18. ayla beraber neler oluyor?

moodswing soruyor: 3

Merhaba,
Son bir ayda gelişen bir problemimiz var.
Uzatmamaya çalışarak anlatayım.

Duru 2.5 aylıkken işe döndüm. İlk günden itibaren kapıya gelip bizi yolcu etti (!) Büyüdükçe bu alışkanlık da güzel bir şekilde gelişti. Öpüp bay bay derdi, sonra da pencereye çıkıp oradan bize el sallardı. Bir gün olsun arkamızdan ağlamamıştı.

Bundan 1 ay önce Duru'ya bebekliğinden beri bakab bakıcımız rahatsızlanarak işten ayrılmak zorunda kaldı. Duru onu çok severdi, her gelişinde sevinçle karşılardı. Artık çalışamayacağı belli olunca biz de üzülerek veda ettik. O günlerde annem Duru'yla ilgilendi. Duru bakıcısını sorduğunda "işleri varmış, kızının yanına gitti, ona yemek yapacakmış" gibi şeyler söyledik. Annemin ona baktığı 3 hafta boyunca da arkamdan ağlamadı.

Bir hafta önce yeni bakıcımız işe başladı. Kısa sürede kaynaştılar. Birlikte iyi vakit geçiriyorlar. Annem bu alıştırma sürecinde evde onlarla kaldı. Bir kaç günde Duru ona güvenip yanlarında annem olmaksızın parka gitmeyi ya da annemin onları bırakıp dışarı çıkmasını kabullendi. Ancak sabahları ben işe giderkenki tavrı birdenbire değişti. Gideceğimi anladığı anda ağlamaya çalışıyor, elimi bırakmıyor ya da kucağımdan inmiyor. Ne anneanne ne de yeni bakıcıya gidiyor. Çok ağlıyor. Bir kaç kez "akşama geleceğim, merak etme" diye sakinleştirici şeyler söyleyerek onu ağlarken bırakıp çıktım. Tabii ki çok kötü hisediyorum. Ona çaktırmadan evden kaçmayı ise çok yanlış buluyorum. Bu arada baba da sık sık seyahatlere gidiyor. O gitmeden herseferinde "yarın baba seyahate gidecek, x gün sonra gelecek" diyerek vedalaşıyoruz.


Bu dönemde, acaba eski bakıcısı birden ortadan kaybolunca kendini terkedilmiş mi hissediyor, acaba ben de bunu körüklüyor muyum, yoksa bu geçici bir dönem mi, normal mi değil mi, geçer mi, nasıl davranmalıyım gibi soruların içinden çıkamıyorum. Topu topu bir kez bakıcı değiştirdik, bildiğim kadarıyla 10 güne bir bakıcısı değişen çok çocuk var. Bugüne kadar hiç ona gitme/gelme konusunda yalan söylemedik. Hiç bir zaman anneanne/babaanneye bırakıp geceyi ayrı geçirmedik. Peki nerede hata yaptık?

Var mı önerisi, yorumu olan?

Teşekkürler,


13 Cevap


dost

17-18 ay döneminde her çocuğun böyle bir durumu oluyor ve eğer anneden ya da anne yerine koyduğu bakıcısından ihtiyacı olan cevabı alamazsa, border line denilen, sınır kişilik bozukluğu olan bir yetişkin oluyor ilerde. yani border line dediğimiz şeyin bir altı psikotik kişilik. ağır bağlanma sorunları yaşayan, sevemeyen, ilişki kuramayan, ruh hastalığının sınırında yaşamak zorunda kalacak bir insan demektir bu. bu sebeple, çok hayati bir dönemden söz ediyorsunuz. çocuk eğer bağlanabildiyse kopmanın acısını yaşar, yani tam bu dönemde sizden ayrılınca herhangi bir sorun çıkarmıyorsa, çocuğun sorunu büyük demektir. annenin ya da bakıcının peşinden ayrılmıyorsa, çocuğun ruhsal kapasitesine göre sürecek olan bu dönemde anneye ya da bakıcıya hayati derecede ihtiyacı olduğu için bunu yapıyor. annenin bu dönemde çocuğunu taşıyabilmesi, yani çocuğun ihtiyacını taşıyabilmesi, anlayabilmesi ve çocuğuna gerekli cevabı, sözle değil tabii, verebilmesi, daha ne denir bilmiyorum, bir tür tamam mı devam mı meselesi. yani çocuk ya orada kalır ruhsal olarak, ya da doğru ilgileniliyorsa ruhsal büyümesi devam eder.

zaten gerek sosyal ortamından kopmamak, kendini bir tür hiçe indirgenmiş hissetmemek ya da ciddi ekonomik sebeplerle çocuğunu dünyaya getirip de onu bir başkasının anneliğine bırakmak, hani insan aç kalsa da, ölse de yapmasa denecek bir şey. 
eğer ilgilenen olursa, çocuğun ihtiyacının taşınmasından ne kastettiğimi yazabilirim.


moodswing

dost, cevabın için teşekkürler.

ihtiyacın taşınması kısmını açıklarsan sevinirim.

bu dönemin bir yaş dönümü olduğunu ve çocuğun ekstra bağlanma yaşadığını daha önce okumuştum. bu nedenle mümkün olduğu kadar ihtaç duyduğu ilgiyi vermeye çalışıyoruz.

sabah işe gitme konusunda şöyle bir yöntem bulduk. ben iş için çıkmadan 101 dakika önce duru kahvaltısını bitiriyor. onu giydiriyorum ve bakıcı ablasıyla parka gideceğini söylüyorum. tabi ki cazip geliyor. genelde kapıdan çıkarken beni de istiyor ama "siz gidip oynayın, ben de işe gideyim, akşam gelince beraber oynarız" gibi bir söylem karşısında el sallayıp hoşçakal diyerek çıkıyorlar. ağlamıyor, mutsuz olmuyor. dönünce beni sorarsa işe gittiğimi söyleyin demiştim ama sormamış, aramamış. bir kaç gündür durum böyle. genellikle konuşmalırımızı epeyce anlıyor, bu nedenle "işe gidiyorum" kısmını da anladığını ve ona yalan söylemediğimizi düşünüyorum.


dost

yetişkinliğimizde de ama özellikle hayatımızın ilk 5 yılında kelimelerden çok söylenmeyen şeyleri algılarız, hele çocuklar çok öyleler. sözlü ilişki çok yüzeysel bir şeydir aslında. sadece bebeğimizin ya da çocuğumuzun değil, sevdiğimiz bütün varlıkların ihtiyaçlarını taşırız, ya da onlar bizim ihtiyaçlarımızı taşır. bunun için öncelikle karşımızdaki varlığın ihtiyacını iyi anlamamız gerekiyor. ama biz hep kendi ihtiyaçlarının peşinde olan varlıklarız, hep karıştırırız bu ikisini. 

hayatımızın üç önemli kırılma noktası var. 09 ay, 18 ay ve ergenlik dönemi, tabii en başta doğum. bu dönemlerde hepimiz azami desteğe, anlaşılmaya ve taşınmaya ihtiyaç duyarız. çünkü bir şeyden başka bir şeye geçmekteyizdir. bebek 09 ayda annesiyle kendisinin ayrı varlıklar olduğunu algılıyor ve bu bizim kendi bebekliğimizden asla hatırlayamayacağımız muazzam bir dönüşme zorunluluğu, çok büyük bir şey. 18 aya gelene kadar çocuk bağlanabilecek bir anneye, yani onunla birlikte olan, ihtiyaçlarının farkında olan, çocuğuyla bilinçaltı bir bağı oluşmuş bir varlığa sahipse, bu dönemde kendisinin bu dünyada var olabilmek için ne kadar yetersiz, ne kadar zayıf olduğunu algılıyor. fakat bizim en büyük handikaplarımızdan bir diğeri de bebeklerin ve çocukların algısının bizimki gibi olduğunu sanmamız. çocuğun herhangi bir eşyanın boyutunu, şeklini algılayışı bile bizimkiyle aynı değil, o kadar farklıyız. dolayısıyla bizim kendimizi zayıf hissetmemizle çocuğunki çok farklı şeyler. çocuk çok ağır ağladığı zaman mesela, dünya parça parça olmaktadır, her şey yıkılır, çöker. ihtiyacı olduğunda annesini yanında bulamaması da aslında dünyanın altında ezilip kalması gibi bir durum. yani önce, çocuğun iç dünyasında ne tür bir şey yaşadığını anlamaya çalışmak lazım ama onu kendimiz gibi sanmadan. yani çocuk çok çok korktuğu için annesinin peşinden ayrılmak istemez, onun etrafında ve dolayısıyla güvende hissetmeye çalışır. bu dönemde çok önemsiz görünebilecek bir şey bile onun için tehditkar olabilir, düzeninin değişmesi çok büyük bir tehdittir. bu döremde başına gelebilecek herhangi bir fiziksel yaraylanmaya annenin aşırı bir hassasiyetle yaklaşması mesela çocuğu hayatı boyunca sanki hep tehlikeye açıkmış, çok kolay zarar görebilen bir varlıkmış, kötü şeyler hep onun başına gelirmiş vs gibi hissettirecektir ve ilgisizlik ise, ağır bir değersizlik duygusu ve daha derinde de tekinsizlik duygusuyla yaşamasına sebep olacaktır. 
yani birisi hastaysa, onun sınırlarını ihlal etmeden, sağlığına zararlı şeyleri ona zorla vermeye çalışmadan ya da hiç de hasta değilmiş gibi yapmadan, ona elimizden gelen bakımı yapıp iyileşmesine çalışırız ya... öyle... çocuğun ruhunun o dönemde ateşler içinde olduğunu düşünün. ona güzel bir mesafede durup, her şeyini taşımaya kalkıp da çocuğu elsiz ayaksız etmeden güzelce kollayıp, ihtiyacı olduğunda sımsıkı kucağınızı, güven duygusunu ona sunup, en önemlisi, acısını, nasıl zorda olduğunu anlayıp sevgiden gelen bir yakınlıkla yanında durursanız şöyle olabilir: ruhunu, büyümenin bu yeni aşaması için hazırlamasına yardım etmiş olursunuz. sizden gelen sevgiyle dünyayı yeniden kurmaya çalışır çünkü artık anne kucağına bu şekilde sığındığı son zamanlar bunlar, bu kadar bebeksi olduğu son zamanlar. artık kucaktan çıkıp dış dünyanın bir parçası olmak zorunda. bunun için de en değerli rehberi ve güvencesi annesi. siz onu ne kadar sever ve anlayabilirseniz o da önce kendini, sonra dünyayı o kadar sevip anlayabilecektir. dolayısıyla 09 ayda çocuk şunu anladı: annemle ben ayrı varlıklarız. 18 ayda ise, annem var, ben varım, bir de dünya var, dedi. dünya çok büyük, çok korkutucu, gürültülü, karışık, annem olmazsa ben ölürüm. annem olunca dünya düzene giriyor, güvenli oluyor, korkmuyorum ama annemden ayrı kalınca her şey çöküyor, yıkılıyor, parçalanıyorum. 
çocuğun eğer 18 aya kadar ruhsal temeli zayıfsa, bu parçalanma duygusunu çok daha ağır yaşayacak, toleransı daha az oalacaktır ve anneye o oranda daha fazla yapışacaktır. ama sonuçta bu dönemde çocuk anneye yapışır çünkü dünyada tutunabileceği tek şey annesidir. bir de bağlanabilecek bir annesi olmamış, tutunacak dalı olmayan çocukları düşünün. o yüzden, çocuğa annesinin bakması bence çocuk için hayati bir şey. 




Cevaplamak için Üye ol