Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

Ynt: Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

01/23/2013 17:40:00

Birakmisiz niyeyse konusmayi. Yuksel de ne guzel yazmisti en son halbuki. Benim baska bir kitabi okurken aklima geldi, aklmdan gecenleri paylasayim istedim.

Su an okudugum arunthai roy - kucuk seylerin tanrisi

Kitap hndistanla ilgili bir kitap. Neyse, ndan cok bahsetmeyecegim de kitapta hindistandaki 'dokunulmazlar' grubundan bahsediyor bir ara. Zaten biliyoruz ama bazi seyleri okuyunca cok carpldim yine. Yururken geri geri yurumek ve bastiklari yeri supurmek zorundalarmis ki diger kisile oradan gecerken kirlenmesin. Konusurken havayi kirletmemek icin elleriyle agizlarini kapatmak. Bir de bu gruptan cikmak diye bir sey yok. Yani baska bir sinifa atlaman mumkun degil. Oyle ki hristiyanliga cekmisler bu gruptan bazi insanlari, dokunulmazlik durumundan kurtulsunlar diye, orada bile ayri kilise falan vermisler.

Bu insanlar da bu durumu ayni sekilde kabul etmis iste. Cocugunun da o hayati surmesini. Hatta cocugunda hafif isyankar bir tavir goren baba cok huZursuz oluyor. Yahu biz niye dokunulmaziz, ne sacma is bu demeden, hayal gucu baska dine gecip orada asagilanmanin otesine gecemeden.

Bilimkurgu degil bu ustelik. İsin kotu yani dunyadaki tek aklimizin kabul edemeyecegi kabullenis de degil.

Kitap cok gercekci bir kitap aslinda

Ynt: Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

01/23/2013 18:52:00

ocak ayı kitabı ne olucak bende katılayım aranıza... geniş bir kütüphanem vardır benimde



Ynt: Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

Ynt: Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

01/23/2013 18:54:00

banu küçük şeylerin tanrısı sanırım en sevdiğim iki üç kitaptan birisi

Ynt: Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

02/26/2013 20:33:00

aslında hepimiz farklı boyutlarda esareti ve itaati benimsemiyor muyuz? işlerimiz, hayatlarımız, monotonluk, yorgunluk..aslında alternatif bir hayat kurgulanabilir hepimiz için ama bir türlü çıkamıyoruz çarkların içinden..bunları düşündürdü bana..yani doğduğumuz hayatın sunduğu çerçevenin dışına kaçımız çıkabiliyoruz ki..

Ynt: Aralık ayı kitabı / Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

04/06/2013 22:54:00

Ben oldukça geriden geldim bu kitaba, o dönem okuyamadım ama sıradaydı, yeni okuyabildim. Okumadan yorumlara bakmak istememiştim. Şimdi de gecikmiş de olsa bir şeyler yazayım dedim.


Bu kitap gerçekten sarsıcı ve iç acıtıcı geldi bana. Bir yandan sanki hiç gerçek olamayacak bir şey gibi görünürken bir yandan da hayatın çok uzağında değil aslında. Belki en çok bu yanı içimi acıttı. Belki böyle klonlanan insanlar yok henüz, belki sadece bir organ makinesi gibi kullanılan, üretilen birileri yok ama hayat çok yönü ile benzer acımasızlıkları taşıyor. 

Mesela aklıma geçenlerde on üç yaşında pres makinesine sıkışarak ölen Ahmet Yıldız isimli çocuk geliyor. On üç on dört yaşında kimi çocuklar basketbola, yüzmeye falan giderken kimileri de iş hayatına atılmak zorunda kalıp ölebiliyor. Tabi bu yaşlardaki çocukları düşününce aklıma peşi sıra başka şeyler de geliyor. On iki yaşında on üç kurşunla ölen Uğur Kaymaz, geçen yıl Roboski'de katledilen Bedran Encü, 26 erkeğin tecavüzüne uğrayıp rızası vardı denilen N.Ç., koyun otlatırken havan mermisiyle vurulup ölen Ceylan Önkol... Ve bunlar sadece bizim ülkemizde yaşanıp bir çırpıda aklıma geliverenler. Kim bilir bilmediğimiz yerlerde, duymadığımız ne hayatlar yaşanıyor.

Kitabı okurken yıllar önce izlediğim bir film de geldi aklıma. Ada isimli bir film. Hatta senaryosu bu kitaptan uyarlama mı diye de düşündüm ama baktım öyle bir bilgiye ulaşamadım. Bu filmde de insanlar klonlanıyordu ve yine organ bağışçısı olarak kullanılıyorlardı. Ancak o klonlar kendilerine ne olacağını bilmiyorlardı. Kapalı bir tesiste yaşıyorlardı. Onlara verilen bilgi dünyada yaşanabilir hiçbir yerin kalmadığıydı. Sadece bir ada vardı. Kura çekilerek oraya gidecekler belirleniyordu. Sonra anlıyorduk ki adaya götürülecek diye seçilenler sırası gelip organlarını bağışlayacak olanlardı. Bu kitaptaki gibi yavaş yavaş öldürülmüyorlardı, ilk bağışta ölüyorlardı zaten. Oradaki kurgu kaçmak üzerine kurulmuştu ve kaçan bir çiftin yaşadıkları anlatılıyordu ve bu daha korkunçtu. Kaçan çift kendi asıllarına aslında yaşayan insanlar olduklarını anlatmak istiyorlardı ama bu işlemi yaptıran insanlar çok para harcayarak bir hayat sigortası gibi bunu yaptıklarından çok da umursamıyorlardı bu durumu.

Kaçma, kurtulma duygusu, dürtüsü olmayışı kitapta beni rahatsız etti. Olayı anladığım andan itibaren şimdi kaçmaya çalışacaklar işte gibi öngörülerde bulundum, ya da öyle olsun istedim ama olmadı. Belki de yazarın vermek istediği de buydu. Esra yazmış sanırım, aslında çoğumuz öyle değil miyiz, bize dayatılan hayatın dışına ne kadarımız çıkabiliyor diye. Doğru tabi ama bir yandan da bu dürtünün olması gerektiğine inanıyorum ben. Nasıl yukarıda söylediğim çocukların durumu için de sadece üzülmenin yetmediğine, bu adaletsiz dünyanın değişmesi için bir şeyler yapmamız gerektiğine inanıyorsam öyle. 

Yine Esra söylemiş başlarda, bu kitabın kendisine et yemeği sorgulattığını. Ben de bahsettiğim film için öyle hissetmiştim. Yani hayvanların da o şekilde üretilip önümüze yiyecek olarak geldiğini düşünmüştüm. Filmi seyrettiğim zaman vejetaryen değildim. Belki de film de beni vejetaryenliğe sürükleyen şeylerden biriydi, bilemiyorum. Açıkçası hayatımda aldığım en iyi kararlardan biri olduğunu düşünüyorum vejetaryenliğin. Bu karardan sonra çok daha huzurlu bir insanım çünkü hep kafamda soru işareti olan ve çözemediğim yönlerden biriydi bu. Kendimi iki yüzlü ve çıkarcı hissetmeme sebep olan bir şeydi hayvan yemek. 

Bir de inandıkları o şehir efsaneleri meselesi. Hani gerçekten aşık olurlarsa erteleme alabilirler diye düşünmüş ve bunun peşinden gitmişlerdi ya, bu da bana masallardaki kurbağanın prens olmasını, uyuyan güzelin uyanmasını ya da Pinokyo'nun insan olmasını falan hatırlattı. Belki de yazar da oralara bir gönderme yapmıştır. Hani insanı insan yapan sevgidir demenin bir yoludur bu efsane de. Tabi yalan çıkması da ayrı bir tartışma.Arka kapakta da cevabı aranan bir soru olarak geçmiş ya; sanat ve aşk zamanı durdurabilir mi? Durduramaz deyip kapatmışız sanırım konuyu.

Bence de en etkileyici kısımlar rol modellerin fahişelerden vs olduğunun Ruth tarafından söylendiği bölüm ile Madamla Tom ve Kathy'nin görüşmeleriydi. Klonlara değer veren, onların iyi yaşamasını isteyenlerin bile onları yaratık olarak gördüğünün açığa çıkması çarpıcıydı. 

Bir de ölümden tükeniş diye bahsedilmesi de farklı bir vurguymuş gibi geldi. Hani gerçek hayatta ölüme dair bir gönderme imiş gibi ya da nasıl diyeyim yaşarken tüketmek, tükenmek de bir nevi ölümdür dermiş gibi. 

Kitabı az önce bitirdim ama bitirmek pek iyi hissettirmedi bana, sanırım kurtuluşa dair bir şey söylenmemiş olmasından, kabullenişten, o dinginlikten. Hani böyle yarım kalan bir hikaye tadı kaldı. 

Neyse Nisan ayı itibari ile Aralık ayı kitabına yazarak kötü bir ilki de gerçekleştirmiş oldum sanırım. Umarım diğer ayların kitaplarına bunu yapmam:)    


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Film/Kitap Kulübü

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...