aziz misafirler, nur taneleri

04/25/2012 08:50:00

moral dergisinde okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum.
İş hayatı mı, çocuklar mı? Toplantılar mı, evdekiler mi? Hizmet mi, aile mi?
Hangisi öncelikli, hangisi önemli, hangisi ilk sırada?
Sıralamaya geçmeden önce, tek cevaplık bir soru?
Bir an için düşündüğümüzde, bunlardan hangisi hayatımızı durduruyor?
Dışarıdakiler mi, içeridekiler mi? Evin içindekiler mi, dışındakiler mi?
Daha açık soralım? İşimiz, toplantımız ve hizmetimiz mi yoksa çocuğumuz, oğlumuz, kızımız mı?
Cevap, tartışmasız olarak tektir: Çocuğumuz.
İştesiniz, toplantıdasınız, hizmettesiniz. Telefonunuz çaldı, telefondaki ses:
“Çocuğunuz kayboldu… Kızınız kaza geçirdi… Oğlunuz nefes almakta zorlanıyor…”
İşe mi devam edersiniz, toplantıyı mı sürdürürsünüz, hizmete mi eğilirsiniz?
Cevap açık ve tartışmasızdır: Çocuğunuza koşarsınız…
Neden mi? Bu soruyu sormaya bile gerek yoktur. Baba iseniz, anne iseniz, yapılacak başka bir seçeneğiniz yoktur.
Şayet “tartışmasız” seçeneğiniz yoksa ve gerçekten de öyleyse, ki öyledir, o zaman dünyevi bahaneler ve “uhrevi” gerekçeler ileri sürülerek evin ve çocukların ihmali neden ciddiye alınmıyor?
İş işten geçtikten, “tavşan yamacı aştıktan”, yangın bacayı sardıktan ve artık yapılacak bir şey kalmadıktan sonra gayret göstermek neleri geri getirir, hangi kayıpları telafi eder?
Edilen “ah, vahlar”, diz-döş dövmeler, pişmanlıklar, kendimizi suçlamalar, “keşke”ler ve daha bir sürü itiraflar ve ağlamalar ne gibi faydalar sağlar?
Peygamberimiz çocuklarına ne kadar zaman ayırırdı?
Her konuda en şaşmaz örneğimiz, her meselede yol göstericimiz, her alanda rehberimiz, Efendimizin (a.s.m.) işi, hizmeti, toplantıları, meşgul olduğu meseleler, ilgilendiği insanlar bizden az mıydı?
Üstelik çektiği zahmetler, gördüğü eziyetler, karşılaştığı sıkıntılar, taşıdığı sorumluluklar ve üzerindeki ağırlıklar bizlerle kıyaslanmayacak kadar çoktu ve sürekli üst üste geliyordu.
Peygamberimizin çocuklarıyla hayatı nasıl paylaştığını, onlara ne kadar zaman ayırdığını, birlikteliğinin sınırı ve ölçüsünü bir an için düşündüğümüzde şöyle bir kanaati belirtmek hiç de abartılı olmayacaktır:
Savaş günlerinde de, barış zamanlarında da Efendimizi “Fatıma’sız” düşünemeyiz. Medine günlerini “Hasan’sız, Hüseyin’siz” aklımıza getiremeyiz. Evde onlar, mescitte ve sohbette onlar, sokakta ve namazda onlar, içeride ve dışarıda hep onlar. Onu, onlarsız, çocuklarından ve torunlarından uzakta bulamayız, göremeyiz.
Torunları onun “oğlu”ydu, onlara “oğlum, oğullarım” diyordu. Büyük kızı Zeynep’ten olma torunu Ümame de sürekli yanındaydı. Onu da dizinin dibinden, gözünden ayırmıyordu.
Mescid-i Nebevi ağzına kadar dolu. Kendisi imam, arkada koca bir sahabe cemaati, namaz kıldırıyor. Hasan safları yararak düşe kalka geliyor. Bir de bakıyor ki dedesi yerde, secdede. Durur mu çocuk! Onun için her şey oyun. Hemen atlıyor, dedesinin sırtına çıkıyor, boynuna oturuyor. Dakikalar geçiyor, Mübarek Dede hareket etmiyor, secde halini hiç bozmuyor. Çocuk kendiliğinden ininceye kadar secdeye devam ediyor. Hasan usanıp da sırtından inince başını secdeden kaldırıyor, namazı tamamlıyor.
Sahabenin endişe ve merak dolu sorusu üzerine de şu tatlı cevabı veriyor: “Sırtımda oğlum vardı, onu rahatsız etmek istemedim.”
Söze ve davranış biçimine bakın: Bir Peygamber, arkada sahabe cemaati, camide namaz ve bir çocuk… Öncelik ve önem sırası nerede? Hangisi bozulur? Namaz mı, çocuğun kalbi ve psikolojisi mi?
Mescid-i Nebevi’den ikinci çocuk manzarası…
Efendimiz minberde hutbe okuyor. Mescidin içi, dışı sahabeyle dolu. Kız torunu Ümame safların arasından paytak paytak geçerek dedesine ulaşmaya çalışıyor. Çocuğu bu halde gören hiçbir sahabi ona engel olmuyor. Sonunda çocuk dedesine yaklaşır yaklaşmaz Efendimiz minberden iniyor, kollarını açarak çocuğu kucağına alıyor, hutbesine, Peygamberlik görevine, Allah’tan aldıklarını anlatmaya devam ediyor.
Sevgili Peygamberimiz hutbeden sonra namaza dururken, kıyamdayken çocuğu kucağında tutuyor, secdeye vardığında ise yere bırakıyor. Cemaate namazı bu şekilde kıldırıyor.
Şimdi bir kere daha düşünün ve hayal edin: Kucağında bir kız çocuğuyla namaz kıldıran bir Peygamber!
Siz hayatınızda bir kerecik olsun bu şekilde bir namaz kıldığınız/kıldırdığınız oldu mu?


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
ANADOLU PEDAGOJİSİ

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...