Herkesin yolu farklidir...

02/13/2011 17:57:00

Osho'nun bu yazisi altincagkgm@yahoogroups.com'da paylasilmis...ben de burada paylasmak istiyorum...


BAŞKALARINI SENİN YOLUNU SEÇMEYE ZORLAMA,
ÇÜNKÜ BU ONLARIN YOLU OLMAYABİLİR
 
 
Modern psikolojinin en büyük keşiflerinden biri hiçbir erkeğin sadece erkek olamayacağı, hiçbir kadının da sadece kadın olamayacağı.
Her erkeğin içinde bir kadın ve her kadının içinde de bir erkek var.
Bu kutupluluk şart.
 
Zihin de iki bölüme ayrılıyor: zihnin sol yarıküresi erkek, sağ yarıküresi ise kadın.
Bunu sana söylememin sebebi sana Zen ve Sufizm gibi olguların var olmasının nedenini açıklayabilmek; bu olaylar birbirinin zıt kutuplarıdır.
Zen negatif yoldur; temelde erkek odaklıdır. Bu zekanın, meditasyonun, farkındalığın yoludur.
Sufizm pozitif yoldur; dişidir. Sevginin, olumlu olmanın yoludur.
 
Budist inkar ederek hareket eder:
Sosan, gerçek olan bu değil, bu değil, (neti, neti) "ne bu, ne de bu" der. Reddetmeyi, elemeyi sürdürür.
Sen her şeyi elediğinde geriye kalan ve artık elenemeyen şey gerçektir.
 
Sufizm pozitiflik üzerine kuruludur: Reddetme, hayır kelimesini kullanma, evet de.
Ve negatif bir şekilde arama, tamamen pozitif bir şekilde hareket et.
Yanlışı düşünme, doğruyu düşün.
Hastalığı düşünme, sağlığı düşün.
Dikenleri düşünme, çiçekleri düşün.
Çirkinliği, sefaleti düşünme, güzelliği ve neşeyi düşün.
Her ikisi de orada.
Ve sen ikisini birarada kullanamazsın; eğer ikisini birarada kullanacak olursan delirirsin.
İşte bir adam delirdiğinde aslında olan şey bu.
O her iki kutbu da kullanmaya başlar ve onların ikisi de birbirini reddetmeye devam eder.
İşte bu yüzden zekası içinde felç olur.
İnsanın sadece birini kullanması gerek;
diğeri de orada olacaktır ama sadece bir gölge olarak, senin kullandığını tamamlamak üzere.
 
Zende sen hayır kelimesini kullanırsın ve yavaş yavaş anlamsız olan her şey köklerinden kesilir.
 Ama anlam geride kalır çünkü anlam kesilip atılamaz
. Önem geride kalır; onu yok etmek mümkün değildir, o yok edilemez bir şeydir. Bu durumda hiç sorun yok!
Zeni takip eden insanlar ulaşır. Onlar hastalıkları eleyerek sağlığa ulaşır. Bu onların yoludur.
 
Sufilerin yolu bunun tamamen zıttıdır: o pozitif yoluyla, sağlıklı olanla, evet diyerek ilerler.
Ve yavaş yavaş aynı hedefe varır.
 Ve Sufilerin yolu bir şekilde daha fazla neşe, daha fazla şarkıyla doludur
çünkü sevginin vadilerinden ve dağlarından geçerek akar.
 
Zen çöle benzeyen bir arazide ilerler.
Çölün de kendisine özgü bir güzelliği var; onun sessizliği, uçsuz bucaksızlığı, havasının saflığı kendine özgü bir güzelliğe sahip!
Eğer çöllere aşık biriysen bundan endişe etme.
İnsanlar çölden geçerek nihai hedefe ulaştılar.
Ama eğer öyle biri değilsen kendine çölde işkence etmene gerek yok.
Yeşil vadiler de var.
 
Sufizm yeşil vadiler boyunca ilerler.
Şimdi bu da çok garip bir şey ama zihnin çalışma şekli bu:
Sufizm bir çölde doğdu; Zen ise yeşil bir vadide.
Belki bu yüzden böyle oldu.
Çölde yaşayan insanlar Zenin yolunu seçemez. Onlar zaten bir çöldeler, ondan bıkmış durumdalar.
Dışarıda sadece ve sadece çölün uçsuzluğu var. Onlar içsel çölü de tercih etmek istemezler; yoksa kutupluluk ortadan kaybolur.
Dışarısı çöl olduğu için onlar içlerinde sevginin, pozitifliğin yeşil bir vadisini yaratmak zorundalar.
Bu her şeyi dengeler. Diyalektik sürece de yardımcı olur.
 
Sufiler aşktan, cennetten, cennet bahçelerinden söz eder.
Onlar Tanrıyı Sevgili olarak düşünürler.
Şaraptan bahsederler; şarap onların sembolüdür.
Sarhoşluktan bahsederler; onlar sarhoştur, ilahi olanın sarhoşudur.
Kendilerini dansın ve müziğin içinde kaybederler. Ziyafet çeker, kutlarlar.
Bu kesinlikle çok mantıklı bir şey.
Çölden zaten yeteri kadar var; onu içsel bir bahçe ile dengelemek zorundalar.
 
Budizm Ganj nehrinin kıyılarında, dünyanın en verimli, en güzel topraklarından birinde, Himalayaların gölgesinde doğdu.
 Dışarıda her şey güzeldi, dışarıda her şey yeşildi.
Bu durumda içeride de yeşilliği düşünmek tekdüze bir şey olur.
Güzel vadileri ve nehirleri düşünmek sıkıcı olur.
Buda içsel boşluğu, hiçliği, içsel çölü, çölün sessizliğini, çölün mutlak saflığını düşünür; dans yoktur, şarkı da yoktur.
 
Sen Budayı dans ederken düşünemezsin.
Sen Ruminin dans etmediğini hayal edemezsin.
 
Eğer Rumi bir şeyse, bir danstan başka bir şey değil.
O ilk samadhi haline otuz altı saat boyunca dans ederek ulaştı.
Dans etti, dans etti...onun coşkunluğu o kadar büyüktü ki yüzlerce insan dans etmeye başladı.
Öyle bir coşkunluk alanı yarattı ki ona ne olduğunu görmeye gelen herkes dans etmeye başladı.
Nihai samadhi haline ulaştığında binlerce insan etrafında dans ediyordu.
İşte o bu şekilde ulaştı. Müthiş bir sarhoşluk içinde yere düşerek saatlerce orada kaldı; tıpkı bir sarhoş gibi!
Gözlerini açtığında öteki dünyayı görmüştü, öteyi yanında getirmişti.
 
Buda kendi nihai samadhi haline hiçbir şey yapmadan sessizce oturarak ulaştı;
o kadar sessizdi ki onun bir insan değil mermer bir heykel olduğunu zannedebilirdin.
Buda heykellerinin yapılan ilk heykeller olması tesadüf değil, bunlar Budanın heykelleri ile başladı.
Onun heykelleri ilkti, diğerlerinin heykelleri onu takip etti.
O tıpkı bir heykel gibiydi.
Sessizlik içinde, Bodhi ağacının altında otururken tıpkı bir mermer parçasına benziyor olmalı: serin, beyaz, hareketsiz.
Beyaz mermer Buda için bir benzetme oldu.
 
Ama sen Ruminin bir heykelini yapamazsın çünkü o peşpeşe gelen iki an içinde asla aynı duruşta olmaz.
Eğer Ruminin bir heykelini yapmak istiyorsan bir su kaynağının ya da güçlü bir rüzgarda sallanan söğüt ağacının heykelini yapmak zorundasın.
Ruminin bir heykelini yapmak olanaksızdır.
 
Buda Nepalde, sonsuz Himalayaların gölgesinde ve onların sonsuz güzelliğinde doğdu ve yaşadı. Bu da yine bir kutupluluk.
Dışarıda Himalayaların güzelliği var ve Buda mutlak reddedişin içsel çölünü arıyor.
Rumi bir çölde yaşadı; dışarıda sonsuz bir çöl varken o içeride küçük bir bahçe, bir cennet bahçesi, duvarlarla çevrili bir bahçe yarattı.
Cennet sözcüğünün anlamı bu, firdevs, duvarlarla çevrili bahçe, bir vaha demek.
 
Sufizmin vurgusu pozitif üzerinedir.
 
Ve ben hem Zen hem Sufiden bahsediyorum.
Sen seçmek zorundasın.
Ve bu seçim kafandan değil senin bütünselliğinden gelmeli.
İkisini de hisset. Sufinin dans ettiğini hisset,
bir de Vipassanayı hisset.
Ve sana hangisi uygunsa...
ve bir şey uyduğunda sen bunu bilirsin.
Kimseye sormana gerek olmaz
çünkü o kadar mutlak bir şekilde uyar ki sen onun için, o senin için yaratılmış gibidir;
aniden her şey uyumlu hale gelir, büyük bir ahenk ortaya çıkar.
Kafanla karar verme çünkü yanlış bir yöne gidebilirsin.
Buna tüm varlığının karar vermesine izin ver.
Tüm olasılıkları hisset; işte bu yüzden mümkün olan her şeyi görmeni sağlamaya çalışıyorum, böylece herkes kendisine uyan şeyi bulabilir.
O zaman o senin yolun olur.
 
Ve asla başkalarını senin yolunu seçmeye zorlama, bunu hiçbir zaman yapma, çünkü bu onların yolu olmayabilir.
Neşeni paylaş ama kimseyi kendi prensiplerine ikna etmeye çalışma.
Deneyimini paylaş ama asla bir misyoner olma.
Misyoner kelimesi kirli bir kelime. Kalbini kullanıma hazır bir hale getir;
eğer biri seçmek isterse seçmesine izin ver ama herhangi bir şekilde, dolaylı olarak bile onu kendi doktrinine çekmeye çalışma.
 
Senin deneyimin, senin deneyimini paylaşman çok güzel; o senin sevgin, senin şefkatin.
Ama senin prensibin, senin doktrinin, senin yolun tehlikeli.
O diğerinin yolu olmayabilir.
Ve ben burada diğeri derken bir yabancıdan bahsetmiyorum; o kişi senin çocuğun olabilir, karın olabilir, kocan olabilir, kardeşin olabilir.
Diğeri kelimesi herkesi kapsıyor;
dokuz ay boyunca karnında taşıdığın, senin kemiğin, senin kanın, senin iliğin olan, dokuz ay boyunca nabzı seninle atan çocuğun olabilir
ama o yine de kendi hayatını yaşamak zorunda.
O senin aracılığınla dünyaya geldi ama senin değil.
Onun kendi bireyselliği var. Kendi yoluyla çiçek açmak zorunda.
Tecrübe ettiğin her şeyi, iyi ve kötü olan her şeyi onun önüne ser; tüm hayatını çocuk için açık bir hale getir ama asla ona bir şey telkin etme.
Asla onu bir Hıristiyan, bir Hindu ya da bir Müslüman yapmaya çalışma.
Ona kendi doğasına uygun şekilde hareket etmesi konusunda yardım et.
Ve kimse onun içinde neyin çiçek açacağını bilemez.
Sadece ona yardım et ki büyüsün, daha güçlü biri olsun. İşte sevgi bu.
Sen telkin yapmaya başladığında bu sevgi değil, nefret.
Sen korkuyorsun, sahiplenicisin, hırslısın, bencilsin.
Diğerini kendi doktrininle hakimiyetin altına almak istiyorsun.
Diğerinin ruhunu öldürmek istiyorsun.
Yardım ettiğini düşünüyor olabilirsin ama yardım etmiyorsun; büyümeyi engelliyorsun.
Sen sadece diğerini sakatlıyorsun. O seni asla bağışlamayabilir.
 
İşte bu yüzden çocuklar ebeveynlerini asla bağışlamazlar;
onlara telkin yapıldı, onlar bir şeylere zorlandılar.
Bu bir tür tecavüz gibi ve en kötü türü: sen kendi bilincine tecavüz ettin.
Sen hayatın en temel kanunlarından birini çiğnedin.
Onların özgürlüğüne karıştın.
Ve en büyük özgürlük Tanrıya doğru büyüme özgürlüğüdür ve herkesin kendi yoluyla büyümesi gerekir.
 
Gülün kendi kokusunu sunması gerekiyor, nergisin de.
Nergisin bir gül olması gerekmiyor, bunu yapamaz.
Nergisin kendi yoluyla çiçek açması gerekiyor; kendisini sunması gerekiyor.
Bu sunum kabul görecek; sadece en derin özünden gelen, sende kökleri olan takdim kabul görecek.
O yüzden ister Zen ister Sufi ol, hissetmen gerek.
Ve acele etmeye hiç gerek yok. Hissetmeye devam et.
Bir gün, aniden, her şey bir uyuma ulaşacak,
her şey biraraya gelecek ve vizyon açılacak.
 
OSHO



Ynt: Herkesin yolu farklidir...

02/14/2011 05:20:00

Sevgiler NurMel :)))


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Cocuklar ve Kuantum

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...