İnatçılık doğuştan mı sonradan mı öğreniliyor?

Damla soruyor: 10

Oğlum 2 yaş dönemini atlattıkça kendi istedikleri konusunda ısrarcılığının azalacağını düşünmüştüm ama sanki artıyor gibi. Dikkatini dağıtmak ve ilgisini başka yöne çekmek konusunda da çok başarılı değilim.

Okulunun yöneticisi daha çok gözlemleyerek öğrenildiğini söylemişti. Ben de çoğu karakter özelliğinin çevre ile şekillendiğine inananlardanım, genetiğin çok da önemli olmadığını düşünüyorum. Yalnız inat konusunda, bana da evde çok inatçı olduğumu söylerlerdi ama düşünüyorum bizim evde diğer insanlar çok da inatçı sayılmazlardı. Ayrıca en küçük olduğum için kendi halimde büyüdüm, çok da üstüme düşüp, bir şey yaptırmak ya da yaptırmamak için çok üstüme düşmezlerdi evde.

Bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizce bu çocuğun karakteri mi yoksa sonradan öğrenilen bir şey mi? Çocuk bir konuda inatlaştığında yumuşayıp onun istediğini yapmak mı uygun olur, yoksa inatlaştığı için onu yapmamak mı doğru olur (bu durumda ben inatçı olmuş oluyorum)? Onun dediğini yaparsam, inadı ile ödülleneceği için daha çok inatçı mı olur, yoksa dediğini yapmazsam beni taklit ederek inatçı olmayı mı öğrenir? İki uçlu değnek durumu.

Biraz karışık oldu ama özetle sizler ne düşünüyorsunuz bu inat işlerinde?


10 Cevap


EBRUUSTUNER

Ben de kızım için 2 yaş sendromunu atlatınca inatlaşma döneminin geçeceğini sanmıştım. Bir süre daha devam edip uzun aralıklar ile bile olsa zaman zaman yaşıyoruz.  Şu an 3.5 yaşındayız ve öyle tuhaf şeylerde inatlaşıyor ki aklım almıyor. Bence çevresel faktörler çok etkili ,bizim davranışlarımızı çok iyi gözlemliyorlar. Radarları çok iyi.... Davranış olarak yapmamız gereken tek şey. SABIR. 
Önce derin bir nefes alın,onun neden bu konuda inatlaşmak istediğini anlamalısınız ve kendi sebeplerinizi ona açıklayın.  Eğer eninde sonunda onun istediğini yapacaksanız asla onunla inatlaşmayın.  Biz bu konuyu şöyle çözümlüyoruz. Orta yolunu bulmaya çalışıyoruz. Ne tamamen onun istediği oluyor ne de benim.
Çok karışık yazdıysam kusura bakmayın.


ikicocukannesi

damla,

genetik ve cevre kosulları ortak etki ediyor fikrimce kisilige. abla 14 aylık olduktan sonra kardes birden dahil oldu hayatımıza ve sancılı bir surec gecirdik. bu durum karsısında zorunluluktan bir pedagogtan yardım almak durumunda kaldık. bizdeki sorun inatcılık kadar kıskanclık da idi. abla anne babasını paylasmak istemiyor ve bu kıskanclık ile basedemiyordu. bende kisiliginin olustugu bu onemli yıllarda ablanın agresif ve inatcı hatta kıskandıgı zaman hırcın bir karakter gelistirmesinden endiseleniyordum. bize uzmanın soylediklerini ve uyguladıgımız yontemleri sana kısaca yazayım;

- inatlastıgı hallerde inatlastıgı nesneden ve durumdan uzaklastırmak. diyelim legoyu bırakmak istemiyor ama bırakması gerek zira uyku saati geldi. yapılacak sey; simdi su legoları kaldıralım onun yerine uyku arkadasını uyutalım. yerine baska bir sey koyup dikkat dagıtmak yani.

- yemek yemek istemiyor, reddediyor; peki oyleyse biraz oyun oynayalım sonra da yemek yeriz, nerde boya kalemlerin?  yarım saat sonra simdi yemek zamanı, oyun saati bitti. yemege geciyoruz.

- ısrarla coraplarını cıkarıyor, peki cıkaralım. cıplak ayaklarla ne yapabiliriz, hadi bakalım parmakları sayalım,1,2,3,4,5...tmm, simdi giy bakalım coraplarını. corap cıkartma saati bitti.

- tehlike yaratabilecek durumlarda taviz vermek yok ama. mesela sokakta elini bırakıp kendi yurumek istiyor. cok net bir sekilde; bizim kuralımız var, elimi sokakta bırakman kesinlikle yasak! dilersen parkta kendin yuruyebilirsin.

- kardesine ya da arkadasına mı vuruyor, tavır yine aynı; bizim evimizin kuralı nedir, vurmak yasak! ben sana vuruyor muyum? baban bana vuruyor mu? kardesine vurdugun icin sana cok kızdım, onun yerine ne yapıyoruz, kardesle oynuyoruz, hadi bakalım; kutu kutu pense....

biz bunları uyguluyoruz, aklıma gelenler bunlar. ise yaradıgını soyleyebilirim. lakin bazen kendini yere atıp cıglık cıglık bagırmıyor da degil. oyle anlarda onu anlamaya calısıyorum. sakinlesmesi icin kucagıma alıp sacalarını oksuyorum, is iyice cıgrından cıktıysa ya dısarı cıkıyoruz ya da muzik acıp son ses dans ediyoruz.

kıskanclık paylasmama hırcınlık gibi konular su sıralar yogun olarak gundemimizde, mumkun oldugunca onu anlamaya gereksiz hayır kullanmamaya ama kurallarımızında dısına cıkamamaya gayret ediyorum. zorlanıyorum ama biliyorum ki o benden daha da cok zorlanıyor bu duygularla basa cıkmakta...

aklıma geldikce ekleme yaparım yine,
hem diger fikirlerden de belki bir seyler ogrenirim,
super olmus bu konu,
hoscakal.


YesilAnne

Damla,
 
Bu inat meselesi genetik mi tam karar veremedim henüz ama, ben öğrenilen birşey olduğuna değil de tamamen karakterle alakalı bir huy olduğuna inanıyorum.
Yani birey bu huyla doğuyor gibi geliyor bana. Çevresel faktörler belki öğrenilmesine değil de zaten var olan bu olgunun, olumsuz yönde pekişmesine  ve  olumlu yönde ehlileşmesine etki yapabilir bence.

Maalesef inat öyle birşey ki, inatçı kişilik inatçı olduğunu da, inatla kabul etmiyor. Ben kendimden örnek verirsem, inatçı olduğuma inanmıyorum mesela ama eşim ısrarla sen çok inatçısın diyor.

Bir de kişisine göre inatlaşma durumu var. Hani şu ''nazı geçiyor bana'' deyiminden yola çıkarsak, belki de çocuklar en çok kendine daha yakın hissettikleriyle inatlaşıyor. Bu noktada inatçılık ile kararlılık ayrılıyor sanki.

İnatçı kişiliğe nasıl yaklaşılmalı kısmı ise tam bir işkence olabilir. Hele ki her iki tarafta da bu huy baskınsa, iki taraf içinde geçerli bu işkence.
Ben şu dönemde Tenten'in ısrarla birşeylere yönelmesini, istmesini vesaire.. tamamen dış dünyayı algılamaya çalışan bir bebeğin merakına bağlıyorum. Henüz inatçı olduğuna kanaat getirmek için, erken olduğunu düşünüyorum.

Bu yüzden henüz Tenten' de dahil olmak üzere yakınımda ki herhangi bir çocukla bu yönde çok fazla bir tecrübem yok. Ama kendi çocukluğumdan örnek vericek olursam, annem benimle asla inatlaşamazdı mesela çünkü kesinlikle inatçı bir karaktere sahip değil ve ben bunu biliyordum. Buradaki biliyordum kısmı çok önemli. Ebeveynin davranışlarında kesinlikle kararlı olması gerektiğini düşünüyorum. Bir falso verirsen çocuk onu anında kendine bir koz olarak çok güzel kullanır.İşte burada inadın sonradan öğrenme yoluyla pekişmesini görebiliriz.

Bir de korku meselesi var ki bu ayrı bir tartışma konusu. Çocuk ebeveyninden korkarsa maalesef inatlaşamaz zaten. Bu yüzden çocuğu korkutmadan bir otorite kurmak çok önemli.

Haksız isteklerinde kesinlikle kararlı olmak mı , hatayı yapıp kendisinin görmesini sağlamak mı iyidir onu kestiremiyorum henüz. Çünkü biraz önce bahsettiğim falso bir kez verilmişse kararlılığın çocuk gözünde hiç bir anlamı kalmıyor bence.

Sevgiler.


ozguranne

Damla,


"They F*ck You Up" diye bir kitap okumuştum. Oliver James yazmış. Hatta evde, istersen verebilirim bir ara. Yazarın tek yumurta ikizleri, ayrı yerde büyüyenler ve kardeşler arası farklılıklar üzerine yapılan araştırmalarla desteklediği fikirleri şöyle özetlenebilir.

* Nurture vs Nature da adam Nurture diyo (sizden yani:)
* Genetiğin davranışlar üzerinde çok az etkisi vardır. Asıl mesele yetiştirme şeklidir.
* Ailede kaçıncı çocuk olarak doğduğumuz, diğer kardeşlerin hangi özellikleri "kaptığı", ailedeki diğer kardeşlerin cinsiyeti, ailenin sevimlisi, akıllısı, hırslısı, tembeli, çalışkanı kim bu gibi şeyler bizim karakterimizi belirlemede daha etkenmiş.
* İlk çocuklar genelde lider, başkan olma eğiliminde, daha statikocu, daha az değişimden yanayken, son çocuklar devrimci, yenilikten yana daha çok risk alan tipler olurlarmış. Ama ailede bir kız, bir erkek varsa yine bu yönelim değişiyor. (Genelde ABD başkanları filan ilk çocukmuş ama )
* Bunun dışında anne ve babanın karakteri de var. İlla onlara benzemiyoruz, tepkisel de oluyoruz.
Örnek benim annem düzeni çok önemsediği için belki de ben hiç önemsemiyorum. O evi toplamadan, herkes uyumadan, bulaşıklar yıkanmadan kitap okuyamaz. Ben de bunu gözlemleyip, ohoo hayat böyle giderse zçtık diye düşünüp (sanırım) önce kitabımı okur, sonra gerisine fırsat bulursam bakar olmuşum. (doğrusu budur demiyorum) Oysa kardeşim daha düzenlidir. O da önce ortalığı düzeltir, öyle çalışır.
* Kardeşler neden birbirine benzemez sorusuna da yanıt veriyor. iki kardeş asla aynı ailede yetişmez. Zaman, imkan, koşullar, anne baba değilşir (aynı nehirde iki kere yüzülmez) 

Çok yazdım. 

Bence doğuştan değil, yetiştirmeden kaynaklanıyor. Şu kadar şey yazdım ama inat karşısında ne yapmalı bilmiyorum. Dediğini yapmak da kötü, inatlaşmak da. Sanırım duygularını ifade etmesine izin vererek, seni anlıyorum, demek ama istediğini yapmamak denenebilir. 


ikicocukannesi

basak,

detayıyla yazacagım icin geciktirdim maili, affola:) bu yazdıklarım tamamıyla inat kıskanclık ve hırcınlık uzerine idi. zira muzdarip oldugumuz durumlar yogunlukla bunlar. ornekler uzerinden igidince daha kolay anlatıyorum ve daha anlasılır oluyor, sizin dr ile bizim dr'un korkuya yaklasımı farklı,,

sizinkisi yavas yavas korku ile yuzlesmeyi salık veriyordu yanılmıyorsam, bizimkisi korku ve kaygıyı 3 yasına kadar uzak tutmayı ogutluyor, misal orneklemezsem catlarım;

abla 18 aylık civarı parka gittik, evimize yakın harika bir park var orda da sansımıza cim biciliyor, bizimki makinanın sesinden acayip korktu. uzaklastık hemen ordan, ona makinanın ses cıkarttıgını ama yanında oldugumu basımıza bir sey gelmeyecegini onu koruyacagımı soyledim sıkıca sarıldım. sonra bu korku tuhaf bir sekil aldı supurgenin ve blender'ın sesine karsı da aynı tepki oldu hatta ezan sesine bile. belli bir sure o evdeyken supurge ve blender'ı acmadık ezan icinde patatesci yorumu yaptık, ezan okunuyor biz diyoruz ki yok kızım kimse bagırmıyor, bak patatesci geciyor, evet siteye gelen bir patatesci var, diyoruz ki allahu ekber kızartmalık haslamalık patates var:)sonra korkular form degistirdi birgun kaslarımı alıyorum elimde cımbız allahım bana bir sey oluyor sandı. cımbıza hoscakal dedim, beraber cımbızı banyoya goturduk:)

diyecegim o ki; korkularla cocuklar uc yasına kadar basa cıkmayı basaramıyorlar, mumkun oldugunca uzak tutmalı yuzlesmeyi uc yas sonrasına ertelemeli. bana da mantıklı geldi zira ablanın kafası zaten kardesten oturu karsık idi, bizde erteledik yuzlesme kısmını...

genis bir zamanda daha detaylayacagım,
hoscakal.



EBRUUSTUNER

ozguranne kesinlikle seninle aynı fikirdeyim.Siz çocuğun davranışları karşısında nasıl tepkiler veriyorsanız o da gardını ona göre alıyor ve hep o konuda ısrarcı davranıyor. Eğer çok tepki vermeye ve hayır demeye mailli iseniz bu inatlamayı büyütüyor.
Bence çocuklarla inatlaşmak yerine -ki onlar konuşulduğunda çok iyi anlayan zeki varlıklar- sorunu konuşarak çözmek gerekir.
Eğer bu şekilde de anlamak istemiyor sa biraz onları kendi haline bırakıp sakinleşmesini beklemek gerekir. İnat yaptığında istedilklerini yaparsak hep aynı davranışı sergileyecektir. 
Mutlaka anlaşarak her iki tarafı da tatmin etmek gerekir.  


Damla

Ebru Hanım, yok karışık değil, teşekkürler. Şu ana orta yol konusunu pek denemedik. Peki orta yolu daha da kendi isteklerine doğru esnetmeye çalışmıyor mu, yoksa uzlaştığı için daha mı iyi hissediyor? Mesela geçen sabah salep istiyorum dedi, salep verildi, sonra kaseden istediğine karar verdi, kasede salep vermemizde bir şey yok ama zamanımız sınırlı sabah saati. Sonra olmaz deyince bir isyan baş gösterebiliyor. Ben de böyle olunca keşke baştan, yok canım akşama içersin salebi deseydim, bitseydi diyorum. O zaman da kendimi çok kuralcı hissediyorum, ne var niye içilmesin salep sabah kuralı mı var diye düşünüyorum. Bir de şöyle bir sıkıntı var, Ilgaz oldukça düzgün konuşan ve anlayan bir çocuk, bu yüzden onu çocuk olarak görmekte zorlanıyorum. Bir şeyi anlatmayı başardığımda ona, hemen her seferinde anladığını düşünüyorum, ama anlaması kabulleneği anlamına gelmiyor. Bu defa beni anladığı halde diretmeye devam ederse karşılıklı inatlaşmamızın dozu iyice artıyor, yani benim onun dediğini yapma ihtimalim hiç kalmıyor.

Başakçelik, evet sanki birey olma durumu ile ilgili, ama ben bu dönemi nasıl daha az çekişme ile geçirebilirim bunun bir yolunu bulmam gerektiğini düşünüyorum. Aşağıda bir örnek yazacağım, belki daha somut olur.

ikicocukannesi, teşekkürler yanıtın ve önerilerin için. Bir ara biz de çok sıkıntılı bir dönem geçirmiştik. Verdiğin örneklerdeki gibi geçiyordu tüm günümüz, ayakkabını çıkart, çıkarmayacağım, çorabını giy, giymez, bu dönemi aştık çok şükür. Şimdi konular daha hafif ve krizler daha gelip geçici çok şükür.

Özgüranne, kitabı alır okurum bir ara. Ben de önemli keşif ve devrimleri yapan dünyaca ünlü karakterlerinin hiçbirinin ilk çocuk olmadığına dair bir belgesel izlemiştim. Huy deyip geçemiyorum, bu da yalnız biraz çok yük bindiriyor insanın üzerine. Çocuğun her davranışına kendine pay biçmek yoruyor bazen beni. Belki de benim inadım bu, inatlaşan o değil aslında, benim diye düşündüğüm de olmuyor değil. Belki de pek yakında "öff anne çok inatçısın" diyecek bana.

Örnek:
Geçen gün saçını kestirmek için e-bebek'e gittik. Aynı gün bir arkadaşı ona Miki'li kitap ödünç vermişti . İşimiz bitince biraz kitaplara bakalım, öyle eve gidelim dedim. Benim buradaki ilk hatam onu aç ve yorgunken öyle bir yere sokmakta tabi. Ama her şeyi en güzel zamanlarda yapmaya kalkarsak hiçbir şey yapamıyoruz bu İstanbul'da. Ben kitaplara bakarken, eline bir Miki Kukla aldı ve bana duyuracak şekilde "Miki'm olacağı için çok mutluyum" falan demeye başladı. Çok belirgin bir duygu sömürüsü tonu vardı (şımarık der büyüklerimiz :) ) ve ben bu davranış biçimini ilk kez görüyordum onda, duygu sömürüsünün 3 yaş özelliği olduğunu okumuştum çok komik görünüyordu aslında :) ama çaktırmadım. Zaten kitap hastası ve oyuncaklara da çok ısrar etmez normalde, ben pek önemsemedim, unutacak diye düşündüm. Bu büyük hata aslında, çünkü Ilgaz pek az şeyi unutur, belki de ilk duyduğumda duymazdan gelmek yerine hemen konuşmalıydım ama her bir şeyi konuşunca da zaten yavaş olan hayatımız daha da yavaşlıyor.

Bir kitaba daldığı sırada elinden Miki'yi bıraktı, ben de diğer karıştırıp bıraktığı kitaplarla birlikte alıp yerine koydum, sanırım fark etmedi. Sonra bir kitaba birlikte karar verdik (o küçük yaşlar için evde de olan türde kitaplara takıldı, ben onu ikna ettim diyelim :( ). Sonra kasaya doğru yöneldim, o sırada tekrar Miki'yi gördü, "Miki'm, Miki'm, anne elinde di mi" diye bağırmaya ağlamaya başladı doğrudan. Burada önce sakince sormaması, benim kasaya doğru acele etmemden kaynaklı sanırım. Benim işi oldu-bittiye getireceğimi düşünüyor ve haksız da sayılmaz, niyetim bu. Bu tür durumlarda böyle isyan eder bir ağlaması var ve ben o sırada onunla konuşamıyorum. Konuşmaya zorlarsam bağırmam gerekiyor ve o zaman ona bağırmış gibi oluyorum ve hem boğazım acıyor, hem sinirim bozuluyor.  Bir de düşünemiyorum, o öyle bağırınca sanki aklım duruyor, elim ayağıma dolaşıyor.

O sırada da başka bir kadın iyi niyetle müdahele etti, kendi çocuğu durup bizimkine bakınca aa, bak o da üzüldü, ağlama, bak annen yanında falan dedi. Bizimki de bu sefer iyice dramatize etti durumu, daha çok ağlamaya başladı.

Bütün bunlar olurken, tavrından dolayı bende bıraktığı his, o Miki'yi gerçekten istemekten çok, niye dediğim olmadı ağlaması gibi gelmekte idi. Sanki kendi kendisini gaza getiriyor. Keşke sakinleştirip fiyatına baksaydık birlikte diye düşündüm, o zaman daha çok konu uzayacak, pahalıysa ve almak istemezsem daha beter olacak, hiç uzlaşılacak modda değil, ölümüne istiyor Miki'yi :). Direk alsam, her alışverişe gittiğimizde aynısı olacak diye korkuyorum. Öte yandan onun kafasında da, iki gün önce babası başka bir Disney karakterini almış hediye, ben isteyince niye alınmıyor, alınmaması için ssebep ne diye düşünüyor olabilir. Bu sefer ben evin "almayan" ebeveyni pozisyonuna düşüyorum. Ama istediği her şeyi almamak için bir neden bulamam ki. Markete gittiğimizde de paketi hoşuna giden her şeyi almak istiyor.

Neyse, onu aldığımız kitaba konsantre etmeye çalıştım olmadı. Beni fiziksel olarak da zorluyor Miki'nin istikametine doğru. Ağladığın için markette duramayacağız kitabı da alamıyoruz susmazsan  dedim, daha çok ağladı ve kitabı bırakıp çıktım. Yolda ağlarken aslında akşamımızın güzel geçmesini vurgulamaya çalıştım, bak saçını kestirdik, şu güzeldi değil mi, şeklinde. Bir süre susuyor, sonra yine Mikiii, Miki diye ağlamaya başlıyor. Tabi ben de aç ve yorgunum artık saat olmuş 20:00, güya birlikte güzel bir akşam geçirmişiz, hemen bir kitap seçip evimize gideceğiz, mutlu mutlu onu okuyacağız yatacak, plan bu. Evdeki hesap çarşıya uymuyor her zaman :)

Ertesi gün sormadı. Almadım o Miki'yi ama içimde ukte kaldı, şeytan diyor git al. Belki de birlikte alışveriş yapmamız için biraz daha büyümesi gerekli.


ikicocukannesi

cok hossunuz damla,

ılgaz bey daha da hos soylemeliyim, keyifle okudum. kafasına koydugunu yapıyor demek ki, ne ısrar! istediginiz bir davranıs gosterdiginde bence miki ile odullendirin bir zaman sonra. boylece icinizde de ukte kalmaz. nasıl bir miki bu merak ettim bu arada?

peki o kasada aglarken dısarda baska bir seyle dikkat cekmek filan ise yaramıyor mu acaba? birde gercekten olaydan sonra unutmuyor mu? ne kadar suruyor?

hoscakalın.


Damla

ikicocukannesi,

Dandik Miki işte. El kuklası, tahminen o el kuklası olduğunu bile fark etmedi.

Bizde bir sıkıntıda kandırmaca yapamıyoruz hiç. "Aaa bu Miki çirkinmiş, ben sana daha güzelini alıcam" gibi. Sıkıntı dedim, kandırmamanın iyi olduğunu düşünüyorum zaten ama, bizim için çok kolaylık olabilir sanki sıkışınca. O anda dikkatini dağıtmayı ben başaramıyorum, ama o mu çok iyi konsantre oluyor yoksa dediğim gibi o bağırdığı için paralize olduğumdan ben mi beceremiyorum bilmiyorum.

Ertesi gün açmadı konuyu, ama yatana kadar ara ara hatırladı. Ben çok gerildiğim için babasına bıraktım yatırma işini, o mızıkayla falan oyaladı. Ama ben devam etsem konu kapanmazdı eminim, ertesi gün açılmadı tekrar. Hatta o kitabı okuduk, yine söz etmedi Miki'den.


ikicocukannesi

bende yapmıyorum kandırmaca, benzer bir fikirdeyim,  zaten inanılmaz zekiler. gecen gece dedim ki bak herkes uyudu herkes ve her sey. tv bile uyudu. babası izliyordu gece, ona ithafen. ne dese begenirsin tv'nin gozleri yok o uyumaz bir kere:)

sanırım iyi konsantre oluyor ılgaz. dikkat dagıtma konusunda basarılı olmayı ogrenmek durumunda kaldım zira bizim evde iki bebek var, biraz da zorunluluk oldu galiba:) yanımda sevdigi nesneleri tasıyorum, kitaplarımız favori oyuncaklarımız yanımızda, boyle anlarda onları cıkartıyorum. ya da tren buluyorum, bak tren geliyor sihirli bir cumle! sonrasında da gostermek gerekiyor tabi. avmlerde tırtıllar hayat kurtarıyor. aa aklıma geldi sakız, evet sakız da sihirli, bak cantamda sakız kalmıs sihirli bir cumle, ablanın sakıza zaafı var:) markette de diyelim alakasız bir sey aldı elinden bırakmıyor, hadi su reyona kosalım mı, bak orda sut varmıs sihirli, onunla kosarken elinden aldıgını caktırtmadan yok ediyorum, ve evet deliler gibi kosuyoruz:)  

bizde de kardes su sıralar camasırlıga taktı kafayı, camasırlıgın ustunde zıplamaya calısıyor birde utu masasının yerde bırakıldıgını farkettigi anda ısık hızıyla utu masasının ustune cıkıp orda yuvarlanıyor. diyelim gece oynadık sabah aynen kaldıgı yerden devam dogru o odaya camasırlıgın basına, nasıl unutmuyor hayret ediyorum:)

hoscakal. 


Cevaplamak için Üye ol