dogalci cocuk doktoru

seda soruyor: 10

hemen mamaya sarilmayan, herseyde ilac yazmayan hatta asiya bile karsi olan bi cocuk doktoru ariyorum. Boyle bir doktor bilen var mi?

Bu soruyu cevapla

99 Cevap



ozguranne

Pamukelma, o haber üzerine kayınpedere sorduk bu durumu. Kendisi tarımla uğraşıyor Antalya'da, kayınvalide de ziraat mühendisi. Bunlar bir yana organik üretime, doğala kafayı takmış insanlar. Benim konuya bu kadar eğilmem onlar sayesinde oldu. Her ay ne alabiliriz, ne alamayız söylerler mesela. Dediği şu. Domatesin atılıp parçalanmaması tamamen türüyle alakalıdır diyor. Yurt dışına giden meyve/sebze genelde tarım ilacı kalıntısı yüzünden dönermiş mesela hormon yüzünden değil. Tarım ilacı da mesela salatalık, kabak gibi sebzeleri mevsimi dışında aldığımızda olurmuş. Çünkü çiftçi ilacı atarmış, normalde 40 gün sonra toplaması gerekirlen 5 gün sonra toplarmış, ilaç daha atılamadan...


Bildiklerim bunlar ama eminim daha geçerli bilgisi ve iyi açıklaması olan vardır:)


Ulku

sagol ozguranne :) ben de takintiliyim bu konuda ve sorabilecegim birisini buldum demektir :)
raf de cosiler nasil ama? :) (blogunda gordum pinardan alisveris yaptigini).


ozguranne

Çok şahaneymiş valla parmaklarımı yedim:) 


hande

Evet Özgüranne sizinkilere katılıyorum. Çeşit özelliğine göre ürün yetiştiriliyor. uzun mesafe gönderilen domateslerin daha kalın kabuklu cinsinden olması tercih meselesi uzun yola dayanması açısından. en büyük sorunumuz tarım ilaçları. Can uyandı kısa kesiyorum sevgiler



fulyaderin

tarım ilaçları deyince; "tam buğday ekmeği"de bu tarım ilaçlarından nasibini almış bir tür ne yazık ki,buğdaylar yetiştirilirken süne ilacı yapılıyor,bu gerekli bir iş,ama buğdayın kabuk kısmını ayırmadan yapılan bu tam buğday ekmeğinde süne ilacı kalıntıları duruyor,bu sebeple ne kepekli ekmek ne tam buğday ekmeği,çavdar ekmeği daha terciih edilir


Ulku

bu haftaki mailde pinar bu konuyu cok guzel anlatmis.
mahsulun artmasi ve toplandiktan sonra cok dayanmasi ile ilgili isin icinde olan birinden carpici bir yazi:

Yaptığım tarım benim icadım değil. Yüzlerce yıl yapılmış ve artık büyük ölçüde terk edilmiş yöntemler... Biz yayladaki Yörüklerden, dağ köylülerinden öğrendik bunu. Ne yazık ki kayboluyor. Öyle bir noktaya gelindi ki bu yöntemle, bu tohumla, bu insan gücüyle elde edilen ürünlerin maliyeti pazar rekabetine dayanamaz oldu. Tüketiciler 1 TL, 50 Kr. gibi fiyatlarla ürün almak isteyince üretici de mecburen ''hay hay'' dedi. Ananevi tarımı terk etti. Terk etmek zorunda kaldı. Şimdi her yerde, herkesin elinde coşturucu haplar, verimi dörde katlayan hormonlar, fazladan magnezyum, fazladan potasyun, tavuk çiftliği atıklarından gübre... Balık çiftliği atıkları ''yosun özü'' oluverdi birden, organik sertifikalı ürünler bununla gübrelenmeye başladı. ''İyi Tarım Uygulaması'' dedikleri toprakta bile değil, ''havada'' yetişen domatesler... Straforları dolduruyorlar bir tüpün içine, potasyum vb. damlatılıyor ince hortumlar ile, içinde domates yetişiyor! FS1 AG, TRG67C, A1D1 TITAN... Herkesin elinde bu tohumlar var son zamanlarda. Hayvan tersi yerine motosikletlerin arkasında, traktörlerin üstünde beyaz tozlar dolu çuvallar götürüyorlar tarlalara. Ne olduğu belirsiz, korkunç bir tarım yapıyor herkes. Bununla da kalmıyor, çıkan mahsülü ''mumlama'' tesislerine götürüyorlar. Neden? Tüketici ''uzun süre dayanan'' sebze istiyor... Tesise giren ürün tutkal bazlı kimyasallarla spreyleniyor. Sonra çürüme, ezilme, yumuşama, solma... Aklınıza gelen her türlü zaiyat önlenmiş oluyor. Artık her şeyin bir çaresi var. Şu çocukluğunuzdan bildiğiniz tere, bildiğiniz roka, bildiğiniz marul tarladan sökülür, eve gelir ve o gün, en geç ertesi gün salata yapılmazsa pörsüyüp ölür değil mi? Artık ölmüyor. Genetik kodları değiştirilmiş marullar solmuyor mesela. Sökülüyor, sebze haline giriyor, kamyonlara yükleniyor, İstanbul Hali'ne giriyor, marketlere dağılıyor, raflara yerleştiriliyor, eve geliyor, bekliyor... Solmuyor! Aldıran yok. Fiyatı ucuz, dayanıklı... Bilerek ya da bilmeyerek, bütün bunları alıcı istiyor. 

Ege'nin pazarlarını gezin, hiçbir şey farklı değil. Tire Pazarı'ndaki, Milas Yolu'nun kenarındaki tatlı köylü teyzelerin hepsi bu tohumlara ve potasyum çuvallarına fazlasıyla aşina. Damatları getirdi. Komşuları öğretti. Köy köy gezip yüzde yüz verim artışını garanti eden, bedavaya tohum ve gübre veren mümessiller anlattı. Toprakları tamamen zehirlendi. Has tohumu dikseler de yetişmiyor artık. Hediye, numune diye diye GDO ve yanında promosyonu olan tarımsal hastalıklar girdi bir kere...

Şimdi fasulyeleri düzleştirici gübreyi atmazlarsa eğri büğrü oluyor. Aynısı salatalıklarda da var. Pazılar mantar hastalığına kapıldı. Bu sene yirmi kilo domates bile çıkmıyor, toprağa güve hastalığı bulaştırdılar. Koca Menderes Ovası, Bursa, Antalya, Çanakkale, Burdur... Tüm tarım alanları sömürge oldu. ''Gıdayı kontrol eden dünyaya hükmeder.''. Bunun bir ileri aşaması hastanelerin onkoloji servislerini dolduran milyon dolarlık makineler... Devasa bir ''kanser sektörü''...

Hemen her gün gübre mümessillerinden telefonlar geliyor bana. Bir yerde adını duymanızın imkansız olduğu tohumları ekmeyi öneriyorlar. En az iki kat, üç kat getiriyi garanti ediyorlar. ''Bakın siz hem kolilerle İstanbul'a gönderiyorsunuz, yolda da dayanır, pırıl pırıl gider.''. Söyledikleri bu...

Babamın kızıyım ben. Kızım için düzgün bir tarım hobisi olarak başladım. Sonra döndü dolaştı bir işe dönüştü. Başta ne yaptıysam, neyi uyguladıysam aynısını uyguladım. Hiç sapmadım, hiçbir zaman da sapmayacağım. Ne olursa olsun... 

Sorunlar var, biliyorum. Marullar yolda sararıyor. Soğuk suya tutarsanız diriliyorlar. Bu kadar basit. Domatesler ezilebiliyor. Elimden geleni yapıyorum. Tek tek kağıda sardırıyorum elimden geldiğince, oluyor, yine eziliyor. Etenesini sertleştiren ve istif imkanı yaratan ilaçlardan uzak durduğum için oluyor bu. Başka çözümler bulmaya çalışıyorum. Birkaç gün erken toplatıyorum mesela tam ermemişken... Size geldiğinde tezgahın üzerine ters şekilde kapatıyorsunuz, birkaç gün içinde kendi kendilerine kızarıyorlar. Basit yöntemler bunlar... Çoğunu öğrendiniz zaten :) 

Ben teşekkür etmek istedim. Hepinize, herkese... 

Selam olsun bana temiz tarımı öğreten Yörüklere, ilk tohumları taşıyan dağ köylülerine, gerçek köyüye, kadınlarıma, bugüne kadar bana hep destek olmuş, yaptığım işi takdir etmiş sizlere, yaylalara, toprağa bin selam...


Milford

Ne kadar üzücü ve endişe verici gerçekler, okurken içim sızladı. Yıllardır farkında olmadan, bilmeden neler yedik kimbilir. 30yaşımdan sonra alerji tedavisi olmaya başladım. Doktorum, son yıllarda Türkiye'de alerjilerde artış olduğunu ve bunun temel sebeplerinden birinin doğal beslenmeden uzaklaşıp katkı maddeli/paket gıdalara yönelimde artış olması olduğunu söylemişti. Kızımı mümkün olduğunca yapay beslenme tarzından uzak büyütmeye çalışıyorum, Nurturia'daki paylaşımlar daha da bilinçlenmemi sağladı. Yalnız, ülkemizde herşeyin olduğu gibi ekolojik tarımın da suistimal edilmesi konusunda endişelerim var. Ki yazılanlardan gördüğüm kadarı ile bu konuda da işin kolayını bulanlar var. Ekolojik ürün sertifikası olan her ürüne güvenebiliyor musunuz, ekolojik pazarlarda satılan tüm ürünler gerçekten de ekolojik mi acaba? Pamukelma, ilettiğin yazıyı kim yazmış?


Ulku

cok guzel yazmissin milford.

burdaki bircok annenin yiyeceklerini aldigi, aydinin bir koyunde yasayan deli bir kadina ait :)
sayfasindan oku kendisini:

http://www.egesebzeleri.com/ciftlige_giris.html


Milford

Pamukelma, çok teşekkürler, çok faydalı oldu. Ben de hala çocukluğunda yediği kıpkırmızı mis kokulu domatesi arayanlardanım:-) Çiftliğe bayıldım ve çok kıskandım:-))) Uzun zamandır böyle birşeyin hayalini kuruyorum ve şehirden çiftliğe kaçış planları yapıyorum. Benden önce bunu başarıp mutlu olan birini görünce de çok sevindim:-)



Cevaplamak için Üye ol