şekerli muhallebi zararlı mı ? ..

Burcu soruyor: 10

kızım olması gereken kilonun altında..her yemeği yemediği için  ve akşamları tok tutsun diye pirinç unundan muhallebi yediriyorum hala..1 bardak süt,1 yemek kaşığı pirinç unu ve 1 yemek kaşığına yakın toz şeker koyuyorum..şeker konusu kafamı kurcalıyor..iyi bir şey olmadığını biliyorum..ama tam bir bilgim yok bu konuda..onun yerine ne verebilirim ? siz yatmadan önce ne veriyorsunuz kuzulara ?
bir de kahvaltısını nasıl hazırlıyorsunuz ? yine yemeyen ve iştahsız çocuk için olan menülerinizi soruyorum :(


15 Cevap


Nil

Çorba yada meyve eklenmiş yoğurt olabilir. Bizimkilerin ikisi de şekerli tatlardan hoşlanmadılar, hala da sevmezler.
Yatmadan önce birşey yemiyor Günce, hatta gece süt de içimiyor. Böyle olunca, başka bir sıkıntısı yoksa  sabah da paşa paşa kahvaltısını yapıyor.


Burcu

özge kaşık mamasını 6. ayında başlamıştık..milupa sütlü pirinçli ve daha sonra diğer çeşitlerinden..sonra sonra onu bırakıp evde kendim pirinç unuyla yapmaya başladım..şu normal yemeklerden sadece oyun oynamak için masamıza oturuyor ve çok az yiyor benimki..
Nil çorba öğlenleri veriyorum..akşama da yine çorba bayar diye düşündüm..sabah kahvaltısında ne veriyorsun Günce ye ?


senayc

Burcu,
olması gerekn kilo nun altında deerken kaç percantil de, doktoru ne diyor
Ben böyle bir grup açmayı düşünüyorum aslında
imza:35 aylık oğlu 12kg oldu diye sevinen anne


senayc

Ben mutfakta kek yaparken şeker=pekmez koyuyorum. Yani 1 su bardağı şeker yerine 1 su bardağı pekmez olarak.
Bir dene istersen muhallebide de.
ben çikolataı puding verdiğim için açıkçası şeker yararlımı zararlı mı aşamasını es geçtim.


babu

beslenme uzamani degilim ama okudugum her yerde sekerin faydasiz ve hatta zararli oldugu yaziyordu. meyveden alinan seker yeterli. o yuzden ben muhallebi isini pek anlayamiyorum. (annem kiziyor da poyraz'a hic muhallebi yedirmiyorum diye, o yuzden anlamaya calistim :) )

cigneme sorunu yoksa makarna (domatesli kasarli - karbonhidrat-protein-kalsiyum-sebze) ya da pilav falan versen sevmez mi ki?

ben aksam bazen oglenle ayni bazen farkli normal yemek veriyorum.



babu

senayc, tam senin arkandan gelince sana cevap gibi olmus ama yazarken gormemistim yorumunu :) 


Burcu

Şenaycım 2 yaşındayız ve kilomuz 9.280 idi en son :( mutlaka böyle bir grup açmalısın..bizim gibi çok var..
şu normal yemek ten bizimki niye yemez kii... annesini uğraştırır..her gün ne yapsam da yedirsem derdinden kurtarsa....


senayc

burcu,ben seni çok iyi anlıyorum. takılmamaya çalış diyeceğim sadece. Ben çok yıprattım kendimi, hala da dönem dönem çok takılırım
gece süt içiyor mu bibernla? sütüne tam tahıllı mısır gevreğini karıştırsan? ya da bebe bisküvisi,biberonun ucunu azıcık açarsın(bunlar bizim doktorun da önerileri)



Nil



 Eliz bebekken (ve hatta hala) tamamen benim gereksiz endişem yüzünden (hergün bilmem ne kadar ondan, bilmem ne kadar da bundan yemezse dünyanın sonunun geleceğini sanıyordum) öyle çok hata yaptım ki, bizim evde şu anda yemek düzeniyle ilgili endişe hala Eliz'e yönelik.

Herşeyden alsın hepsinden yiyebilsin diye tatsız tutsuz püre haline getirilmiş sebzeler, et, balık en sevimsiz biçimde.

Suyla hazırlanması gereken biberon mamasını aklına gelebilecek her türlü sebzeyle nerdeyse 1 kg etten çıkarılmış suyla yaptım ben. Çocuk içmiyordu tabi. Uyumasını bekleyip gece uykusunun arasında içirdim.

Yemediyse, ağzı genişletilmiş emzikle geçirebilecek hale getirip biberonla verdim.

Çok fazla süt içmesine izin verdim.

Tabağına konulanı bitirmesini bekledim hem de  onun karnından çok, benim gözümü  doyuracak tabaklarda.

O tabaklarla arkasında gezindim durdum.

Yemedikleri için kendimi deliler gibi üzdüm (tabi farkında olmadan onu da).

Özetle yapılmayacak ne varsa yaptım. Sadece durmadan "yemiyor da yemiyor" diye yanında konuşmadım.

Ve Günce doğana kadar hayretler içinde çocukların yemek yemelerini izledim.

Sonuç: 11 yaşında, hala deli gibi yemek seçen, birşeyi yutulacak hale getirebilmek için saatlerce çiğneyen, yeni bir tadı denemeyi reddeden, kısaca yemek sorunlu bir çocuk oldu.

Komik gelecek ama ikinci çocuk gündeme geldiğinde en çok bundan korkuyordum. Kolay değil iki tarafa da, günde en az 3 kez ve hergün ve yıllarca.

En çok bu konuyla ilgili okudum ben hamileyken herkes ne yapıyor diye. Eşime "eğer bu da böyle olursa, asla masaya bile oturmayacağım" dediğimi hatırlıyorum, resmen en çok korktuğum şeydi.

Ve 6 aylık sürecin sonunda hiçbirşeyi püre haline getirmeden, tatlandırarak (limonla, çok az tuzla vb)ama ondan öte, bizimle birlikte yemek masasına oturtarak ve yemeği yemek gibi vererek yedirdik.

6. ay merakıyla masada elini uzattığı hiçbirşeyi geri çevirmeden, tatmasına izin verdik.  Tabağa elini sokmasına, yakayabildiğini ağzına götürmesine, dökmesine ve hatta tabağı kafasına geçirmesine bile.

Meyveleri de öyle, küçücüktü elma, portakal ve armut dilimlerini eline verdiğimizde. Hiç ama hiç birbirine karıştırmadım, ezmedim.

Sonuçta kendince bir damak tadı oluştu.

Doydum dediğinde yada bunu anlatmaya çalıştığında (başını çevirerek) asla "bir kaşık daha diye" ısrar etmedim.

En önemlisi önüne dağ gibi yığılmış bir tabak değil, ona göre miktarlar ayarlayabilmeyi başardım.

İkisini kıyasladığımda, miktar olarak Eliz öyle yada böyle Günce'nin yediğinin en az iki katını yedi ama Günce yemeği keyifle istediği kadar yedi.

Eliz'in içtiği sütün dörtte birini bile içimiyor ama yoğurt yiyor hergün.

Eliz'in bütün ölçümleri periyodik aralıklarla yapıldı hep. Bir önceki ay 3 cm uzamışken, bir sonrakinde 2 cm'e düştüyse hemen "ah neyi az verdim acaba?" lar üşüşüyordu beynime. Günce ise sadece gerektiyse (aşı yada hastalık gibi)  kontrole gitti ve o zaman ölçüldü sadece. Şu anda kaç cm ve kaç kg tam olarak bilmiyorum ama kendi yaşındakilerden daha kısa değil.

Sana ve yemiyor diye dert eden herkese içtenlikle önerim "bu konuyu dert etmemeye çabalamak", gerçekten.

Günce, Eliz'in o dönemdeki ölçülerine oranla daha zayıf (yapısı da daha ince zaten) ama hiç de kısa bir çocuk değil. Önemli olan acıktıysa "acıktım" diyen bir çocuk (halihazırda Eliz'in  bu kelimeyi ağzına almışlığı yoktur), yerken de yediğinden keyif alan.

Sabahları ne yiyor? Canı ne istiyorsa onu. Bu bazen bir "toşt" oluyor bir küçücük fincan sütün eşlik ettiği, bazen "domaneş peyniy "(çok sever domatesi), bazense "şeytim, eppek ve potakal şuyu" (hala Eliz ağzına zeytin sürmez ama o yiyor), ara ara da omlet (domateslisini daha çok seviyor). Hatta kuzeninden "Nesnuik" yemeyi de öğrendi, çok nadir de olsa aralarda mısır gevreği de yiyor.

Ara öğünlerde sadece kendi istediği meyveler (taze yada kuru), "yavuç ve şatık" (havuçtan daha çok seviyor salatalığı) bazen bir minik parça "kabade" (kurabiye), tatlıyı sevmiyor ama Eliz'in elinde gördüyse bazen bir "şupanne" (bu kış Eliz okuldan geldiğinde bir supangle krizine giriyordu da) de  yedi. 

Öğlen genellikle içinde kırmızı et bulunan (kıyma daha kolay tüketiyor) bir sebze yemeği ve yoğurdu var (evet kalsiyum demir emilimini engeller ama sonuçta demir eksikliği bulunmayan bir çocuk için bunu dert etmiyorum). Ara ara da çorba. Çorba tıkadığı için eğer içecekse bir öğün oluşturabilecek bir çorba tercih ediyoruz.

Akşamı da öğlene benzer bir öğün oluyor. Balık seviyor, tavuk nerdeyse hiç yemez, çok nadir.

Zaten biberon almadı, o yüzden sütleri kafaya dikip (Eliz'in yaptığı gibi) midesini de doldurmuyor.

Elbette çocuktan çocuğa yemek alışkanlıkları ve davranışları değişiklik gösterecektir ama ben anne (ebeveyn demeyeceğim çünkü tamamen benim davranış biçimlerim baskın oldu) tavrının da yemekte çok etkili olduğunu aynı evde yaşayan iki çocukta gözlerimle gördüm.

Zamanı geri sarabilsem ilk yapacağım Eliz'e de benzer bir tavır sergilemek olurdu. Çünkü daha masaya oturmadan (ne kadar baskılamaya çalışsam da) "eyvah yine yemeyecek mi" gerginliğimi mutlaka Eliz de hissetti. 

Günce ise hep "yemeyebilme özgürlüğü"nün getirdiği rahatlığı yaşadı. Onun da çok isteksiz olduğu, keyifsiz olduğu ve yemediği zamanlar var  ama bu süreçlerin geçici olduğunu bir an olsun kafamdan çıkarmamaya çalışıyorum.

Uzattım ama yemek sorununun bir anne için ne kadar kabus hale gelebileceğini çok iyi biliyorum, oysa gerçekten hiç gerek yokmuş, keşke birileri bana bunu ta o zaman anlatabilseydi. Umarım benim anlattığım işe yarar.
















Cevaplamak için Üye ol