SEN BENİM KİM OLDUGUMU BİLİYOR MUSUN?

05/03/2012 18:38:00

Bu ülkenin insanları kendi değerleri ile barışmadıktan sonra… O ülkede yetişen gençlere “mütevazı ve alçakgönüllü” olmayı bir kutsal değer olarak tanımadıktan sonra… ve kişiler kendilerini insanlar içinde sadece “öylesine bir insan” görmedikten sonra… İster Meclis’te en önemli imzalar atılsın, ister konserlerde “şiddete hayır” pankartları açılsın, toplumdaki en zayıf kişiler olan çocuklar, kadınlar ve yaşlılar şiddet mağduru olmaya devam edecektir..

Bu ister iş adamı olsun, ister milletvekili, ister vali veya isterse falanca kulübün başkanı hiç fark etmez… Kimse kendini aklamaya çalışmasın ve kimse de bu ülkenin şiddet mağduru olarak geri kalmış bölgelerdeki kadınları, eğitimsizliği öne çıkartıp kendisi perde arkasına saklanmasın…

Zira böylesi bir kişi kendisinde vehmettiği “büyüklük hazzının” karşılığını göremezse boşluğa düşer… “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” deyiverir…

Siz kişiyi ne kadar yüceltir, ne kadar “efendim”, “sultanım”, “erişilmez kayalıklardaki kocacığım”, “saygıdeğer başkanım” derseniz ve bu sözlerinize de karşı taraftaki kendini inandırır ise bir süre sonra topraktan başını çıkartacak yılancıkları kişinin ruhuna ekmişsiniz demektir…

Hatırlar mısınız bir milletvekili “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyerek polis memurunu tokatlamıştı…

Rica ederim siz söyleyin, yüksek eğitimli olmak veya sosyal statü sahibi olmak kadına yönelik şiddeti önlüyor mu? Hiç de değil… Bak kocaman kocaman profesörler, bakanlar, doktorlar, hâkimler, öğretmenler ruhlarında gezdirdikleri şiddet virüsünü, eşine olmaz ise öğrencisine, memuruna, hizmetlisine boşaltmıyor mu?

İşte bu noktadan bakmadığımız takdirde şiddetin kültürel geri kalmış insanlar arasında daha yaygın olduğu yanılgısına da kapılırız, şiddetin kaynağının din olduğu gibi bir abuk sabuk düşüncenin en ateşli savunucusu da oluruz…

Yani kişinin kendisini “bir şey zannetmesi” ve zannettiği şey kadar değer görmek istemesi şiddetin en temel dürtüsüdür.

Ünlü psikiyatr Alice Miller’e göre şiddetin ruhta beslenme noktası “büyüklük tutkunluğu”dur…

Küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırırsak, şiddet girdabı Brezilya’da da kadına 9 şiddetinde deprem yaşatır, Türkiye’de de, Almanya’da da…

İşte işin kilitlenip düğümlendiği nokta burası…

Peki ya nedir şiddetin temel kaynağı?

O halde şiddete karşı önlem sadece kadınların bilinçlenmesi ile ilgili değildir… Zira temel sorun ne bilinçsizlik ne de geri kalmışlık… Veya Çankaya Belediye Başkanı’nın inciler döktürdüğü gibi ne de “dindarlık”tır şiddetin en büyük tetikleyicisi… Eğer dindarlık şiddetin kaynağı olsa idi dinler arasında ateizmin en yaygın olduğu Hollanda’da kadınlar da şiddetin mağduru olmazdı…

Zira o ülkelerde şiddete karşı toplumsal duyarlılık oldukça fazla… Bir kadının şiddete maruz bırakılması halinde koca bir sistem devreye girer ve yüzlerce çözüm önerisi sunulur…

Yoo, hiç alakası yok…

Ya da sizce Fransa’daki kadınlar bilinçlendirilmiyor mu da bu kadar kişi şiddetten hayatını kaybediyor?

Şimdi sorarım size… Hadi bizim kadınlarımız bilinçsiz, e Hollandalı kadınlar da mı bilinçsiz?

Alın size bir de Fransa örneği: Her yıl 120 kadın şiddet mağduru olarak hayatını kaybediyor…

Ya da Belçika’ya bakın. Ülkede her yıl 70 kadın şiddetten hayatını kaybediyor…

Mesela, Hollanda’da her yıl 56 bin kişi aile içinde şiddet gördüğü gerekçesi ile polise müracaat ediyor…

Bakın lütfen etrafınıza, kadına yönelik şiddetin sadece bizim ülkemize has bir sorun olmadığını da göreceksiniz…

Çünkü şiddete karşı kişinin bilinçlenmesi tek başına bir çözüm değildir…

Bunca emek, bunca çaba, bunca konser, bunca dernek, bunca gazete, dergi varken neden kadına yönelik şiddet önlenemiyor hiç düşündünüz mü?

Peki, ama neden?

Bakın lütfen, toplantılar, paneller, gösteriler, haberler yapılıyor… Yetmedi bir de “Savcı bey, kocamın kulağından bir çekiver” deyince imdada yetişen mahkemeler devreye giriyor, ama yine de kadına yönelik şiddet son bulmuyor…

Zira şiddet mağduru birisini şiddete karşı tepkisel ve duyarlı hale getirdiğiniz halde, kendisinin gönül rahatlığı ile kabul edebileceği kurtuluş planı sunamaz iseniz, o kişinin problemi daha da artar…

Kadınların aile içinde mağdur edildiği yetmiyormuş gibi, derli toplu bir kurumsal işbirliği sistemi kurulmadan “toplumsal duyarlılık” oluşturmak, kadını yeni yeni mağduriyet alanlarına götürür.

Ama ertesi gün yine kadınlar dayak yedi bu ülkede…

Herkes alkışladı…

Meclis Başkanı Cemil Çiçek, “kadına karşı şiddet kampanyası”na destek vermek için attığı imzayı, “Hayatımda attığım en önemli ikinci imza.” diyerek tanımladı…
Sen benim kim olduğumu biliyor musun?


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
ANADOLU PEDAGOJİSİ

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...