Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/08/2013 21:13:00

Ya olamaz ya, kitabım iş yerinde kalmış. 15-20 sayfam kalmıştı. Ben de okuyayım diye çıkarmak istedim, yok. Üzüldüm şimdi.

 

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/09/2013 07:57:00

Eda basla sen bence. Guzel aciyor ve toparliyorsun sen

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/09/2013 08:13:00

Efe uyuyunca toparlamaya calısayım Banu'cum.

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/12/2013 12:06:00

 
Aaa yine bana kaldı baslamak...baslıyorum...
 
 
Bir Son Duygusu bellek, zaman, bakıs acısı ve anıların dogrulugunu sorgulamamızı saglayan ara ara duraklamalarla, zihin oyunlarıyla, edebi derinliklerle işlenmiş karmasık bir roman. Yazar, zamanın oznelligi uzerine dusunmemizi oncelikle "tarih"i sorgulayarak baslıyor. Anıların aslında nasıl da yanıltıcı olabilecegini kişisel tarihimizin ya da toplumsal tarihin boylelikle tartısmaya acık olabilecegini gosteriyor. Kitabın ana karakteri Tony Webster 60 yasına geldiginde yer yer "genc belleginin yaslı bellegini şoke etmek uzere geri döndügü" anlarla kendi hayatını sorguluyor. Kitabın ilk cumleleri aslında kitaptaki en onemli anları ozetliyor ve  kitabı bitirdigimizde anlam kazanıyorlar:
 
 
-Parlak bir bilek içi  (Tony ve arkadaslarının (Adrian haric) zamanı kişisel ve gizli birseymiş gibi duyumsamalarını saglayan kol saatlerininin yuzu bilegin icine donuk gelecek sekilde taktıklarını hatırlaması)
 
 
-Gulerek, icine sıcak bir tava atılırken ıslak bir lavabodan yukselen buhar. (Sarah'ın yumurta tavasını ıslak lavaboya attıgında yukselen duman'ı hatırlaması)
 
-Yuksek bir evin su borusundan asagı dosdogru akıtılmadan once, lavabo deligi cevresinde donen sperm damlaları (Tony'nın Veronicaların evinde onu dusunurken yaptıgı masturbasyonu anımsaması)
 
-Dalgası ve cagıltısı takip halindeki yarım duzine el feneri tarafından aydınlatılan ve sacma bir sekilde, hızlı hızlı, dogal akısının ters dogrultusuna akan bir ırmak. (aslında anımsadıgı 33.sayfadaki ırmak tasviri ama bence bu Tony'nın kronolojik sırayla degil bir ırmak gibi hızlı hızlı akan bilinci ve bellegi izin verdigi kadarıyla hatırladıgı anıları)
 
-Akış dogrultusu, yuzeyı harekete geciren sert bir ruzgarca gizlenmiş, geniş ve gri, baska bir ırmak (bellegin sıradan yinelemelerini sektege ugratabilecekken birturlu Tony'nin eline geciremedigi Adrian'ın gunlugu)
 
 
-Kilitli bir kapının ardında,uzun zaman once sogumus banyo suyu (54.syfanın en basında ayrıntılarıyla baskasından dinledigi intihar sahnesini gozunde canlandırması)
 
 
Kitabın ilk cumlelerinden itibaren bir nevi Tony'nin bilinc akısına (stream of consciousness) tanık oluyoruz ve onun anılar ırmagına kapılıp gidiyoruz. Bazen kafamızı karıstıran detaylı anlatım tarzıyla örnegin Veronica'nın derisini yuzmeyi hayal edecek kadar onu taciz etmek istedigini soylemesi ve bunu Margaret'ın tavuk kızartma tarzına benzetmesi (111) gibi ironi dolu anlatımlarla, Adrian'nın intiharında kendi yasamının sorumlugunu ustune alması, komutasını üstlenmesi gibi cıkarsamalarıyla Barnes bize tum hisleri Tony'nin gozunden anlatmayı  basarmıs. Trende kulaklıkla muzik dinleyen kızı görüp Veronica'yla nehir kıyısında gecirdigi geceyi hatırlaması gibi Tony'nin bastırılmıs anılarının kimi zaman bilinc yuzeyine cıkmasına da kitap boyunca tanık oluyoruz.
 
 
 
Tony'nin, anılarını hatırlarken kıyaslamalarla da sık sık karsılasıyoruz. Genc Tony ve Yaslı Tony'nin  degiştigi gibi icinde bulundukları dunya da degiştigi icin Barnes bu farklılıklara da yer vermiş. Zaman icinde degişen flört kavramı,cep telefonundan sms atmak, e-posta yollamakla kartpostal gondermek gibi ilkel haberlesme sistemleri de kıyaslanıyor.Yazar genclik hatıralarını daha hızlı anlatarak sanki gencken hayatın daha hızlı aktıgını, yaslılıkta ise zamanın yavasladıgı hissini de cok guzel yansıtmıs. Genclik ve yaslılık kavramlarını kıyasladıgı en etkili sozu benim icin su oldu: "Gencken kendimiz icin farklı gelecekler yaratırız, yaslandıgımızdaysa, baskaları icin farklı gecmişler uydururuz "(83).  Sadece zamanla degişen seyleri degil Tony hayatına giren kadınları da kıyaslıyor. Eski esi Margaret ve Veronicâ'yı sık sık kıyaslaması da bence bir nevi hem kendini rahatlatma hem de aslında yazarın Tony'nin Veronica'nın tamamen zıttı bir kadınla evlendigini okuyucuya gostermek istemesinden  kaynaklanıyor. Margaret'ın Veronica gibi gizemli olmaması, Veronica'nın Margaret den daha dikkatsiz araba kullanması, Margaret'la seks'in bile saatli ve planlı oldugu gibi orneklerle bu iki kadın karakterin birbirlerinden bir cok konuda farklı olduklarını gosteriyor.
 
 
Tony, Bayan Ford' dan gelen mektupla anılarını kurcalamaya, orumcek aglarını temizlemeye calıssa da anıları onu ihanete ugratıyor cunku bazı anılarını belleginden silmiş. Örnegin Adriana yazdıgı mektup'u belleginden silebiliyorsa ya da ustunu ortuyorsa belki daha baska anılarını da hatırlamamak uzere belleginin bir yerlerine gizlemiştir diye dusunmemize sebep oluyor. Tony'e hiçbirzaman bir okur olarak tam guvenemiyoruz. Tony her nekadar kendini "ihanete ugramıs genc kalp,oyuncak gibi oynanmıs beden, tepeden bakılmıs genc sosyal varlık" olarak tanımlasa da aslında hiç de boyle olmadıgını bakıs acısı degiştiginde yani belki de Veronica'yı dinledigimizde ya da Adrian'ın gunlügünü okudugumuzda onların bakıs acısıyla da yasananları gorebilecektik ki kitabı okurken acaba Adrian'ın guncesinden bikaç sayfa daha okuyabilir miyiz diye dusunmedim degil.
 
"Zihnimizin dogruladıgı hersey gercek midir, anılara ne kadar guvenebiliriz ya da bellegimiz bizi yanıltabilir mi?" sorularıyla sık sık karsılastıgımız bu kitabı okurken ben hep sonunu merak ettim. Her sayfada gelisen ve degişen olay örgüleriyle aslında kitabın sonu haricindeki bolumleri daha cok begendim. Barnes, kitabın sonunda Veronica'nın Adrian (jr)'ın annesi degil de kız kardeşi oldugu bilgisini bize vererek bir "kargasa" yarattı. Tony'nin ziyaret icin Veronica'nın ailesine gittigi bolum (ozellikle kitabı bitirdikten sonra bu bolumu bi kez daha okudum ve ilk okudugumdan daha farklı seyler dusundurdu bana) olayın kilit noktalarından ve Tony'nin eksik anlatmıs olabilecegi anılardan biri. Tony "baska neyi yanlıs yaptım" sorusuyla kendini sorgulamaya basladıgında tekrar bu ailenin yanında kaldıgı gunlere gittigi ve Sarah'ın ona yumurta hazırlarkenki anı tekrar hatırladıgı ve kaldigi ilk gecenin sabahında Veronica ve evin diger erkeklerinin Sarah ve Tony'i evde yalnız bırakarak yuruyuse cıkmaları bende bazı soru işaretlerinin olusmasına sebep oldu. Adrian(jr ) Sarah ve Adrian'nın degil de  Sarah ve Tony'nin cocugu olabilir miydi? Tony'nin bir turlu hatırlamak istemedigi  ve belki de yine hafızasından silmeye calıstıgı bir an Sarah'ın tacizlerine boyun egdigi an olabilir miydi? ki bu kitabın sonundaki kargasayı olabildigince iyi anlatacaktır. Lakin Adrian(jr) Sarah ve Tony'nin cocukları ise bu Adrian'ın intiharını acıklamıyor yani baska bir sebebi yoksa. Kimbilir belki de Adrian da Sarah'ın tacizlerine maruz kaldıgı icin intihar etmiştir.
 
 
Kitabın basında tarih ogretmeni yaslı Joe, Tony'nin sınıfın en "kara cahili" diye nitelendirdigi Marshall'a sordugu "VIII. Henry'nin hukumdarlıgında nasıl tanımlardın?" sorusuna verdigi "kargasa vardı,hocam" yanıtıyla baslayan kitap Tony'nin kendi tarihini sorgulamasının sonunda da yine "kargasa var" yanıtıyla sona eriyor. Aslında Tony'nin yasadıklarını bir zamanlar tarih dersindeki tarihi tanımlamasına paralel buldum. "Tarih zafer kazananların yalanlarıdır" demişti ve  tarih ogretmeni yaslı Joe "aynı zamanda yenilenlerin oz aldatmacaları" oldugunu eklemişti. Kitabın sonunda  Tony hem  kazanan hem de kaybeden oldu. Gorunurde iyi bir baba figuru ve ortalama bir insan gibi gorunse de engelli bir cocugun dogumuna, bir intihara ve bir kadının hayatına malolmus bir adam...yani Tony kitabın sonunda yasananları bence "herzaman yaptıgı gibi yine anlamadı".  Kargasa sadece Tony'nin degil biz okurların kafasında da olustu ve aslında kitap tam da adına yakısır bir sekilde "son"la degil "bir son duygusu"yla bitti...

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 18:07:00

Ben bir yazabilsem yazmayi dusundugum sey bu duruma da aciklama olabilir belki ama yazana kadar ben de unutacagim :)

Sunu soyleyeyim. Bence d: hicbiri :)

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 18:27:00

Kitabı yazın okudum. Barnes'in diğer kitaplarından çok daha farklı geldi bu. Gerçi diğerlerinde de hafızanın yanıltıcılığı, taraflı bakış açısı, bilinmeyen detaylar vardı ama bu kitap farklıydı.


Örneğin tam olarak ne olduğunu anlamak çok kolay değil. Bitirince yorumları da okumuştum, çok farklı düşünenler var. Mesela çocuğun Tony'den olması (Veronica'nın kardeşi olduğunu öğrendikten sonra) benim aklıma gelmemişti. Bana göre A.'nın. (Ama A.Yı Sara'ya yönlendiren Tony, mektubuyla yani dolaylı olarak sorumlu.)Başka değişik yorumlar da vardı. O noktada şu ortaya çıkıyor. Kitabı bitirince, tamam ya bitti diyemiyor insan. En azından geriye dönük tekrar bir düşünmek gerekiyor.

Tony anlatıcı olarak zaman zaman kıl, çoğu zaman sempatik bile. Ama sonu okuduktan sonra bende oluşan his "Veronica'ya karşı doldurdun bizi ama kimbilir sen de neler yaptın, hiç söylemiyorsun?" gibi bir şeydi:) Ama bu da şu soruyu getiriyor tabi. Biz kötü okuyucuların gözünden neler kaçtı Tony'yi dinlerken. Aynı kötü okumayı kendi hayatlarımıza da yapıyoruz. Dönüp dönüp kendimizi haklı çıkarırken, sıradan insanın vahşi huylarını, kırdığı kalpleri, anlayışsızlıklarını, kendi kirli yüzümüzü görmezden geldiğimizi anlıyoruz. Bu anlamda kitabı ben çok sevdim. Ne tarihe, ne kendi anlatına güvenemezsin. Hani kitabın başındaki teoriyi uygulamalı olarak okuyucuya yaşatmış. 



Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 19:04:00

Ben okurken "su sayfaya tekrar bak" gibi notlar alıyorum ya da ilgimi ceken cumleleri yazıyorum tabi normalde okurken not almam ama kitap kulubunde tartısacaksam yapıyorum boylelikle toparlamak daha kolay oluyor. bir de fazla vakit gecirmeden kitap bittikten bir hafta icinde biraz sindirdikten sonra en iyi yorumlar cıkıyor. ha tabi sonucta burası akademik bir platform degil sadece okurken size hissettirdiklerini bize yazsanız bu kulup amacına ulasır gibi geliyor. ama tabi takdir sizlerin.

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 19:18:00

Passenger bu arada çok derli toplu yazmışsın, eline sağlık.

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 19:38:00

tesekkur ederim Deniz:)

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/18/2013 11:05:00

Bir süredir yazmak istiyorum ama bir türlü fırsat bulamadım. Aslında Eda'dana sonra yazmak her türlü biraz sığ kaçabilir. Ben önceden iyi okuduğumu sanıyordum. Çocukluğumdan beri okuduğum kitaplardan mutlaka bir şeyler saklamaya çalışırım. Hoşuma giden cümleleri yazarım. Eskiden yazar hakkında bilgileri, özetini ve karakterleri de yazardım da artık o kadar detaya giremiyorum. Bu amaçla tuttuğum, biriktirdiğim defterlerim var. Ama burası bana daha bütünlüklü bakabilmenin yollarını da öğretecek sanırım. Kitaplar cümlelerden ibaretse de yalnızca cümleler değil sonuçta.

Bir Son Duygusu bittikten sonra yeniden başa dönmeyi, başta anlayamadıklarını anlamlandırmaya çalışmayı gerektiren bir kitap bence. Ben biraz not aldığım cümleler üzerinden yorumlamaya çalışacağım. 

Taa en başında, başlarken yazmış zaten Barnes Tony'nin ağzından. Anımsanan minik anların ne kadar çok şey sakladığını. Tabi başata anlayamıyoruz. Eda bunlardan bahsetmiş. Yeniden yazmayacağım. Ama bence kitabın özü şurada söze dökülmüş: 
8/ "Bu sonuncusu gerçekte gördüğüm bir şey değil, ancak sonunda anımsadığınız şeyler tanık olduklarınızla her zaman aynı olmuyor. 
Zaman içinde yaşıyoruz-zaman bizi tutuyor ve kalıba döküyor- ama ben bunu çok iyi anladığımı asla hissedememişimdir. Zamanın nasıl bükülüp karşıt doğrultuda aktığı ya da bir başka yerde paralel versiyonlar halinde var olabildiğine ilişkin şu kuramlardan da söz ediyor değilim. Hayır, ben olağan, gündelik zamandan, duvar ve kol saatlerinin: tik-tak, tık-tık diye, bize düzenli olarak geçmekte olduğu duygusunu verdiği şeyden bahsediyorum. Bir yelkovandan gerçeğe daha yakın bir şey var mıdır?"

Sanırım söylenmek istenen bu tüm kitap boyunca. Zaman akıp giderken bize kalan herkesin biraz da kendi kafasında yarattıkları oluyor. Çok önceleri bir film seyretmiştim. Sanırım bir Japon filmiydi, adını falan da hatırlamıyorum. Bir cinayeti üç kişinin gözünden anlatıyordu. Katilin, ölenin ve sevgilisinin. Hepsi tamamen farklı anlatıyordu olayı ve Nasreddin Hocanın hikayesindeki gibi hepsi de haklıydı:) Bu biraz doğru galiba. Herkes anılarını saklarken kendi haklılık süzgecinden geçirerek saklıyor. Tony'e olan da biraz buydu. Biz hep onun ağzından dinledik ama hikayenin başka kahramanlarının anlatması halinde bambaşka bir tablonun ortaya çıkacağının da ipuçları vardı kitapta. 

Hemen sonrasında bir yerlerde:
9/ "Kargaşa vardı hocam" (VIII. Henry'nin hükümdarlık dönemini tanımlaması istenince Marchall) demiş Marchall. Bu kapanış cümlesi de olmuş kitapta. "Büyük kargaşa var" diye bitmiş kitap. Tüm yaşananları, hayatı, dönemleri kargaşa olarak tanımlamış. Aslında biraz da öyle, hepimiz kendi çapımızda kargaşalar yaşıyoruz, kimi tarih kitaplarına girecek kadar derin olabiliyor kargaşaların, kimi de kişilerle birlikte silinip gidiyor. 
 
Not aldığım cümlelerden biri de: 
10/ "Üçümüz kurduğumuz bağın bir simgesi olarak, kol saatlerimizi yüzü bileğimizin içine dönük gelecek şekilde takardık. elbette bir özentiydi bu ama belki de daha fazla birşeydi. Zamanı kişisel, hatta gizli birşey gibi duyumsamamızı sağlıyordu." 
Ben de saatimi hep böyle takarım. Ama hiç böyle bir tanımlama yapmamıştım, hoşuma gitti.

Yine zamana dair ve anıların nasıl bellekte farklı yerler işgal ettiğine dair şu paragraf da önemli bence:
63/ "Yapmayı başaramadığınız şey, ileriye bakmak ve sonra da kendinizi o gelecek noktasından geriye bırakırken hayal etmek. Zamanın getirdiği yeni heyecanları öğrenmek. Söz gelimi hayatınıza tanık olanlar azalırken, şimdi ya da bir zamanlar ne olduğunuz hakkında daha az doğrulama, dolaysıyla daha az kesinlik olduğunu keşfetmek. Düzenli olarak kayıt tutmuş olsanız bile-sözcükler, sesler ve resimlerle- yanlış türden bir kayıt tutma işine girişmiş olduğunuzu fark edebilirsiniz. Adrian'ın alıntı yaptığı cümle neydi? "Tarih, belleğin kusurlarının, belgelemenin yetersizlikleriyle buluştuğu noktada üretilen o kesinliktir""  

63/ "Biz gençken otuz yaşın üzerindeki herkes orta yaşlı, ellinin üzerindeki herkes ihtiyar gözüküyordu. Ve geçip giden zaman o kadar da yanılmadığımızı doğruluyor. Gençken son derece kesin ve kaba olan yaş farklılıkları, aşınıp gidiyor. Sonuçta hepimiz aynı kategoriye ait oluyoruz, genç olmayan kategorisine". 
Benim de zaman zaman düşündüğüm bir şeydir bu. Mesela annem kardeşim doğduğunda 30 yaşındaydı. Onu çok büyük, hatta yaşlı buluyordum yedi yaşındaki halimle. Ama şimdi 40'a yaklaşırken kendimi halen çok büyük göremiyorum. Ama genç olmayan kategorisinde olduğum da çok açık:) Bir de küçükken gidilen yerler örneğin. İlk okuluma yıllar sonra gittiğimde aslında ne kadar küçük bir bina olduğuna öyle şaşırmıştım ki. O hayalimde, belleğimde kocaman bir bina gibi duruyordu ama gerçeği şaşırtmıştı beni.  

72/ "Avukat gibi birisi ile konuştuğunuzda, bir süre sonra kendiniz gibi görünmekten çıkıp onun gibi göründüğünüz hiç dikkatinizi çekti mi?"
Bu cümle de mesleğim nedeni ile dikkatimi çekti. Bunun için sizlerden yanıt bekliyorum. gerçekten öyle mi? Neden acaba?

Bu kısım da bilmeye, öğrenmeye, yaşanmışlığa dair. İnsan ne kadar tecrübe biriktirirse, o kadar rahat oluyor galiba hayatta. 
85/ "Gerçi yaşın bizi yumuşatmasını niçin bekliyoruz ki? Erdemleri ödüllendirmek yaşamın işi değilse, onun sonuna doğru bize uyarılarda bulunmak, rahatlık duyguları vermek niye yaşamın işi olsun? Nostalji olası hangi amaca hizmet edebilir?
Avukatlık stajı yapan ama sonra hevesini kaybedip bu işi hiç yapmayan bir arkadaşım vardı. Bana, boşa harcanmış bu yılların bir kazancının artık hukuktan da avukatlardan da korkmamak olduğunu söylemişti. Böyle bir şey daha genel olarak da oluyor, öyle değil mi? Ne kadar çok öğrenirseniz, o kadar az korkuyorsunuz. Akademik çalışma anlamında öğrenmek değil de pratik yaşam anlayışı içinde öğrenmek."


92/ "Ben köprünün güzel olduğunu düşünüyordum. Sallanmasından da hoşlanıyordum. Ayaklarımızın altının sağlam yere basmadığının ara sıra bize anımsatılması gerekiyormuş gibi geliyordu bana."
Bu da galiba ara sıra kaybedebileceğini düşünmenin elindekilerin kıymetini bilmeni sağladığına dair bir göndermeydi.

Kitapta göndermeler çok zaten. En başta öyle başlıyor, bazı şeyler çağrışım yolu ile anlatılmak istenmiş. Bunlar da biraz karmaşıklaştırmış sanki. Açıkçası ben başlarda çok netleştiremedim kafamda ne anlatılmak istendiğini. Sonlara doğru daha da şekillendi. Sonu da oldukça şaşırtıcıydı benim için. Hala da emin değilim anladığım şeyin doğru olup olmadığına. Veronica'nın annesi Adrian'ın çocuğunu doğurmuş diye anladım ama doğru mu bilmiyorum. Yine de Veronica'nın annesinin neden Tony'e miras bıraktığını ve neden buna kan parası dendiğini. Adrian'ın günlüğüne hiç ulaşılamamış olması da ayrı bir muamma. Keşke biraz olsun okunabilseydi o günlük. Benim gibi kafası karışanlar için aydınlatıcı olabilirdi:)

Şimdilik böyle diyeyim. Biraz daha konuşmaya ihtiyaç var gibime geliyor. Yazanlar olursa belki ben de yeniden yazarım. 
 


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Film/Kitap Kulübü

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...