Çocukla Empati

Cevhersende soruyor: 8

Çocukla empati kurmak için veya genel olarak empatinin ön şartı ne olmalıdır?

Bu soruyu cevapla


8 Cevap


mustafamami

kaç yaşında bir çocuktan bahsediyorsunuz? 


Cevhersende

Merhaba

Cevabınız için tesekkürler. Çocuk hep çocuk diye uzman bir abimizin kitaplaştırdığı görüşten yola çıkarak; empati kurmak isteyen kişiye göre yaşam deneyimi az, kendi seçimlerini yapmaya hazır olmayan, devamlı yardıma ihtiyacı olan, özbilinci oluşma aşamasında olan her yaştaki bireyi kastediyorum.

Yaşın önemi boylece kalkıyor çünkü az evvel saydıklarım hayatın belli aşamalarında yetişkin olan bizler için de geçerli.size gore empatide yaşı ön etken olarak önemli kılan nedir?


mustafamami

tecrübe... ama herşeyden önce insan empati kurmak istemeli. karşısındaki iki yaşındaysa ona göre, oniki yaşındaysa ona göre düşünmeli. ben ne annesi ne de babası kendisiyle empati kurmayan biriyim. hala da bu böyle. bu eskiden çok yorucu ve bunaltıcıymış şimdi anlıyorum. zaten 21 yaşında iş bulup evden ayrılıp başka bir şehre taşındım. yıllarca fazla görüşmedik. şimdi torun olduğu için daha sık görüşüyoruz. hala da aynılar, benim çocukluğumda yapmadıklarını benim çocuğum için de yapmıyorlar... 3-4 günde bunalıyorum... 


kendimizden küçükleri anlayabiliriz, çünkü o yaşı geçirmişizdir ve tecrübemiz vardır. ama şu an 36 yaşındayım, 70'li yaşları anlayamıyorum, yaşlılık nasıl birşey bilmiyorum. yaşın önemi bence bu...  


asyagezgini

Genel olarak empatinin ön şartı dinlemektir bana göre.Yani karşınızdakini gerçekten dinlemek,can kulağıyla dinlemek,dinliyormuş gibi yapmamak.Gerçekten dinlediyseniz karşınızdakinin ne hissettiğini de hissedebilirsiniz.Ve ne yazık ki günümüzde hiç kimse kimseyi dinlemiyor,sadece dinliyormuş gibi görünüyor.Dolayısıyla empati yapabilen insan sayısı da çok azaldı.Ayrıca empati kurabilmenin tek şartı da bu değildir tabi,kendinizi karşınızdakinin yerine koyabilecek kadar da yüreğinizde bazı güzel hislerin kalmış olması gerekli.Bunlar cesaret,sevgi,merhamet,incelik,anlayış,hoşgörü,şefkat vs gibi duygular...



sLnKA

3-4 yaş ve sonrası çocuklar için ve yetişkinler için elbette ilk ve en önemli nokta karşıdakini dinlemektir, empati için. Dinleyeceksin ki kendini onun yerine koyabilesin.

Ancak 3 yaş öncesi çocuklarda bundan söz edemeyiz. Dinliyor anlıyor bile olsalar empati duyguları olmadığı için onlardan böyle bir geri bildirim alamayız. En fazla dinlemenin önemini anlatmaya çalışarak ileriki yaşlarına yatırım yapabiliriz.

Bu noktada çocuklarda empatiden bahsederken yaşın önemi var.


mustafamami

asyagezginine katılıyorum. dinlemek birinci şart ve dinlediğini anlayıp uygulamaya koymak. karşısındakinin hassasiyetlerine özen göstermek. 


Ervinveannesi

Empati becerisini iyi kullanabilen ebeveynler, iyi bir dinleyici olmalarının yanı sıra, çocuklarının dile getirmediği duygularını da sezebilir, bakış açılarını kavrayabilir olmalı..


Cevhersende

Merhaba sevgili arkadaşlar, 


cevapları toparlarsak şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor:

Empatinin ön şartı olarak

  • empatiye istelilik, empati kurmaya hazır olmak,
  • empati kurulacak kişinin bazı özelliklerini dikkate almak (yaşı gibi)
  • dinlemek: Karşımızdaki kişinin anlattığı olayın da arkasına odaklanmak. Bizim aile danışmanlığı ya da veli koçluğunda "derin dinlemek" diye adlandırdığımız "peki bu insan gerçekte ne istiyor?" sorusuyla dinlediğimiz durum,
  • Güzel hislerler, olumlu bir dinleyici olmak. 
  • Cesur dinlemek,
Peki bu saydıklarımızdan da önce şunun hakkında ne düşünürsünüz?:

İnsanın, empati gücünde yetkinlğini artırabilmesi adına en başta kendini tanıması ve kendisiyle empati kurabilmesi önemlidir. Bu size nasıl  geliyor?

Bununla kastettiğim şudur: Kendini tanımayan insan güçlerinin ve hallerinin farkında değildir. Yaşadığımız hayat bize bugün iyi bildiğimiz davranışları da (empati gibi) sınırlı bir algıyla algılamamızı söylüyor. Bir çoğumuz sıklıkla şunlara benzer empati hatalarını yaparız: 

Aşırı empati kurmak çok fazla özdeşleşip karşımızdaki kişinin anlattığı, odaklandığı konunun tuzağına düşmek ve aynı duyguyu kendimize bulaştırmak; 
Yardım etmeye fazla hazır olmak: Anlatıcının konusunu anladığımızı sanarak hemen harekete geçip yardım etmeye çalışmak
Durumu fazla psikolojik açıdan ele almak: Anlatıcıyla ilgili çıkarımlarda bulunarak, empati gücümüze fazla güvenerek farkında olmadan sorunu anladığımızı varsayıp çıkarım görünümünde iyi niyetli yargılar oluşturmak. 

Kendimizi tanıdığımızda hisleri tanırız. (Hisler yoğunlukları değişmekle birlikte aynı şeylerdir. Bin yıllardır biz insan soyu aynı hislerle yaşıyoruz. ) 

Kendimizi tanırsak, hangi - çocukken dahi- çaresiz durumlarda nasıl başardığımızı hatırlar, kendimizi motive etmenin (gaz vermenin değil) somut yollarını öğreniriz. 

Ya da nasıl başaramadığımızı hatırlar ve kaydederiz. 

Kendimizi tanırsak, ihtiyaçlarımızı anlarız (insanların ihtiyaçları farklıdır ama ihtiyaçların neler olabileceği konusunda kendi ihtiyaçlarımıza dair farkındalık bizim eteğimizdeki yardım taşlarını artırır.) 

Kendimizi tanırsak, şeffaflaşır ve sakin olur, kendimize karşı şevkatli davranmaya başlarız. Bu hepimizin insan olarak tanıdığı, içhuzur hissidir. Bu da bizim yaşarken ve tabii ki dinlerken an'da kalmamızı sağlar. Dinlerken o "an" zaman ve mekan duygusundan koptuğumuz anlardır. İnsanların içi ve cevherleri bize kendini birer birer açar. Kendi bendimizi aşar, farz ve zanlarımızdan sıyrılız. Farzetmez, zannetmez ve sorarız. 

Kendimizi tanırsak, güzel hisler bizi sarmalar. Çünkü sadece güzel hisler vardır. Bizim kötü diye adlandırdığımız hisler (öfke, nefret, kin, kıskançlık...) iyi ve faydalı bir hissin yönetilmeyen halidir. 

Kendimizi tanırsak insanın başka konular için önemli olan yaşı ve deneyimi gibi etkenlerden önce her insanın eşsiz bir şekilde donatıldığını ve doğru yaklaşıldığında onun her şeyi başarabileceğinie inanırız. Böylece varoluşa güvenir. Karşımızdakinin yaradılış gücüne güvenmek bizi cesur olmaya ve cesur sorular sormaya sevkeder. Böylece empati sadece aynı fikirde ya da anlayışta olmaya bağlanmış olmaz. Cesur empatikler, dinlediği kişiye meydan bile okuyabilir.

Kendimizi tanırsak, ayna olmaya başlarız. Karşımızdaki anlatıcının anlattıklarından neler aldığımızı nötür bir dille ona geri yansıtırız. Dilimizde karamsar kelimeler değil olumlu ve yapıcı cümleler dans etmeye başlar.

Kendimizi ve öz cevherimizi tanırsak, hepimizin bu öz cevherin bir parçasını içimizde barındırdığımızı görürüz. Bu özcevherin ancak hareketle ışıldadığını, hareket ettikçe çözümleri bulabildiğimizi daha rahat hatırlarız. Bu cevherle yapabileceklerimizi görüp anlatıcının harekete geçmesi için onu harekete davet ederiz. Top hep anlatıcıda kalır ve biz konuşmanın sonuna doğru şu soruyu sorarız: 

Senin için bu denli önemli olan bu konunun çözümünün sende olduğunu ve bu sorun çözüldüğünde hangi güzel hisleri edineceğini ve hangi kazanımların olacağını anladın. Bunun için ne yapmaya hazırsın?

Bir çoğumuzun günlük koşuşturmalar içersinde nadiren yakalayabildiği bir sunulan ve alınan empati doyumundan bahsettim. Ben empati kurdum ve birinin bir sorununu çözmesinde ona destek oldum diyebildiğimiz konuşmaları hatırlayın. O konuşmaların en iyi bildiğiniz duygular üzerine olduğunu hatırlayacaksınız. Bu konuşmalarınızın sonucunda hemen sonunda anlatıcınızın o konuşmadan ferahlama, kendine inanç, kendine şevkat ve çözüm amacıyla kendi kendine verdiğini bir sorumlulukla ödevle ayrıldığını da hatırlayacaksınız.

ne dersiniz?



Cevaplamak için Üye ol