Kadınlar için bir hediye

05/07/2010 07:36:00

Anneyiz biz, ama önce kadınız. Sevdiğim yazarlardan Ece Temelkuran'dan geliyor. "Kadınlar için bir hediye". Yazının orjinal linki : http://www.milliyet.com.tr/2003/03/09/yazar/temelkuran.html


Kadınlar için bir hediye

Bu, belki de sadece kadınların anlayabileceği ama daha ziyade erkeklerin anlamaya gayret etmeleri gereken bir hikayedir. Bu, erkeklere gitsin diye kadınlara bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hediyesidir. Geçmiş bayramınız kutlu olsun diyedir...

     Bizim ellerimiz oluyor bazen. Şöylemesine, uzun. Her şeyi, bütün katır kutur sert şeyleri beceriyor bizim bu ellerimiz. Paraları kazanıyor, masalara vuruyor, kafa tutarken bellere dayanıyor, fasulyeleri çapur çupur ayıklıyor, sonu felaket olsa bile telefonları çarpıyor birilerinin yüzüne, rakı kadehlerini sarıyor, ağır kitapların sayfalarını çeviriyor sabırla, önemli bir şeylere işaret ediyor telaşla, çocukları geçiriyor hayattan, hepsini birden yapıyor bütün bu şeylerin. Düşüyor ve kalkıyor ellerimiz. Düşmesini de biliyor yani bir yerlere tutunmadan, kendi kendine kalkmasını da. Bizim ellerimiz basbayağı güçlü kuvvetli.
     Fakat bizim ellerimiz bazen de su gibi; akıyor kucaklardan. Onca katur kutur sert şeye bana mısın demiyor da, bir kırık camlı cümle duydu mu ellerimiz, kuruyan bir dere gibi dökülüyor bacaklarımızdan. O zaman siz sanıyorsunuz ki, genellikle öyle sanıp korkarsınız siz çünkü, bu düşen eller üzerinize düşecek. Siz bir el enkazının altında kalacaksınız, nefes alamayacaksınız. İşte bu, bizim ellerimizi haksızlığa uğratıyor beyler. Bu elleri hepten güçten düşmüş sanmanız biraz ayıp oluyor. Yumuşak karnımıza vurunca dökülen elleri bizim tek ellerimiz sandığımızda bileklerimiz kırılıyor. Hayatla uğraşmakta bir numara yok, bizim ellerimizi kıran çoğu kez sizsiniz.
     Bizim bazen de dudaklarımız var. Etli metli. Konuşmalar yapıyor takır takır, susmalara dalıyor kırmızı mühür gibi, şakalar ediyor ha ha ha, zehir gibi cümleler bırakıp orta yere gidiveriyor, şarkılar söylüyor lay lay lom, haberler veriyor, başka dillere dalıp dalıp çıkıyor, yoruluyor, öpüyor, yine öpüyor, bilmiş bilmiş sıralıyor fikirlerini, kendiyle dalga geçiyor bazen, boyanıp boyanıp nafile yollara düşüyor, şaşakalıyor, açık kalıyor, çocuk gibi oluyor, ısırılıp parçalanıyor. Bu dudaklar başka dudak, siz bilmezsiniz, bazen çok fena titriyor. Her şeyi çatır çatır söyleyen bu dudaklar bazen, o kötü şakaları yapınca siz, o garip cümleleri ediverince, kırılıp yere düşüyor. Bakmayın siz ölçülü bir biçimde, kilitlenip gülümsediğinde, eve gidince sınıfta çiş yapmış çocuklar gibi utanıyor.
     Bizde bir göz var, Allah sizi inandırsın, her şeyi görüyor. Parlaması oluyor içinden yakamoz fırlatarak, dünyanın bütün denizlerinin bir anda üşüşmesi de oluyor çamurdan bir bela gibi, şuraya buraya dalması oluyor nedenini açıklayamayarak, çocukluk fotoğraflarına benzediği anlar oluyor ki bu en tehlikelisi, çünkü yakında bir yıkım gelecek demek ki diye görmesi oluyor çok fena, merhamet dilenmesi oluyor kendine çok fena kızarak, dünyaları yakacak gibi efelenmesi de oluyor ki Allah Allah!
     Bizim bu gözlerimiz bazen, bakınız hiç ağlamadan, tam orta yerinden çatlar. Sır gibi, yol yol açılır içi. Çoğu kez de aptalca bir cümle, dangalak bir harekettir nedeni. İçine bütün denizler üşüştüğünde, kimse görmesin diye güçsüz düştüğünü, yutkunup bir okyanus yutmayı bile beceren bu gözler, bir kere orta yerinden çatladı mı, artık kendi kendini tamir etmeyi beceremezler beyler. Bizim bu gözlerimiz bazen sessizce gidiverirler. Özlenip özlenmeyeceklerini bile hesap etmeye gönül eğmezler. Bizim bu gözler nereye baksalar, sır gibi çatladığı için retinaları aptalca bir cümleyle, nereye baksalar artık baktıkça uçuruma dönüşen bir çatlak görürler.
     Biz basbayağı kaya gibi şeyleriz, hayat ayaklarımıza vurup vurup geri çekiliyor. Peki biz yine de niçin sevilmediğinde ölen kuşlar gibiyiz? Bir de bu meseleyi halledebilsek, bu dünyaya ne biçim omuz atar geçeriz!
     Bizim karnımız oluyor çünkü, şöylemesine, yayvan ve doğuran. Bacaklarımız oluyor, yola düştü mü yorgunluğunu unutan. Yüzlerimiz oluyor bazen, koşturan, koşturan, divanlara yığılan. Kollarımız var, kollarımızın beyaz içi, fırından yeni çıkmış ekmek gibi kokan. Bileklerimiz var, inceliğiyle kırılacak diye korkutan, ağrıyan ve yine de durmayan. Sırtımız var, kalabalıklara girerken geberse bile ağrıdan, dik durmaya ayarlanan. Burnumuz var, kuyruğu hep dik tutan bir burnumuz. Aklımız var ki karmakarışık hep, saniyede bir milyon tane hesap yapan ama hesapçı olmayı da bir türlü kendine yakıştıramayan.
     Sonra biri giriyor kapıdan. Annesinin bir tanesi falan. Paldır küldür, ayaklarını bile silmeden... Anlarsınız işte. Bazen ellerimiz dökülüyor su gibi kucağımızdan...

Ynt: Kadınlar için bir hediye

05/07/2010 07:50:00

severim takip ederim ben de  kendisini,sağol esraözlem o zaman okumak ile şimdi okumak ne kadar farklı!

Ynt: Kadınlar için bir hediye

12/20/2011 15:21:00

çok haklısın canım ne iyi anlatmişsın


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Anne Yüreği

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...