Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

<12>

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

02/17/2012 13:12:00

yumurtanin icindeki kucuk siyah/kahverengi benegin hikmeti buymus :) ''Bir dönem ''Aman yumurtadan uzak durun, kolesterolünüz tavan yapar yoksa!'' denirdi. Bakıyordum etrafıma, her sabah tavaya dört göz yumurta kırıp üç kaşık da tereyağı atan teyzem sekseninci yaşına biraz kilolu girmiş olmakla birlikte kalp krizi falan geçirmiyor... Tüketmeye hiç ara vermedim. Sonra sonra bilim insanları da yumurtanın kolesterolü yükseltici bir şey olmadığını söylediler, benim yarı bilimsel ''teyzem ölmediyse sağlıklıdır'' teorim de tutmuş oldu. :) Ama önemli bir şey vardı, teyzem besi çiftliği yumurtası falan yemezdi. Bahsettikleri kolesterol yükseltmeyen yumurta da döllenmiş yumurtaydı. Tıpta uzun zamandır kullanılan, özellikle son dönemlerde kanseri tedavi etme çalışmalarında adını sıkça duyuran Lesitin diye bir madde var. Bu madde döllenmiş yumurtanın sarısında bulunuyor. Zaten adı da Yunanca'da yumurta sarısından geliyor. Yumurta döllendiğinde ortaya çıkıyor. Yumurta sarısındaki yüksek kolesterolü düşürüyor, vücuttaki kolesterol dengesini sağlıyor, bağırsak sorunlarından kurtulmayı sağlıyor. Sağlıyor da sağlıyor... Marketlerde satılan yumurtalarda var mı? Yok. Çünkü besi çiftliklerinde yumurta tavukları ile horozlar ayrıldığı için çiftleşme, döllenme mümkün değil. Özel bir sebebi var elbette... Döllenmemiş yumurtanın raf ömrü uzun. Çok uzun... Oysa yumurta döllendiği andan itibaren içinde yaşam başlıyor ve en fazla 10 gün içinde bozuluyor. Marketlerde, son zamanlarda pıtrak gibi çoğalmış organik ürün dükkanlarında falan köy yumurtası diye sattıkları şeyler var. Bir sepet samanla doldurulup içine yumurtalar dizilince onlar köy yumurtası oluyor otomatik olarak. :) Ama işin tuhafı bunlar bir de ayrılmış. ''Turuncu Köy Yumurtası'' var, hemen yanında ''Sarı Köy Yumurtası'' var. ''Çift Sarılı Köy Yumurtası'' var, biraz daha pahalı bu... Bakıyorsunuz, döllenmemiş yumurta çoğu... Serbest gezen tavuklardan geldiği söyleniyor da köyde serbest gezen tavuğun bir horozun tecavüzünden kaçma ihtimali yok. En fazla beş dakika dolanabilir serbest serbest... O satılan yumurtaların çoğunun gerçek bir yumurta ile ilgisi yok. Bildiğiniz fenni çiftlik yumurtası... Beyaz dışında bir renge sahip olmaları da bir şeyin göstergesi değil artık maalesef. Yemlerle, ilaçlarla kolayca müdahale edilebiliyor yumurtaların renklerine. Bakmanız, dikkat etmeniz gereken yumurtanın döllenmiş olup olmadığı... Bunu anlamak dikkatli gözler için çok kolay aslında. Döllenmiş yumurtalarda horozun sperminden küçük, siyah bir benek olur yumurtanın içinde. Kırdığınızda küçücük de olsa biraz dikkatli bakarsanız bu beneği görürsünüz. O beneği gördüğünüz yumurtayı dilediğiniz gibi tüketin işte.''

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

02/17/2012 13:13:00

paragraflar cikmamis, ozur, tekrar yaziyorum:


yumurtanin icindeki kucuk siyah/kahverengi benegin hikmeti buymus :)  :

''Bir dönem ''Aman yumurtadan uzak durun, kolesterolünüz tavan yapar yoksa!'' denirdi. Bakıyordum etrafıma, her sabah tavaya dört göz yumurta kırıp üç kaşık da tereyağı atan teyzem sekseninci yaşına biraz kilolu girmiş olmakla birlikte kalp krizi falan geçirmiyor... Tüketmeye hiç ara vermedim.

 

Sonra sonra bilim insanları da yumurtanın kolesterolü yükseltici bir şey olmadığını söylediler, benim yarı bilimsel ''teyzem ölmediyse sağlıklıdır'' teorim de tutmuş oldu. :) Ama önemli bir şey vardı, teyzem besi çiftliği yumurtası falan yemezdi. Bahsettikleri kolesterol yükseltmeyen yumurta da döllenmiş yumurtaydı.

 

Tıpta uzun zamandır kullanılan, özellikle son dönemlerde kanseri tedavi etme çalışmalarında adını sıkça duyuran Lesitin diye bir madde var. Bu madde döllenmiş yumurtanın sarısında bulunuyor. Zaten adı da Yunanca'da yumurta sarısından geliyor. Yumurta döllendiğinde ortaya çıkıyor. Yumurta sarısındaki yüksek kolesterolü düşürüyor, vücuttaki kolesterol dengesini sağlıyor, bağırsak sorunlarından kurtulmayı sağlıyor. Sağlıyor da sağlıyor...

 

Marketlerde satılan yumurtalarda var mı? Yok. Çünkü besi çiftliklerinde yumurta tavukları ile horozlar ayrıldığı için çiftleşme, döllenme mümkün değil. Özel bir sebebi var elbette... Döllenmemiş yumurtanın raf ömrü uzun. Çok uzun... Oysa yumurta döllendiği andan itibaren içinde yaşam başlıyor ve en fazla 10 gün içinde bozuluyor.

 

Marketlerde, son zamanlarda pıtrak gibi çoğalmış organik ürün dükkanlarında falan köy yumurtası diye sattıkları şeyler var. Bir sepet samanla doldurulup içine yumurtalar dizilince onlar köy yumurtası oluyor otomatik olarak. :) Ama işin tuhafı bunlar bir de ayrılmış. ''Turuncu Köy Yumurtası'' var, hemen yanında ''Sarı Köy Yumurtası'' var. ''Çift Sarılı Köy Yumurtası'' var, biraz daha pahalı bu... Bakıyorsunuz, döllenmemiş yumurta çoğu... Serbest gezen tavuklardan geldiği söyleniyor da köyde serbest gezen tavuğun bir horozun tecavüzünden kaçma ihtimali yok. En fazla beş dakika dolanabilir serbest serbest...

 

O satılan yumurtaların çoğunun gerçek bir yumurta ile ilgisi yok. Bildiğiniz fenni çiftlik yumurtası... Beyaz dışında bir renge sahip olmaları da bir şeyin göstergesi değil artık maalesef. Yemlerle, ilaçlarla kolayca müdahale edilebiliyor yumurtaların renklerine. Bakmanız, dikkat etmeniz gereken yumurtanın döllenmiş olup olmadığı...

 

Bunu anlamak dikkatli gözler için çok kolay aslında. Döllenmiş yumurtalarda horozun sperminden küçük, siyah bir benek olur yumurtanın içinde. Kırdığınızda küçücük de olsa biraz dikkatli bakarsanız bu beneği görürsünüz. O beneği gördüğünüz yumurtayı dilediğiniz gibi tüketin işte.''


Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

02/17/2012 13:26:00

Döllenmiş yumurta olduğunu bilmek ne kadar rahatlatıcı olsa da bir o kadar öö oldum ulku :) sağolasın. önemli bir bilgi :)

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

02/17/2012 13:51:00

en kestirme kaz dagına taşınmak  kendin üretip tüketmek marketlerde organik olayına inanmk mümkün degl    :( bizler çocukken bizim çocuklrmza göre daha şanslıydk dogal organik beslenrdik daha pek çok artı  bu sebeten ekolojk yaşamak yarnları  düşünmek lazm kaliteli bi nesil için  tüketmektn ziyade üretmek gerek gibi gözüküyo  :) 

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

04/24/2012 11:21:00

"Çocukluğunuzda kümesiniz oldu mu hiç..? Belki çocukluk anılarınızda, okul tatillerinde ziyaretine gittiğiniz bir akrabanızın kümesi yer etmiştir..? Hiç değilse bir yakınınız, Anadolu ile bağı olan bir eşiniz dostunuz vardır. Belki siz hatırlarsınız, belki onlar.. ''Tavuk Kıranı'' diye bir hastalık vardır öteden beri. Bir çeşit gribal enfeksiyondur bu. Kümese girince hızlı yayılır. Mecbur, kümes sökülür hemen... Bahçenin uzak bir yerine yeni bir kümes inşa edilir. Kireç ile temizlenir her taraf. Hastalık belirtisi gösteren tavuklar ayrı bir yerde kapalı tutulur ve sularına antibiyotik damlatılarak tedavi edilir. ''Edilir - di'' demem gerekiyor aslında.

2006 yılının başına doğru birdenbire bir şeyler oldu. ''Kuş Gribi'' diyorlardı adına, sanki kıyamet geldi dayandı kapıya. Tüm televizyon kanalları bangır bangır yayınlar yaptı haftalar boyunca. Gazetelerin manşetinden hiç düşmedi bu konu. Akademi mensupları çıktı bizleri uyardı, bürokratlar çıktı bizleri uyardı, hayvancılık sektöründeki büyük firmaların yetkilileri çıktı bizleri uyardı... Hepimiz ölecektik..! Sahi, hatırlayan var mı? O dönem kaç kişi öldü H5N1 virüsünden..? 

Sayıyı bulursanız bir de her gün sağlık kuruluşlarında yanlış iğneden ölenlerin ya da ne bileyim kırmızı ışıkta geçen araçlar nedeniyle ölenlerin istatistiklerini inceleyin... ''Normal'' gripten her sene ölenlerin sayısını..? Allah aşkına bu kadar abartılacak bir şey miydi kuş gribi..? 

O günlerde ben yine burada, Nazilli'deydim. Büyükçe de bir kümesim vardı ve kedilerimden köpeklerimden ayrı tutmadığım tavuklarımın akıbetini düşündükçe geceleri uyku haram olmuştu bana. Kısa sürede korkum gerçeğe döndü. Devlet görevlileri köy köy dolaşıp ne kadar kanatlı hayvan varsa toplamaya başladılar. Kepçeler çağırıp devasa çukurlar kazdırdılar. Canlı canlı attılar topladıkları hayvanları o çukurlara. Canlı canlı gömdüler Anadolu'da ne kadar ''gerçek'' tavuk varsa. Günahları boyunlarına...

Tavuk Kıranı bu kadar abartılacak şey değildi. Her an köylerin içinde olan sağduyulu veterinerler ile, sağduyulu köylüler ile öteden beri olduğu gibi o yıl da atlatılabilirdi. Öyle olmadı. Birilerinin işine gelmedi. O gün bu gündür hormonlu tavuktan başka bir şey bulamazsınız piyasada. Ya o acayip şeyi yiyeceksiniz, ya da tavuktan vazgeçeceksiniz. 

Yerli besiciler et fiyatlarına zam yapmasın, para kazanmasın diye yapıldı benzer oyunlar. Angus ithal etmeye başladık. Çok lezzetliymiş, bilmem neymiş... Kimse yemedi elbette. Tıpkı şimdi o acayip tavukları yemeyi bıraktıkları gibi... Herkes vızır vızır köy tavuğu, yerli dana arıyor. Burada da ''uyanıklar'' konuyu itina ile ele alıyor. Birdenbire Türkiye'deki bütün kasaplar milyonlarca ''köy tavuğu'' buluverdi. Hangi kasaba, hangi markete sorsanız ''yerli dana'' satıyorlar. Her ay ithal edilen onca dana nereye gidiyor..? Ben daha ''Etlerimiz Angus'tur.'' diyen bir kasap ile karşılaşmadım. Siz de karşılaşmadınız. 

Şimdi yeni bir şey çıkıyor. Dünyanın sonunu getirecek, insanlığın kökünü kazıyacak zehirli sıvıyı tespit ettiler: Köy Pekmezi!

...'' diyorum. YemezlerBir haber çıktı, mail zincirine dönüştü, dolaşıyor günlerdir... Böyle şeylerle karşılaştığımda dikkatimi çeken ilk şey haberin veriliş tarzı oluyor. Hani laboratuarlar yıllardır bunun üzerinde çalışıyorlarmış da nihayet ''bugün'' bu çalışmanın semeresini almışlar gibi bir hava... Ben bu haberin, buna benzer haberlerin çıkışını endüstriyel yöntemlerle üretilen ürünlerin satış grafiklerinin düşmesine bağlıyorum. Satır aralarına yerleştirilmiş gizli reklamlar gözüme çarpıyor. ''

Anadolu'da binlerce yıldır yapılan, müthiş bir besin kaynağı olarak herkesçe önerilen pekmez ''tu kaka'' oluverdi birden. Yüksek ısıda şey olursa bilmem ne olurmuş ve biz ölürmüşüz. Şeker oranı gayet yüksek olan böyle bir ürünü fıkır fıkır kaynatabilen var mı, bilmiyorum? Eğer pekmez yapmayı bir kez olsun denedi iseniz o sıcaklıkta pekmezin anında yanacağını, kaynatarak pekmez yapmanın imkansız olduğunu bilirsiniz. Geniş sathından suyun buharlaşması daha kolay olsun diye pekmez daima yayvan bir tepside pişer. Üzümün suyundan başka hiçbir şey konulmaz tepsiye. Altına da öyle cayır cayır yanan odunlar koyamazsınız. Közden başka şey yakıverir pekmezi. Tepsinin kenarlarına yapışan pekmezin, ısıya daha fazla maruz kalacağı için yanacağını bilen Anadolu halkı; sırf bu kenarı sıyırıp atmak için kullanılan tahta bir alet bile tasarlamıştır. :) Pekmez hafifçe kıvam aldıktan sonra altı söndürülür. Tertemiz tepsilere dökülüp üzerine büyükce kesilmiş camlar konulur ve gün ışığı altında suyunun tamamen uçması beklenir. Gün Pekmezi'nin adı buradan geliyor. 

Ben yıllardır pekmezi bu şekilde yapıyorum. Anadolu'nun gerçek köylüleri de bu şekilde yapar. Ancak elbette, ben kendi üretimim dışında kimsenin ürününe kefil olamam. Markalı ya da markasız diye bir ayrım yapmadan sadece pekmez alırken dikkatli olmanızı, yapılışı hakkında detaylı bilgi istemenizi önerebilirim. Bir tek tüyo vereyim. Üzüm pekmezi sadece üzüm suyu ile yapılır. ''İçindekiler'' kısmında bir ben eksiksem tekrar düşünün derim.."

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

04/24/2012 22:00:00

Bu döllenmiş yumurta işine çok sevindim:) Sütçü teyzemiz kendi tavuklarının yumurtalarını getiriyor.İlk günlerde eşimle biyolojik araştırmalar yapıyorduk yumurtalar üzerinde:) Bu noktalar ne ola ki diyorduk demek buymuş hikmeti:)

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

07/09/2012 12:57:00

"Ufak tüyolar vereyim. Domates, kiraz, kayısı, şeftali, mısır... Bunlardan almak istediğinizde birkaç kurt deliği, birkaç tırtıl görebilirsiniz. Görmelisiniz demek daha doğru aslında. Mesela domatesin en üstünden, mührüne yakın yerden girerler. İncecik, mikroskobik denilebilecek bir delikçik olur burada. Domatesi sebze tahtasına koyar, ikiye böler, dikkatlice bakıp bu deliği gördükten sonra o bölümü incecik kesip atarsınız olur biter. Sakın ''ayy vayy'' demeyin. :) Tarla domatesi, topraktan bunu alabilir yazın. Eğer hiç kurt deliği yoksa bilin ki o domates tarlası acayip ilaçlanmıştır. 

Tarlaya sokulan, arkasında ilaç tankı olan bir traktör getirin gözünüzün önüne. Ya da sırtına astığı koca tulumba ile bir aşağı bir yukarı dolanan akıllı bir çiftçi... O domates o tarlalardan gelmedir işte. :) ''Aman canım domatesin kabuğu var, kabuktan içine işlemez'' gibi bir şehir efsanesine inanıyorsanız bir kez daha düşünün, bolca da araştırın derim. O ilaçlar domates daha çiçek halindeyken atılmaya başlanıyor. Hasat gününe kadar aralıksız devam ediyor. Bırakın içini, çekirdeğine kadar işler. 

Tırtıl, kurt deliklerinden o kadar da korkmayın. Anlatmaya çalıştığım her bir domateste bu deliklerin olması gerektiği değil. Eve giren 8 - 10 domatesin bir tanesinde falan olur, olmalıdır. Eğer tüm domatesler pırıl pırılsa, bilin ki kurtların bile yemediği şeyi siz yiyorsunuz. 

İnsanı dışında tutarsak doğanın tüm yaratıklarında kusursuz bir beyin olduğunu düşünüyorum ben. Kusursuz bir düzen, kusursuz bir besin sistemi... Sinek, kurt, köstebek, fare, yılan, solucan... Hepsi sadece ''gerçek'' besini tüketiyor. İlacın kokusunu bizden önce alıyorlar, fayda sağlamayan, kendilerine zarar verecek gıdayı bizden iyi fark ediyorlar. "

Ynt: Baska Bir Gida Mumkun Hareketi

07/09/2012 15:23:00

offf off okudukça canım sıkılıyor çok..ama gerçekler acıdır,maalesef tüm bunlardan kaçış yok.Ben organik pazardan aldığım sebze meyvelere bile güvenemiyorum

<12>

Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Organik ürünlere meraklı olanların grubu

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...