Bugünlerde

1

 Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog birkaç yerli rehberle yola koyuluyorlar. 

Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu kısa bir sürede yarılıyorlar. 

Aynı hızlı tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. 

Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. 

Saatler sonra yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola, sonunda da tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. 

Arkeologlardan biri yaşlı rehbere soruyor; 

“Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce bekledik?” 

Yaşlı rehberin cevabı; 

“Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik.” 

Neden içimizde hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızın ve niye mutlu olmayı beceremediğimizin cevabıdır aslında İnka'lı yaşlı rehberin söyledikleri… 

Şimdi zengin fakir ayrımı yapmayan çok adil bir virüs sayesinde evlerimize kapandık. Bu süreçte ruhlarımız da nefes nefese yetişti bedenlerimize. 

Eve kapandık diye canları sıkılıp bunalıma girenlere bu sözüm de. 

Dönüp geriye baktığımızda en güzel eserler en zor ve sıkıntılı zamanlarda çıkmamış mıdır ortaya? 

Nazım el kadar avluda volta atarken iki sigara arasında yazmadı mı en güzel şiirlerini? 

Sabahattin Ali Sinop Ceza evindeki hücresinde yemeğini lağım fareleriyle paylaşırken ‘Aldırma Gönül’ü kaleme alarak ferahlatmadı mı yüreğini? 

Ahmet Arif açlık, sefalet ve sürgün yıllarında bir araya gelmelerinin mümkün olmadığı Leyla’sının hasretiyle prangaları eskitmedi mi? 

Şairin dediği gibi; 

Kapının arkasında bekleyen hayat cıvıl cıvıl

Ağrılar sızılar dinecek

Yumuşak ılık bir yaz akşamı inecek… 

Ve o gün geldiğinde yani bu kapıların arkasındaki hayata yeniden döndüğümüzde adama sormazlar mı içerideyken neler yaptın diye…




1 Yorum


brc_ddin

ne guzel yazmisin Ayca :)

Yorum yapmak için üye ol