KARDEŞ KISKANÇLIĞI...

04/25/2012 08:55:00

“Kıskançlık onun kanında var…”
Birçok anne-baba, çocuklarının kıskançlığını tarif ederken, “Taa çocukluğundan beri böyle. Kardeşi ile bir türlü anlaşamaz. Kıskançlık onun damarlarında var” derken acaba ne kadar doğru söylemektedir? Gerçekten kıskançlık duygusu, kişinin genleri vasıtası ile nesilden nesle mi aktarılmaktadır? 
Bu soruya hemen cevap vermek gerekirse, diyebiliriz ki; kıskançlık insanın yaradılışında hazır bulunan bir mayadır. Allah her insanı yaratırken, bu insanın hayatını devam ettirebilmesi için, duygu dünyasının hamuruna, “kıskançlık” mayasını da yerleştirmiştir. 
Nasıl ki, “öfke” duygusu yaradılış gereği her insanda vardır ki, o insan kendisine zarar verebileceklere karşı kendini koruyabilsin. Tıpkı bunun gibi, kıskançlık duygusu da her insanda yaratılış itibari ile vardır ki, insan kendi elinde olan değerlere sahip çıkabilsin… 
Tahrip edilen duygular kıskançlığı başlatır
Madem insanın mayasında kıskançlık duygusu vardır, o halde neden bazı insanlar, cinnet noktasında kıskançlık krizlerine kapılır da, bazılarının kıskanması gerekli olan şeylere el uzatılması umurunda bile olmaz? 
Bu soruya pedagojik açıdan vereceğimiz ana cevap; “Çocuk terbiyesinde izlenilen yanlış metotlardır” diyebiliriz. Yanlış yöntem, bir insanın sahip olabileceği en masum duygu olan kıskançlık duygusunu ya aşırı derecede tetiklemekte, ya da tamamen öldürülmesine neden olabilmektedir. 
Birçok anne-baba, çocuklarının kıskançlıklarını onların karakterinin bir parçası olarak görseler de, o parçayı, karakter haline getiren asıl etken, çocuğun duygu dünyasının tahrip ediliyor olmasından kaynaklanmaktadır. 

Çocuklara eşit davranmak, kıskançlığı körükler
Pratik tecrübelerimize dayanarak söylemek gerekirse, günümüzde kardeşler arasında oluşan kıskançlığın ana nedenlerinden birinin, anne-babaların çocuklarına karşı eşit davranma heyecanından kaynaklandığını görmekteyiz. 
Zira, hiçbir çocuk bir diğeri ile eşit değildir. Gerek karakter yapısı itibariyle gerek önce veya sonra doğuşu itibariyle her bir kardeş bir diğer kardeşten farklıdır. Bu farklılıkları gözetmeden bir anne-baba şefkati ile çocukları eşitlemeye çalışmak, eşitlik çizgisinin ilerisinde bulunan çocuğu ezmek anlamına da gelmektir. 
Düşünün lütfen; yaşları birbirine yakın iki çocuğunuz var. İkisinin de aynı kabahati işlediklerini farzedin. Eğer bu çocuklarınıza ceza vermeniz gerekiyorsa bir çocuğunuza farklı, diğerine farklı mı ceza vermeyi tercih edersiniz, yoksa ikisinin de suçu aynı olduğu için ikisine de aynı cezayı mı verirsiniz?
Birçok anne-babaya yönelttiğim bu soruya, “Aynı suçu işlemişlerse ikisine de aynı cezayı veririm” cevabını alıyorum çoğu defa. Hâlbuki aynı suçu işlemiş iki kardeşe aynı cezayı vermek, görünüşte “eşit”lik ilkesine dayansa da, çocuk terbiyesinde böylesi bir eşitlik “adaletsizliği” doğurur. 
Yine aynı örneği devam ettirirsek; aynı kabahati işleyen bu iki çocuğunuzdan birisi çok duygusal, diğeri ise vurdumduymaz olsun. Siz duygusal olan çocuğunuza 
-belki- “öte git” deseniz, kalbi kırılabilir ve bir hafta sizin yüzünüze bakamayabilir. Vurdumduymaz olan çocuğunuza, “öte git” deseniz umurunda bile olmayabilir ve hatta ertesi gün aynı kabahati fazlası ile işleyebilecek cesareti kendinde bulabilir.
Bu durumda, siz her ne kadar kendinizi çocuklarınıza karşı eşit davranıyor sansanız da, çocuklarınızın iç dünyasında uyandırdığınız duygular itibari ile bu eşitlik adaletsizliği barındırmaktadır. 
Adaletsizlik, kıskançlık doğurur
Anne babalar çocukları ile kurdukları iletişimde eşitlik ilkesine sadık kalayım diye uğraşırlarken, bir yandan da çocuklarının duygu dünyasının röntgenini çekmeyi ihmal etmemelidirler. 
Örneğin, anne baba olarak çarşıya çıktığınız bir gün çocuklarınıza hediye almayı planladınız ve aynı yaştaki iki erkek çocuğunuza, -birbirleri ile kavga etmesin diye- aynı hediyeyi aldınız. Acaba doğru yaptınız mı? Çocuklarınızdan birisi, sosyal yönlü oyuncaklar seviyor, bir diğeri matematiksel oyunlar seviyorsa, aldığınız aynı oyuncak her iki çocuğunuzda da aynı sevinci uyandırdı mı? Yoksa kardeşlerden biri çok sevindi de diğeri kenara geçti mahzun mahzun bakıyor mu? Ve hatta, kenarda üzgün bekleyen çocuğunuz, “Zaten en güzel oyuncağı hep kardeşime alıyorsunuz” diye içindeki duyguları size aktardığında, “Ama ikinize de aynı oyuncağı aldım” diye mi karşılık veriyorsunuz? Halbuki bu durumda çocuğun anlatmak istediği şeyin, “Hep kardeşimin sevineceği oyuncakları tercih ediyorsunuz, aynı oyuncağı bana alsanız da ben bu oyuncaktan hoşlanmıyorum ki” manasına gelebileceğini de düşünmek gerekmez mi? 
İşte çocuklar ile anne-baba arasında daha çocukluk yıllarında başlayan bu “adaletsizlik”, çocuğun doğuştan var olan kıskançlık duygularının alev almasını sağlar. 
Adaletsizlik güvensizliği, güvensizlik kıskançlığı tetikler 
Hâlbuki çocuk terbiyesinin en can alıcı noktası adalet duygusudur. Eğer çocuk o ya da bu sebeple kendisine haksızlık yapıldığı, anne babasının kendisine âdil davranmadığı hissine kapılırsa, bunun sonucu, güven bunalımıdır. Çocuk anne babasına bir defa güvensizlik hissettiğinde, artık kıskançlığın ikinci tetikçisi de harekete geçmiştir bile… 
Statü kaybı ve kıskançlık
Çocuklara yönelik âdil olmayan davranışlar, çocuklar arasındaki statü kaybına da neden olmaktadır. Statü kaybı ise, kıskançlığı körükleyen en önemli sebeplerden biridir. 
Örneğin, çocuklardan biri bir diğerine göre büyük ise, bu büyük olma statüsüne dikkat edilmeden her bir çocuğa eşit davranacağım mantığı, büyük çocuğun statü kaybına yol açacağı için kıskançlık duygusunu harekete geçirebilir. 
Veya eve yeni gelen en küçük kardeşe olan aşırı ilgi ve alaka, büyük kardeşi rahatsız edebilir. Kendisi daha önceden evin tek hâkimi iken birden bu hâkimiyetin kaybolduğu hissine kapılabilir. Sevgiyi tek başına kazanıyorken, anne babasının tek sahibi kendisi iken, elinde tuttuğu bu statüyü birden kaybetmek, çocuğu paniklettirebilir.
Böylesi durumlarda, anne babanın yapacağı şey, büyük çocuğuna büyümüş çocuk muamelesi yapmak, yeni kardeşe de bebek muamelesi yapmak olmalıdır. Büyük kardeşin daha önceden sahip olduğu hiçbir statünün kaybolmadığını ve hatta abi olmakla evde daha da önemli bir pozisyona geldiği ona hissettirilmelidir. 
Özetle diyebiliriz ki, çocuk terbiyesinde izlenilen yanlış metotlar gayet doğal ve insani duygu olan kıskançlık hissini tahrik etmekte ve körüklemektedir. Anne babalar, çocuklarının iç dünyalarını tanıyarak ve çocukların aile içindeki konumlarını dikkate alarak onlarla iletişime geçmelidirler. Çocuk ile anne-baba arasında yürütülen ilişki, eşitlik temeline göre değil, adalet anlayışına göre şekillenmelidir. Çocuk aile içinde her zaman güven ve huzur içinde hissetmeli, duygularının kırıldığı hissine kapılmamalıdır.
Unutmayın ki, kardeş kardeşin kumasıdır… Oturuşunuz, duruşunuz konuşmanız, en ufak kaş-göz işaretiniz çocuklarınız tarafından yanlış anlaşılabilir ve o evin atmosferini birden bire aleyhinize çevirebilir… 

PEDAGOG ADEM GÜNEŞ...


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
ANADOLU PEDAGOJİSİ

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...