Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/08/2013 19:13:00

Ya olamaz ya, kitabım iş yerinde kalmış. 15-20 sayfam kalmıştı. Ben de okuyayım diye çıkarmak istedim, yok. Üzüldüm şimdi.

 

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/09/2013 05:57:00

Eda basla sen bence. Guzel aciyor ve toparliyorsun sen

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/09/2013 06:13:00

Efe uyuyunca toparlamaya calısayım Banu'cum.

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/12/2013 10:06:00


Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 16:07:00

Ben bir yazabilsem yazmayi dusundugum sey bu duruma da aciklama olabilir belki ama yazana kadar ben de unutacagim :)

Sunu soyleyeyim. Bence d: hicbiri :)

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 16:27:00

Kitabı yazın okudum. Barnes'in diğer kitaplarından çok daha farklı geldi bu. Gerçi diğerlerinde de hafızanın yanıltıcılığı, taraflı bakış açısı, bilinmeyen detaylar vardı ama bu kitap farklıydı.


Örneğin tam olarak ne olduğunu anlamak çok kolay değil. Bitirince yorumları da okumuştum, çok farklı düşünenler var. Mesela çocuğun Tony'den olması (Veronica'nın kardeşi olduğunu öğrendikten sonra) benim aklıma gelmemişti. Bana göre A.'nın. (Ama A.Yı Sara'ya yönlendiren Tony, mektubuyla yani dolaylı olarak sorumlu.)Başka değişik yorumlar da vardı. O noktada şu ortaya çıkıyor. Kitabı bitirince, tamam ya bitti diyemiyor insan. En azından geriye dönük tekrar bir düşünmek gerekiyor.

Tony anlatıcı olarak zaman zaman kıl, çoğu zaman sempatik bile. Ama sonu okuduktan sonra bende oluşan his "Veronica'ya karşı doldurdun bizi ama kimbilir sen de neler yaptın, hiç söylemiyorsun?" gibi bir şeydi:) Ama bu da şu soruyu getiriyor tabi. Biz kötü okuyucuların gözünden neler kaçtı Tony'yi dinlerken. Aynı kötü okumayı kendi hayatlarımıza da yapıyoruz. Dönüp dönüp kendimizi haklı çıkarırken, sıradan insanın vahşi huylarını, kırdığı kalpleri, anlayışsızlıklarını, kendi kirli yüzümüzü görmezden geldiğimizi anlıyoruz. Bu anlamda kitabı ben çok sevdim. Ne tarihe, ne kendi anlatına güvenemezsin. Hani kitabın başındaki teoriyi uygulamalı olarak okuyucuya yaşatmış. 



Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 17:04:00

Ben okurken "su sayfaya tekrar bak" gibi notlar alıyorum ya da ilgimi ceken cumleleri yazıyorum tabi normalde okurken not almam ama kitap kulubunde tartısacaksam yapıyorum boylelikle toparlamak daha kolay oluyor. bir de fazla vakit gecirmeden kitap bittikten bir hafta icinde biraz sindirdikten sonra en iyi yorumlar cıkıyor. ha tabi sonucta burası akademik bir platform degil sadece okurken size hissettirdiklerini bize yazsanız bu kulup amacına ulasır gibi geliyor. ama tabi takdir sizlerin.

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 17:18:00

Passenger bu arada çok derli toplu yazmışsın, eline sağlık.

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/17/2013 17:38:00

tesekkur ederim Deniz:)

Ynt: Şubat ayı kitabı / Bir Son Duygusu - Julian Barnes

03/18/2013 09:05:00

Bir süredir yazmak istiyorum ama bir türlü fırsat bulamadım. Aslında Eda'dana sonra yazmak her türlü biraz sığ kaçabilir. Ben önceden iyi okuduğumu sanıyordum. Çocukluğumdan beri okuduğum kitaplardan mutlaka bir şeyler saklamaya çalışırım. Hoşuma giden cümleleri yazarım. Eskiden yazar hakkında bilgileri, özetini ve karakterleri de yazardım da artık o kadar detaya giremiyorum. Bu amaçla tuttuğum, biriktirdiğim defterlerim var. Ama burası bana daha bütünlüklü bakabilmenin yollarını da öğretecek sanırım. Kitaplar cümlelerden ibaretse de yalnızca cümleler değil sonuçta.

Bir Son Duygusu bittikten sonra yeniden başa dönmeyi, başta anlayamadıklarını anlamlandırmaya çalışmayı gerektiren bir kitap bence. Ben biraz not aldığım cümleler üzerinden yorumlamaya çalışacağım. 

Taa en başında, başlarken yazmış zaten Barnes Tony'nin ağzından. Anımsanan minik anların ne kadar çok şey sakladığını. Tabi başata anlayamıyoruz. Eda bunlardan bahsetmiş. Yeniden yazmayacağım. Ama bence kitabın özü şurada söze dökülmüş: 
8/ "Bu sonuncusu gerçekte gördüğüm bir şey değil, ancak sonunda anımsadığınız şeyler tanık olduklarınızla her zaman aynı olmuyor. 
Zaman içinde yaşıyoruz-zaman bizi tutuyor ve kalıba döküyor- ama ben bunu çok iyi anladığımı asla hissedememişimdir. Zamanın nasıl bükülüp karşıt doğrultuda aktığı ya da bir başka yerde paralel versiyonlar halinde var olabildiğine ilişkin şu kuramlardan da söz ediyor değilim. Hayır, ben olağan, gündelik zamandan, duvar ve kol saatlerinin: tik-tak, tık-tık diye, bize düzenli olarak geçmekte olduğu duygusunu verdiği şeyden bahsediyorum. Bir yelkovandan gerçeğe daha yakın bir şey var mıdır?"

Sanırım söylenmek istenen bu tüm kitap boyunca. Zaman akıp giderken bize kalan herkesin biraz da kendi kafasında yarattıkları oluyor. Çok önceleri bir film seyretmiştim. Sanırım bir Japon filmiydi, adını falan da hatırlamıyorum. Bir cinayeti üç kişinin gözünden anlatıyordu. Katilin, ölenin ve sevgilisinin. Hepsi tamamen farklı anlatıyordu olayı ve Nasreddin Hocanın hikayesindeki gibi hepsi de haklıydı:) Bu biraz doğru galiba. Herkes anılarını saklarken kendi haklılık süzgecinden geçirerek saklıyor. Tony'e olan da biraz buydu. Biz hep onun ağzından dinledik ama hikayenin başka kahramanlarının anlatması halinde bambaşka bir tablonun ortaya çıkacağının da ipuçları vardı kitapta. 

Hemen sonrasında bir yerlerde:
9/ "Kargaşa vardı hocam" (VIII. Henry'nin hükümdarlık dönemini tanımlaması istenince Marchall) demiş Marchall. Bu kapanış cümlesi de olmuş kitapta. "Büyük kargaşa var" diye bitmiş kitap. Tüm yaşananları, hayatı, dönemleri kargaşa olarak tanımlamış. Aslında biraz da öyle, hepimiz kendi çapımızda kargaşalar yaşıyoruz, kimi tarih kitaplarına girecek kadar derin olabiliyor kargaşaların, kimi de kişilerle birlikte silinip gidiyor. 
 
Not aldığım cümlelerden biri de: 
10/ "Üçümüz kurduğumuz bağın bir simgesi olarak, kol saatlerimizi yüzü bileğimizin içine dönük gelecek şekilde takardık. elbette bir özentiydi bu ama belki de daha fazla birşeydi. Zamanı kişisel, hatta gizli birşey gibi duyumsamamızı sağlıyordu." 
Ben de saatimi hep böyle takarım. Ama hiç böyle bir tanımlama yapmamıştım, hoşuma gitti.

Yine zamana dair ve anıların nasıl bellekte farklı yerler işgal ettiğine dair şu paragraf da önemli bence:
63/ "Yapmayı başaramadığınız şey, ileriye bakmak ve sonra da kendinizi o gelecek noktasından geriye bırakırken hayal etmek. Zamanın getirdiği yeni heyecanları öğrenmek. Söz gelimi hayatınıza tanık olanlar azalırken, şimdi ya da bir zamanlar ne olduğunuz hakkında daha az doğrulama, dolaysıyla daha az kesinlik olduğunu keşfetmek. Düzenli olarak kayıt tutmuş olsanız bile-sözcükler, sesler ve resimlerle- yanlış türden bir kayıt tutma işine girişmiş olduğunuzu fark edebilirsiniz. Adrian'ın alıntı yaptığı cümle neydi? "Tarih, belleğin kusurlarının, belgelemenin yetersizlikleriyle buluştuğu noktada üretilen o kesinliktir""  

63/ "Biz gençken otuz yaşın üzerindeki herkes orta yaşlı, ellinin üzerindeki herkes ihtiyar gözüküyordu. Ve geçip giden zaman o kadar da yanılmadığımızı doğruluyor. Gençken son derece kesin ve kaba olan yaş farklılıkları, aşınıp gidiyor. Sonuçta hepimiz aynı kategoriye ait oluyoruz, genç olmayan kategorisine". 
Benim de zaman zaman düşündüğüm bir şeydir bu. Mesela annem kardeşim doğduğunda 30 yaşındaydı. Onu çok büyük, hatta yaşlı buluyordum yedi yaşındaki halimle. Ama şimdi 40'a yaklaşırken kendimi halen çok büyük göremiyorum. Ama genç olmayan kategorisinde olduğum da çok açık:) Bir de küçükken gidilen yerler örneğin. İlk okuluma yıllar sonra gittiğimde aslında ne kadar küçük bir bina olduğuna öyle şaşırmıştım ki. O hayalimde, belleğimde kocaman bir bina gibi duruyordu ama gerçeği şaşırtmıştı beni.  

72/ "Avukat gibi birisi ile konuştuğunuzda, bir süre sonra kendiniz gibi görünmekten çıkıp onun gibi göründüğünüz hiç dikkatinizi çekti mi?"
Bu cümle de mesleğim nedeni ile dikkatimi çekti. Bunun için sizlerden yanıt bekliyorum. gerçekten öyle mi? Neden acaba?

Bu kısım da bilmeye, öğrenmeye, yaşanmışlığa dair. İnsan ne kadar tecrübe biriktirirse, o kadar rahat oluyor galiba hayatta. 
85/ "Gerçi yaşın bizi yumuşatmasını niçin bekliyoruz ki? Erdemleri ödüllendirmek yaşamın işi değilse, onun sonuna doğru bize uyarılarda bulunmak, rahatlık duyguları vermek niye yaşamın işi olsun? Nostalji olası hangi amaca hizmet edebilir?
Avukatlık stajı yapan ama sonra hevesini kaybedip bu işi hiç yapmayan bir arkadaşım vardı. Bana, boşa harcanmış bu yılların bir kazancının artık hukuktan da avukatlardan da korkmamak olduğunu söylemişti. Böyle bir şey daha genel olarak da oluyor, öyle değil mi? Ne kadar çok öğrenirseniz, o kadar az korkuyorsunuz. Akademik çalışma anlamında öğrenmek değil de pratik yaşam anlayışı içinde öğrenmek."


92/ "Ben köprünün güzel olduğunu düşünüyordum. Sallanmasından da hoşlanıyordum. Ayaklarımızın altının sağlam yere basmadığının ara sıra bize anımsatılması gerekiyormuş gibi geliyordu bana."
Bu da galiba ara sıra kaybedebileceğini düşünmenin elindekilerin kıymetini bilmeni sağladığına dair bir göndermeydi.

Kitapta göndermeler çok zaten. En başta öyle başlıyor, bazı şeyler çağrışım yolu ile anlatılmak istenmiş. Bunlar da biraz karmaşıklaştırmış sanki. Açıkçası ben başlarda çok netleştiremedim kafamda ne anlatılmak istendiğini. Sonlara doğru daha da şekillendi. Sonu da oldukça şaşırtıcıydı benim için. Hala da emin değilim anladığım şeyin doğru olup olmadığına. Veronica'nın annesi Adrian'ın çocuğunu doğurmuş diye anladım ama doğru mu bilmiyorum. Yine de Veronica'nın annesinin neden Tony'e miras bıraktığını ve neden buna kan parası dendiğini. Adrian'ın günlüğüne hiç ulaşılamamış olması da ayrı bir muamma. Keşke biraz olsun okunabilseydi o günlük. Benim gibi kafası karışanlar için aydınlatıcı olabilirdi:)

Şimdilik böyle diyeyim. Biraz daha konuşmaya ihtiyaç var gibime geliyor. Yazanlar olursa belki ben de yeniden yazarım. 
 


Cevabın:


Tartışmaya katılmak için giriş yap. Kayıtlı değilsen, bize katıl ve çocuklu hayatını kolaylaştır. Nurturia hakkında daha fazla bilgi için tıkla
Film/Kitap Kulübü

Tamamen Ücretsiz

Kaydol Tecrübeli anne ve babalardan yardım al. Sen de yardım et. Anı defteri, fotoğraf albümü, sorular, gruplar...