sağarak sağlıyorum. Bende mi sorun var yoksa pompalarda mı çözemedim. Benim sorum 7 aydan sonra kuzuma ne kadar anne sütü gerek. Çünkü süt sağmak artık bir işkence hali almaya başladı. bu konuda yardımlarınız bekliyorum...
Uyarılar
Tecrübeler
Duyurular
Mamalar / Tarifler
Oyun ve Aktiviteler
Kendin Yap
Şarkılar / Ninniler
