Anka'nın doğumu - SSVD - 07.03.2016

1

   

Hamileliğim süresince, gebelik günlüklerini okuduğum gebelerin, doğum hikayelerini bekleyip, neden o kadar uzun süre sonra yazmış olduklarını anlayamadığımdan sanırım, “insan kınadığı şeyi görmeden ölmezmiş” sözünün bir kanıtı olarak, bebeğim 12.ayını doldurmaya yaklaştığı günlerde yazabildim ancak kendi doğum hikayemi..Buyursunlar…

Ben Ayşe, 32 yaşındayım. İstanbul’dan yaklaşık 4 sene önce kaçıp, Fethiye’nin bir köyüne yerleşmiş, benim deyimimle “çakma köylü”yüm. Anne olma hikayem, aslında 2010 senesinde başladı. İlk çocuğum, can kızım, Aden’im 2 Ağustos 2010’da İstanbul’da acil ve bebek dostu sezaryenle dünyaya geldi. O ayrı bir yazının konusu olarak kenarda dursun isterim ama kısacık da olsa bilgi vermem gerekirse, gayet olağan ve seyrinde giden bir hamilelik sonunda, 40+3’te,  dalgaların çoğunu evde geçirmiş olarak sabah 5.45’te hastaneye gittik ve hiçbir müdahale almadan, doğal doğum dalgaları ile sabaha kadar bekledim. 10 cm açılmaya rağmen, bebeğin aşağı inmemesi sonucunda, acil sezaryene alındım. Genel anestezi ile yapılan sezaryenden sonra 3.995 gr 54 cm’lik minik bir tosbağa doğurdumJ İlk doğumumla ilgili herhangi bir keşkem yok, lakin yine de aklıma takılan tek şey, neden beni 5:45’ten sabah 09:00’a kadar NST’ye bağlı olarak doğum masasında beklettikleriydi. Çok düşünmemeye çalışarak, sağlıklı anne ve sağlıklı bebekle sonuçlanan her türlü doğumun biricik olduğunu kabul edip, kafaya fazla takmadan devam ettik hayatımıza.

Bu süre zarfında, başta bahsettiğim gibi Fethiye’nin bir köyüne yerleştik, hayalimizdeki hayata bir adım daha yaklaşmanın verdiği sevinç ve bünyenin alışık olduğu kaostan kurtulmasının sersemliği ile geçen 3 senenin sonunda, hiç de beklemediğimiz bir anda, 90.dakika golü olarak tekrar hamile olduğumu öğrendim. Olayın gelişimi ilginçti, ben bir otelde aşçıbaşı olarak çalışıyordum, o kadar uzun saatler, o kadar sıcak ortamda, o kadar yoğun çalışıyordum ki, “yok canım, ne alakası var şimdi” dedim kendi kendime. Tam da ikinci çocuk fikrinden vazgeçtiğim bir dönemde, hayat bana “planlar yaparken, aslında var olanlar” olduğunu bir kere daha hatırlattı. Hamileliğimi öğrenmemizle birlikte, SSVD’yi de yeniden gündeme aldım tabii ki. SSVD, senelerce ara sıra okuduğum, açıp doğal doğum videoları izlediğim, “Pozitif Doğum Hikayeleri” başlığında gezindiğim ve “acaba bir gün ben de yapabilir miyim” dediğim bir doğum şekliydi. Aden’e hamileyken “Ina May”den, “Hypnobirthing”den, “Doulalık”tan habersizdim. O zamanlar tek söylediğim, “doğumda neden müdahale olsun ki, günde binlerce çocuk, müdahalesiz doğuyor” olmuştu.  Doğum sonrası, bir ara Açık Öğretim Fakültesi’nde Ebelik bölümü okumaya bile karar vermiştim. Zira, doğum muhteşem bir olaydı ve bu olayda benim de tuzum bulunmasın mıydıJ Hayat farklı yerlere sürükledi diyelim, ebelik okuyamadım ama 2. Hamileliğim sırasında çok ama çok okudum. Okudum, izledim, dinledim, hayal ettim.

Hayalimdeki doktoru, inanılmaz ama, Fethiye’de bulmuştum. Bu noktada, bir düzeltme yaptım. eklemeyi unuttuğum canım Madre'm, Işıl'ım sayesinde buluştuk Ayla ile. Kendisi de SSVD yapan, Nurti'nin bana kazandırdığı can dostlardan Işıl.. Böyle bir şeyi paylaşmakla daha da ileri giden bir dostluk. İyi ki varsın Işıl'ım ve iyi ki varsın Nurti! Benden yalnızca 1 yaş büyük olan Canım Doktorum Ayla, hamileliğimin ilerleyen safhalarında dostum da oldu. Kendisi de suda doğum yapmış, çok güçlü, çok sevecen, kendinizi kollarına rahatlıkla bırakabileceğiniz canım doktorum..Ona ilk “SSVD yapabilir miyiz?” diye sorduğumda bana, “Bunu sen yapacaksın, sonuna kadar destekliyorum” dediği anda gözlerimde yanan ışıkları ve kalbimdeki hissiyatı anlatabilmem mümkün değil. Çok da araştırmadan, şehir değişikliğine gerek kalmadan bulmuştum işte!” SSVD olmasan evde bile doğururdun sen bu bebeği” diyebilecek kadar doğal doğum yanlısıydı doktorum. Çok olağan seyrinde ve görece kolay geçen bir hamilelikti. 7.ayıma kadar aşçı olarak çalışmaya devam ettim. Ne kokular, ne ayakta durma, ne de sıcaklık etkilemiyordu. 8.ayımda doktor kontrolünde: “Benim bazı isteklerim var, senin için de sorun olmazsa, o şekilde olsun istiyorum doğumum” demiştim, isteklerimi sıralamama gerek kalmadan, “bebeği doğuracak olan sensin Ayşe, her şey, senin ve Anka’nın sağlığına zarar gelmeyecek şekilde sen nasıl istersen öyle olacak” diyerek cevapladı beni. Havalara uçtum elbette. Hareketli NST, son dakikaya kadar istediğim şekilde hareket etme ve bir şeyler atıştırabilme özgürlüğü! Bir de yakın bir arkadaşımın eşimle birlikte doğuma girmesini isteyecektim. Hepsine tamam dedi. 37.haftadan sonra artık doğumu bekler hale gelmiştik. Hastane çantası kapıda, ben köy yollarında bir aşağı, bir yukarı yürüyordum. Doğumda yanımda olmasını istediğim arkadaşım tüm kitapları ve önerdiğim belgesel (Ina May Gaskin, The Farm Belgeseli) ve videoları yalayıp yutmuştu. Kendisi henüz doğurmadığı halde, bu doğuma girmeye hazırdı ki 38.haftada 15 senelik can yoldaşı, kedisi hastalandı. Apar topar İzmir’e gitmek ve güzel kızını tedavi ettirmek zorunda kaldı. Doğumda kadın enerjisinin ne kadar önemli olduğunu hissediyordum. Annem hayatta değildi, kayınvalidem doğuma girmeye dayanamazdı ve evde bir çocuğumuz daha olduğundan, onunla kalacaktı. O sırada, yakın kız arkadaşlarım arıyor, doğuma girip girmeme konusunda kararsız olduklarını ama hastaneye mutlaka gelmek istediklerini söylüyorlardı. Hiç kimse olmasa dahi, eşim yanımda olacaktı. Onun desteği de yeterdi. Zaten canım doktorum da arkadaşımdı. Sorun olmayacaktı.

Ben her iki hamileliğimde de, hormonların etkisiyle mi yoksa hamilelik halini çok sevdiğimden midir bilinmez çok kaygısızdım. İlk hamileliğimin 8. Ayında annemi kaybetmeme rağmen, içimde bir bebek büyütüyor olmanın verdiği süper güçle sanırım, her şeyin üstesinden, çok zorlanmadan gelebilmiştim. Velhasıl, strese mahal yoktu. Bu doğum, öyle ya da böyle gerçekleşecek ve biz 4 kişi olacaktık…

39+2’de dalgalar yavaştan kendilerini hissettirmeye başlamıştı. İlk doğumum da, dalgaları hissettikten yaklaşık 24 saat sonra olduğundan, paniklemedim. Dalgalar geldikçe evin içinde çömeliyor, bağdaş kurarak kendimi sağa sola sallıyor ve dalga geçtikten sonra normal hayatıma devam ediyordum. İşte o gece Berrin bize geldi. Canım dostumu arayıp “Bero, sanırım ben ya bu gece, ya da yarın doğururum, gel istersen” dedim. O gün, gündüz, kayınvalidemle Arnavut böreği yaptık. Doğum dalgaları farklı bir hissiyat oluşturuyor insanda. Anlatamayacağım bir hissiyat. Farklı bir kuvvet geliyor insana. Börekleri yaptık, hatta hastaneye gidecek olursak, doktoruma da götürürüz diyerek güldük hep birlikte. Köyde yaşadığımızdan dolayı, şehir merkezine arabayla 30 dk mesafedeyiz. Bu nedenle doktorum, SSVD düşündüğüm için, dalga aralıkları netleşip 10 dakikaya indiğinde yola çıkmamızı salık vermişti. Bu sırada ona da mesaj gönderdim. “Canım Ayla, dalga aralıkları 10 dakikaya indi. Biraz daha bekleyip çıkacağız. Beni hastanede ebe gördükten sonra sana haber veririm. Belki doğum uzun sürer, gece gece kalkıp gelme, bana lazımsın. Öpüyorum, Ayşe.” Doktorum, mesajımı sabah görmüşJ Keşke arasaydın diye kalayladı beni, yine de, ben hala en iyisini yaptığımı düşünüyorum.

Neyse efendim, Cenk (eşim) ve Berrin uyudular. Saat 02.00 sularında artık dalgaların şiddeti de artınca, kayınvalideme “Anne biz artık gidelim” dedim. Yatağında uyuyan Aden’i uyandırıp, “Annecim biz hastaneye gidiyoruz, merak etme, kardeşin sanırım geliyor. Babaannen seninle kalacak. Seni Seviyoruz” diyerek geri yatırdım. Cenk’i ve Berrin’i kaldırdım. Cenk sonradan söylediğine göre, yolu nasıl gittiğimizi hatırlamıyordu. Fethiye Kayaköy’den Fethiye Merkeze inen bir orman yolundan bahsediyorum bu arada. Arabaya bindik, kayınvalidem “Çok inat etme Ayşe, olur mu kızım, yakma canını bak ne olursun” dedi. Sarıldık, öpüştük ve yola çıktık. Yolda birkaç defa “Cenk sakin, bebek henüz gelmiyor, daha yavaş, hadi canım” şeklinde uyarılarımla hastaneye vardık. Nöbetçi ebe açıklık kontrolü yaptı. O da ne: sadece 2 cm açıklık vardı. İşte bu an hüsrana uğramadım dersen yalan söylemiş olurum. Her hamilelik ve her doğumun biricik olduğunu kendine her defasında hatırlatan ben, kendimi, Anka ile Aden’in doğumunu karşılaştırıp hayal kırıklığına uğrarken buldum. Ama nasıldı? Aden’de hastaneye 5,5 cm açılma ile gitmiştim. 4 saatte de tam açıklığa ulaşmıştım. Nedendi? Sonra odamıza yerleştik. Gelenimiz gidenimiz çok olur bizim diyerek en büyük odayı istedik ve yatışı yaptık. Sonra ben, Cenk’le Berrin’e uyumaları gerektiğini, acil bir durumda onları uyandıracağımı, bebeğin gelmesine daha zaman olduğunu ve onlara asıl sabah ihtiyacım olduğunu söyleyip, yatırdım. Sabaha kadar odada, aralıklarla duşa girerek (su inanılmaz rahatlatıyordu), koridorda yürüyerek, çömelerek geçirdim zamanı. Doktorumu 8 cm açıklığa ulaşana dek aramamıza gerek olmadığını nöbetçi ebeye bildirip, ben istemedikçe nst’ye bağlamamalarını ve rutin hiçbir serum, vs. istemediğimi de belirttikten sonra, dalgalarla ve Anka ile baş başa kaldım. Sabah Ayla, olanca sevecenliği ve enerjisi ile geldi. Kontrolde açılmanın 3,5 cm olduğunu, öğlene doğru tekrar geleceğini söyledi. Öğlene kadar, bir şeyler atıştırdım, telefonla konuştum, bolca yürüdüm ve duşa girdim. Çok sıklıkla duşa girdiğimi söyleyebilirim. Öğleden sonra yavaş yavaş kız arkadaşlarım doldurdu odayı. Önce Pınar, sonra Yeşim. Canım kahramanlarım! Yeşim eline bir fotoğraf makinesi almış, her adımı fotoğraflıyor. Biri belime masaj yapıyor, diğeri duşta beni telkin ediyor. Her dalgayla birlikte “Ceeeeenk” sesine yetişen eşim, belime oldukça sert masaj yaparak beni rahatlatıyordu. Saatler 13:30’u gösterdiğinde ikinci büyük hayal kırıklığımla karşılaşacaktım. Açılma olmamıştı. Doğuma kadar geçen sürede ilk ve tek gözyaşım bu sırada yanaklarımdan süzüldü. Doktoruma bakıp: “Olmayacaksa beni hemen sezaryene al, ne olur, Aden’de de bekledim sonuna kadar, olmadı. Olmuyor işte” dedim, ağlıyordum, dünya durmuştu ve ben “Doğuramıyordum!” Ayla bana sarıldı, kulağıma “Ayşe, ben sana ve senin bedenine güveniyorum, bu bebeği normal yollarla doğurabileceğine inanıyorum. Sen bana güvenmiyor musun?” dedi. İşte o an, kısık bir sesle “tamam saat 17.00’ye kadar bekleyelim, sonraki muayenede açılma olmadıysa ne olur al beni sezaryene” dedim. Bir hayal kırıklığını daha kaldıramayacaktım. Söz verdi ve çıktı odadan. Anırarak ağladım. Meğer kendime yapığım onca telkin, “bu bebek sezaryen de doğabilir” demelerimin altında, aslında kendi kendime bir mahalle baskısı yapmışım da haberim yokmuş! Buradan yetkililere (!) sesleniyorum, tüm anne adayları, ne olur doğum şekli konusunda kendinizi şartlandırmayın. Elbette en güzeli doğal yollarla doğurmak lakin sezaryen acil müdahale olarak yapıldığında kurtarıcıdır ve sezaryen olduğu için hiçbir kadın eksik anne değildir!

Saat 17:00’ye kadar dalga aralıkları oldukça sıklaştı. Her yanımda sevdiklerim, bir duşa giriyorum, bir yürüyorum, bir çömeliyorum. Saat 17:00’de mutlu haber geldi. Açılma 5 cm olmuştu. Bu saatten sonra beklememek olmazdı. “Hadi biraz daha dayan Ayşecim, Anka geliyor, Oley!” sesleri ve beni sarıp sarmalayan dost sevgisiyle dolmuştum. Bu sefer tamamdı, bu bebek SSVD olacaktı.

Saat 18:00 itibariyle doktorum artık bizim odaya yerleşti. Dalgalar arttıkça artıyor ve ben artık Doğumistan’a doğru bir yolculuğa çıkıyordum. En son söylediğim şey, “Bu odada doğurabilir miyim?” oldu. O da, gayet sakince “tabii olur, sıkıntı yok” diyerek beni rahatlattı. Yaklaşık 2 saat boyunca, her dalga ile birlikte yatağın başına tutunuyor, ayakta çömeliyor ya da duşa giriyordum. Bu iki saat süresince, sevgili doktorum, “Ayşe, Anka çok inatçı çıktı, başını basmıyor aşağıya, stripping yapacağız, rahim kasların da çok kuvvetli ve çok sert, ben sana yardımcı olacağım” dedi. O andan sonrası saat 20:00’ye kadar flu.. Ayla her dalga ile birlikte ben neredeysem oraya geliyor, elleriyle rahim ağzının açılmasına yardım ediyordu. Burada fazla detaya girmeye gerek yok ama acının tarifi yokJ tabii sonucu da var ki işin, eğer o stripping olmasaydı, bir SSVD hikayem olmayacaktı. Bir parantezi açıp, çok şanslı olduğumu söylemek istiyorum burada. Ebemiz, herkesin hastanede “Ebe Anne” dediği hatta doktorumun bile “Abla” diye hitap ettiği 25 senelik bir ebeydi ve inanılmaz sevecen, gelip saçımı okşayan, en zor anımda “gök gürlemezse, yağmur yağmaz kızım, sende bu azim oldukça, bu bebek gelecek” diyen canım Ebe Anneme de nasıl teşekkür etsem bilemiyorum. Ve tabii kahramanlarım! Neyse, saat 20:00’de son kez duşa girdim, Cenk duşta belime masaj yaptı ve duştan çıkınca artık doğumhaneye insek daha iyi olur dedi doktorum. Biz, yani tüm ekip, doğumhaneye indik. Sanıyordum ki, sadece Cenk girecek benimle, herkes dışarıda kalacak. Aslında kızlar da öyle sanarak ama resmen kendilerini kaptırarak peşimizden gelmişlerdi.  Doktorum kapıda, “E ne bekliyorsunuz kızlar, hadi içeri” dedi. Sonuç olarak, doğum sırasında hastane ekibi 2 kişi biz ise 5 kişiydikJ Bir yanımda canım dostum, bir yanımda eşim, ayak ucumda bir dostum daha..birininse elinde fotoğraf makinesi..bir yandan “Ikın Ayşe, hadi” sesleri, bir yandan “başaracaksın, çok az kaldı, biliyorsun” gazları..saat 20:15 gibi uyumuşum masada. Cenk çok korkmuş, doktorum hemen sakinleştirmiş, “birazdan bebek gelecek, çok kuvvetli ıkınması gerekecek, vücudu kendini dinledi, uyusun bırak” demiş. Gerçekten de o 2 dakikalık uyku beni kendime getirdi sanki. Doğumdan 15 dakika önce, saat 20:20’de dalgalar kesildi birden. Aniden ama! Hiçbir şey olmamış gibi konuşuyoruz. Ayla diyor ki: “Ayşe, sana bir şey itiraf edeyim mi? Doğumhaneye inerken ekibe mesaj attım, tetikte olsunlar diye. Ama artık sona geldin, oldu bu iş canım!” Ve son dalgalar, ara vermeyen, ardı arkasına 3-4 belki de 5 dalga…Arada doktorumu duyuyorum “Ayşe, başı elimde, çok saçı var, yoruldun mu, itebilecek misin yoksa minik bir kesi atayım mı?” O anda, neden insanın doğum yaptığı doktorunun çok önemli olduğunu anladım işte! Soruyordu! Benim bedenime bir şey yapmadan önce soruyordu..O kısacık anda bunu düşündüm ve “Sen bilirsin, hemen gelir diyorsan, yap epizyoyu ve çıkar artık Anka’yııııı” dedim, sanırım demedim , çığlık atmış da olabilirimJ ve kesiden sonra, 5 dakika kadar sürekli ıkındım. Doktorumun dediğine göre, şimdiye kadar hiç o pozisyonda doğum yaptırmamış. Ayaklarımı ellerimle tutup bacaklarımı iki yana açarak, ayaklarımı kendime çekip var gücümle ıkındım! Sonrası mı? Etrafımdaki herkesin bir adım geriye sıçradığını gördüm önce, herkesin eli ağzında, hepsi ağlıyor..Bense sadece şunu diyorum “Doğdu, vallahi doğdu!” sürekli bu kelimeyi tekrar ediyorum. Nasıl bir bilinçaltıymış arkadaş! E doğmayacak mıydı? Elbette doğacaktı! Öyle bir inanamamazlık..Hemen göbeğime koydular, çıktığı an kakasını yapıp, zamanlamada ne kadar dakik olduğunu gösterdi. Yaklaşık 20-25 dakika kaldık öylece..Dostlarım, eşim…Hep birlikte karşılamıştık minik Anka’yı..İyi ki gelmişti, hoş gelmişti..Sonra babası göbeğini kesip, göbek adını “Şahzaman” koydu..Zamanlara hükmetsin dedi keserken..Ben hop diye masadan kalkıp, geceliğimi değiştirdim. Ve bence tüm doğumun en şahane anı, doktorumla birbirimize sarıldığımız o an! Ağlamaya başladım. Onlar benim kahramanlarımdı! Onlar olmasa, ne bu doğum bu kadar mükemmel olurdu, ne de ben bu denli cesaretli…

İşte böyle, biliyorum biraz uzun oldu ama özellikle SSVD konusunda yazmak istedim. Doğru doktor, doğru ebe, biraz cesaret ve aslında her şeyi vücudun kendi sesine bırakmak..Zor muydu, eh biraz..Ama hayatım boyunca asla unutamayacağım bir anı olarak kafamda, yüreğimde..Bir insanın doğuşuna tanıklık eden, yürekli ve can dostum kadınlar..Onlar olmasaydı, eksik kalırdım..Hiçbiri doğum yapmamış olmasına rağmen, buna cesaret eden güçlü kadınlarım! Ve harika doktorum, dostum, “iyi ki”m, Ayla’cım..ve ebemiz..ve tabii ki Cenk! Şimdi her şey hayal gibi..hepimiz için..daha güzel zamanlar görmek umuduyla..

                                                       








1 Yorum


emerya

Çok güzel anlatmışsınız. sanki oradaymışım gibi oldu

Yorum yapmak için üye ol