kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

<12>
11/13/2012 21:03:00

Üyenin kendi isteğiyle ya da kurallara aykırılıktan dolayı üyeliği sonlandırılmıştır.

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/14/2012 22:07:00

Bende bu sahiplik konusunu çözemiyorum kafamda. Oğlumla gezerken köpeğiyle gezen birilerini görüyoruz. Ne diyeceğimi şaşırıyorum. Sahibi kelimesinden hoşlanmıyorum. Bir arada olan ve bundan mutlu olanlara sözüm yok. Bak arkadaşı diyorum. Bir canlıya sahiplik kelimesi hoşuma gitmiyor.

Sirkler ve yunus havuzlarına bende çok karşıyım. Hayvanat Bahçelerininde istenirse daha yaşanılabilir olacağına inanıyorum. Ama sanırım anahtar kelime İSTENİRSE.

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/14/2012 22:24:00

Sahiplik kavramı hoş değil hakikaten. Ben önceleri bizimle yaşayan hayvanların ablasıydım. Anne olunca onların da annesi oldum. 

Bir de buna dair hikayemiz var. Biz anneme annesi, babama babası diyorduk evdeki kedimize. Bir gün bir misafirimiz geldi, annemin arkadaşı. Birşey sordu kedi ile ilgili. Annem de teyzesi diyerek cevap verdi. Kadın baya bozuldu. Sonra gel zaman git zaman bu teyzeler de bir kuş aldılar eve. O zaman kadın itiraf etmişti, ben siz öyle deyince bozulmuştum ama anladım şimdi, biz de öyle diyoruz diye.
Yine konu insanın kendini nerede gördüğünde düğümleniyor bence. İnsan kendini bir kez dünyanın sahibi ilan edince, hayvanların yenilmesi, sütünün çalınması, derisinden yününden yararlanılması ya da işkence ile öğretilen hareketleri insanları güldürmek için sergilemesinin beklenmesi doğal sayılıyor. Aslında hiçbiri doğal değil. Kapatmak, hapsetmek bile başlı başına bir işkence iyi koşullar oluşturulsa dahi. Ben tüm bunlara karşıyım ama bir yandan da mesela daha iyi koşullar sunduğunu düşündüğüm doğal parklara gidiyoruz çocuklar görsün, tanısın diye (İtiraf ben de çok hoşlanıyorum farklı hayvanları görmekten) Doğru mu yapıyorum, sanmıyorum.   

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/15/2012 00:06:00

Ben kedi besliyorum. Daha önce de köpek besledim. Ama mecburiyetten. İkisi de ölmek üzreydi, mecbur kaldım eve aldım. Köpekler için belki ama kediler için "sahip" kelimesi tamamen anlamsız :) Evimde ayrıca 1986 yılından beri beslediğim bir su kaplumbağam var, babam bana hediye almıştı. Bence de apartman ortamı hayvan beslemek için uygun değil. Kedim mesela 8 yaşında ve hemen hemen hiç sokağa çıkmadı. Şimdi bahçeli bir evdeyiz ve bahçeye çıkmaya çekiniyor. Toprağı bilmiyor hayvan nerdeyse. Doğasına aykırı biçimde büyüttüm ister istemez. Ama öte yandan bana çok ilginç geliyor, kedimi 24 saat sevsem sevilmeye doymuyor. Merak ediyorum sokaktaki kediler bu sevgi ihtiyacını nasıl karşılıyorlar. O kadar sevgi arsızı, sevilmeye aç ki kediler, biraz sevip okşayınca deliye dönüyorlar...

Ben evde hayvan beslemek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Şu anki sistemde doğadan o kadar kopuğuz ki hayvanları eve almaktan başka çaremiz yok. Ayrıca bu hayvanlar şehirlere uyum sağlamaya çalışıyorlar, doğal ortamları tamamen yok olmuş. Vahşi doğaya bıraksan yaşayamayacak durumdalar. Mecbur bir şekilde eve alıp bakıyorsun. Köyde keçiler, tavuklar arasında yaşasaydım bir de gece yatarken yatağıma kedi almayı düşünmezdim herhalde. Kedim de ne güzel bağda bahçede dolaşır, ahırdaki fareleri avlar yer, mutlu mesut yaşardı. Ama şimdi mecbur ben besliyorum. Hazır mama alıyorum mesela, mamalar şöyle: Okyanus balıklı, ciğerli, tavuklu. Her seferinde de sinirleniyorum. Ulen hangi kedi okyanus balığı yakalayıp da yemiş bugüne kadar? Bir kedinin doğal ortamında, 1 gün içinde kaç ciğer yemesi mümkün? Bir kedi tavuk avlayabilir mi? Ha, ama desem "Fareli mama var mı?", hayvan hakları savunucuları ensemde boza pişirirler :)

Ben beslenmede olduğu gibi hayvan ilişkilerinde de çocukları örnek alıyourm kendime. Her çocuk bir hayvan gördüğü zaman onu sevmek, okşamak ve sahiplenmek ister. Oysa Freud'a göre çocuk hayvanı kendisinden aşağı görmez, hayvan ile kendisini eşit görür. Belki de sahiplenme ile hayvanı aşağı görmek aynı şey değildir. Bu konuda daha derin çalışma yapmam lazım...

Şimdi ben bir hayvanla güven ilişkisi kuruyorum, köpeğime kendimi sürü lideri olarak kabul ettiriyorum. Sonra da köpeğime bir takım numaralar öğretiyorum. Yat diyorum yatıyor filan. İnsan zaten kendisine benzeyen hayvanları sever, sempatik bulur. (EN sevdiğimiz hayvanlar, yüz ifadelerini değiştirebilen hayvanlarmış. Zaten yüzü olmayan hayvanları pek sevmiyoruz.) Köpek dans edince "ay ne tatlıııı" filan diyor herkes. Bunda sorun yok? Ama ne zamanki ben köpeğimin numaralarını seyrettirmek için bilet kesmeye başlıyorum. Bu etik olarak doğru bulunmuyor. Ben de bunu anlamıyorum. At yarışı yapıyoruz, bu da zevk ve gösteri değil mi? Ata biniyoruz, Moğollar da geyiğe biniyormuş. Günümüzde bu da bir zevk değil mi? Yapmayalım o zaman bunların hiçbirini. E,  o zaman biz bu hayvanlarla nasıl ilişki kuracağız.

Veganlar var mesela. Hayvandan elde edilen hiçbir şey yemiyorlar. Bal da dahil. Onlar orada kendlerine ait bir hayat yaşasınlar, biz de burada kendimize ait bir hayat kuralım. Arada hiçbir iletişim olmasın mı yani? Evcilleştirmeden ya da avlanmadan başka (sevişmek kadar savaşmak da bir iletişim biçimidir) iletişim kurma şansımız var mı?

Benim eşim çok "normal" bir insandır. Benim gibi fazla düşünmez, içinden geldiği gibi yaşar. Ona "Kuş gözlemi yapıyoruz" demişler. "Eee, sonuçta ne oluyor?" demiş :) Bana anlatınca çok güldüm. E, doğru söylemiş. Gözlemliyorsun kuşu, sonra kaloriferli apartman dairene gelip, yaylı yatağında yatıyorsun. Nasıl bir iletişim doğmuş oluyor böylece kuşla aranda?

Hele hele akvaryumlar. Balık yiyorsun, avlıyorsun. Akvaryuma koymanın zararı ne? Ben mesela ilk defa ticari bir akvaryumda bir deniz atı gördüm ve çok şaşırdım. Kitaplardaki çizimlerden hep daha büyük olduklarını düşünmüştüm. Her gördüğümde de ayrı heyecanlanıyorum, çok güzel hayvanlar. Ayrıca ben balık yiyorum. Yediğim yani öldürdüğüm bir hayvanı, öldürmek yerine akvaryuma koymuşum. Balık yiyen birinin, akvaryumda balık görmek istememesi de ilginç geliyor bana. Ama tabii şu da var: istanbul'da Turkuazoo'ya gitmiştim. Muhteşem bir akvaryum. Zaten biyologlar da aynı şeyi söylüyor. Akvaryumlar çok bakımlı, hayvanlar çok sağlıklı. Ama Antalya'dakne gittim. Çok pişman oldum. Yani işkence merkezi gibi yerler yapmanın anlamı yok. Herkese de hayvanatbahçesi, akvaryum kurma lisansı vermemek lazım. 1 tane olsun, hakkıyla yapsın bilgilendirme işini. 10 tane olmasının, hayvanların orada eziyet çekmesini bir anlamı yok. Çok meraklı olan varsa, gider o bir tanede göreceğini görür.

Ayrıca "zooloji, hayvanat bahçesi" diye google'larsanız göreceksiniz ki hayvanat bahçeleri sadece hayvan sergileme alanları değil. Başka işlevleri de var.

Bir de "özgürlük" kavramı var. Bir hayvan için ne ifade ediyor bu kavram bilemiyorum. Özgürlük bir seçimdir. Seçim yapma şansı olmayan biri özgür olamaz ki? Hayvan içgüdülerine göre davranır, eğer kendine alıştırırsan seninle kalır. Seninle yaşamaya alışmış bir kedinin sokakta yaşamak üzere evden ayrılmamasının sebebi özgürlüğüne karşılık sen tercih etmiş olması mıdır yani? Ya da tam tersi, evcilleştirilemeyen hayvanların sirkteki bakıcısının yanında kalmak yerine ormana kaçması, terbiyecisini bir kedinin sahibini sevdiğinden daha mı az sevdiğini gösterir?

Ben hayvanat bahçelerine, akvaryumlara ya da sirklere bazı noktalarda tepki duyabilirim: Gereksiz masraf ve enerji sarfiyatı yaparlarsa... Mesela gece hareket eden hayvanlar, ziyaretçiler geldiklerinde daha hareketli olsun diye bütün gece yüksek ışık altında tutanlar varmış. Mesela müren balıkları... Bu hem hayvana işkence, doğasına müdahale, hem de ne büyük masraf, enerji sarfiyatı. Onu da sergileme arkadaşım. Hakeza yunuslar vs. O kadar büyük boyda hayvan için havuz yapıyorsun, eğitmen yetiştiriyorsun, yiyecek temin ediyorsun, veteriner vs bir sürü bakım. Üstelik hassas hayvan, hasta oluyor, bunalıma giriyor. Attığın taş, ürküttüğün kuşa değmiyor. Ben zaten yunusları Marmara Denizi'nde bile görüyorum. Yunus gösteri merkezlerini de anlamsız buluyorum. Ha, insanin azmedince yunusu bile eğitebilmesi ilginç tabii. Bir de yunus ile eğiticisi arasında kurulan bağ da ilginç. Sakatlığı olan çocukların yunuslarla yapılan terapiler ile iyileştikleri de söyleniyor ama ne kadar doğru bilemiyorum. Yine de sarf edilen emek, elde edilen sonuca değmiyor gibi geliyor bana. Hiç gitmedim, izlemedim, görmek de istemem.

Şu kitabı okuyan varsa içeriğini çok merak ediyorum: Western Carolina Üniversitesi’nden Psikoloji Profesörü Harold Herzog, "Some We Love, Some We Hate, Some We Eat" (Bazılarını Seviyoruz, Bazılarından Nefret Ediyoruz, Bazılarını Yiyoruz)

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/16/2012 13:51:00

Şu yazının sonundaki yorumlarda, sokak hayvanları ile ilgili zihin açıcı tartışmalar yapılmıştı: http://berceste.blogspot.com/2012/07/kediler.html

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/16/2012 15:41:00

valla benim çok sayıda kedim oldu. kedim diyorum, onlar da bana insanım diyebilirler sakıncası yok :}

bir kısmını sokakta besledim, bir tanesi hem sokakta hem evde yaşıyordu, kafasına göre girip çıkıyordu, şu andaki kedim sofi ise sadece evde yaşıyor.
bu hayvanların hepsinin kendi tercihiydi bu şekilde yaşamak. sokakta beslediklerimi arada eve aldım hemen çıkmak istediler. sofi ise sokağa bensiz asla çıkmıyor, çıkarsa da bir köşeye girip benim onu almamı bekliyor. eve de kendisi kendi isteğiyle yerleşmişti, penceremizden girerek..
eğer dışarıda yaşamak isterse ve bunu istediğne emin olursam kapıyı açarım ona..
hayvanlarla insanlar arasında  bir duygusal bağ oluyor ben kedimin beni annesi olarak gördüğünü sanıyorum. bu sağlıksız bir durum olabilir ama durum böyle gelişti, yani beni bırakıp gidemiyor şu anda bence..ama biz de hayatımızda belli insanları ömür boyu yanımızda isteyip yaşamımızı ona göre şekillendiriyoruz, kedilerinki de tuhaf gelmiyor bana o yüzden..

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/17/2012 22:16:00

Çocukluğuma dair hatırladığım en eski şey evin bahçesindeki odunluk/ardiye gibi yerde  beslediğimiz tavşanlarımızdı. Toprakta oydukları bir yuvaları vardı, kolumu uzandığınca içeri sokar yavru tavşanlara ulaşıp dışarı çıkarıp severdik. Birde kışın pencerenin önünde bir kasnağın altında biraz palazlanana kadar büyütülen civcivler. çocukluğumun her döneminde hayvanlarla bir aradaydık, evin bahçesindeydiler. Şehre taşındığımızda hayvanların cinsi değişti, içeri girdi, akvaryum ve kafeste.

 İşyerinde ultrasonla benim odam yan yana. 2 hafta önce 2 aylık bir bebek getirmişler, yüzünde burun yerinde sadece 2 delik vardı. Evin 5 yıllık kedisi burnunu yerken aile yetişmiş. Kedi bebeği kıskandı diyorlardı.

 Tabiki çok uç bir örnek oldu bu ama şehir efsanesi değil, yaşanmış, gördüm.

 Hayvanlar için ne şehir sokakları güvenli, ne de evler uygun ortamlar..

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/26/2012 12:23:00

sirkler üzerine bir yazı: http://www.opsiyonhaber.com/koseyazisi-93-Olum-Bileti.html

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/26/2012 12:42:00

Keşke bu tarz yazılar artsa. Çoğu insan bunu düşünemiyor. Üzerinde fazla kafa yormadığından. Eminim daha çok dillense daha etkili olacaktır.

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/27/2012 07:37:00

Ben de bu tür yazılarda neden hiç "atıf" yapılmıyor, bunu anlayamıyorum. PETA'ya konuşan birinin en azından adı değilse bile anlattığı hikaye PETA'nın sayfasında yayınlanmıştır ya da kiyaplarından birinde basılmıştır... Bir şekilde kayıt altına alınmıştır.

Yani böyle yazılar yazmak kolay. Üşenmesek bu gruptaki herkesten en az 5'er tane çıkar bu yazılardan. Atıf yok, araştırma yok, yazması kolay...

Bu arada sokak kedilerinin hiçbirinin ömrünün 4-5 seneden fazla sürmediğini, çoğunun bebeklik dönemlerinde geçirdikleri ilk kışı atlatamadıklarını da hatırlatmak isterim.

Ynt: kafesler, akvaryumlar, sirkler ve evler...

11/27/2012 21:15:00

Fatoş'un söylemek istediği, bu tarz yazıların okunmasının genel kitle üzerinde bilinç yaratabileceği sanırım. Yoksa bilimsel bir makaleden bahsetmiyoruz.  Yazıyı yazmak kolay ya da zor, orası değil yaratacağı sonuç önemli olan.   

<12>

Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Düşünen Hayvan

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...